ACIYI ÖZGÜRLÜK SANAN YORGUN KUŞAK
Bizim kuşak acıyı çok erken öğrendi. Sevinci erteleyip, sabretmeyi yüceltti.
Sustu, dayanmayı karakter sandı. Ve zamanla fark etmeden acıyı bir kimliğe dönüştürdü.
“Acı çekmek özgürlükse” diyen bir dil bu yüzden bu kadar tanıdık geliyor. Çünkü biz özgürlüğü hep bedel üzerinden tanımladık. Gülmek ayıp, mutlu olmak geçici, huzur ise şüpheliydi. Sevmek bile bir yarışa döndü: Kim daha çok özledi, kim daha çok yandı,
kim daha geç vazgeçti…
Oysa kimse şunu sormadı:
Acı çekmeden yaşamak mümkün müydü?
Ve mümkünse, neden bunu hiç denemedik?
Belki de en büyük yalan şuydu:
Acının insanı büyüttüğü.
Hayır.
Acı büyütmez, sertleştirir.
İnsanı hayata değil, hayatta kalmaya alıştırır.
Bugün etrafımıza baktığımızda
çok güçlü görünen ama
çok yorgun insanlar görüyoruz.
Çünkü özgürlük sandığımız şey
aslında uzun bir tükenişti.
Belki artık şunu kabul etmenin zamanı:
Özgürlük acı çekmek değil.
Özgürlük, acıya mahkûm olmadığını fark edebilmektir.
Ve belki de
ilk defa
acıya tutunmadan
yaşamayı denemeliyiz.
— Sezgin Demir

