Yaş alma, sadece zamanın geçmesi demek değildir..

Yaş almak, sadece zamanın geçmesi değildir...

Yaş almak; takvim yapraklarının sessizce eksilmesi, saçlara birkaç tel beyazın düşmesi ya da aynadaki çizgilerin çoğalması değildir. Asıl yaş almak; insanın her geçen gün biraz daha kendini tanıması, hayatın öğrettiklerini yüreğinde biriktirmesi ve her tecrübeyle biraz daha olgunlaşmasıdır.

Çocukken büyümeyi isteriz. Gençken zamanın hiç bitmeyeceğini sanırız. Yıllar geçtikçe ise anları biriktirmenin, sevdiklerimize daha sıkı sarılmanın ve hayatın aslında ne kadar kıymetli olduğunu öğreniriz. Çünkü yaş, insana sadece yılları değil; sabrı, özlemi, mücadeleyi, kaybetmeyi, yeniden başlamayı ve en önemlisi umut etmeyi öğretir.

İnsan bazen en büyük derslerini kazandığı günlerde değil, kaybettiği günlerde alır. En derin olgunluğu alkışlar arasında değil, sessiz kaldığı gecelerde kazanır. Kırıldığı yerlerden güçlenmeyi, düştüğü yerlerden yeniden ayağa kalkmayı öğrenir. İşte yaş almak dediğimiz şey de tam olarak budur; hayatın bizi şekillendirmesine izin verirken, özümüzden vazgeçmemeyi başarabilmektir.

Her yaşın kendine ait bir güzelliği vardır. Gençlik cesaret verir, orta yaş sorumluluk yükler, ilerleyen yıllar ise insana bakış açısı kazandırır. Dün uğruna üzüldüğümüz birçok şeyin bugün ne kadar önemsiz olduğunu fark ederiz. Bir tebessümün, içten edilen bir selamın, dost sohbetinin ve sağlıkla geçen sıradan bir günün bile ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlarız.

Yaş almak, yalnızca kendimiz için yaşamak da değildir. Geride bırakacağımız izleri düşünmektir. Bir çocuğun yüzünde tebessüm olabilmek, bir yaşlının duasında yer almak, bir ağacın gölgesini hiç tanımayacağımız insanlara bırakabilmek, bir canlının hayatına dokunabilmek... İşte insanı gerçekten yaşatan bunlardır. Çünkü ömür, sadece tüketilecek bir zaman değil; anlam bırakılacak bir yolculuktur.

Hayatın sonunda kimse kaç yaşında olduğunu hatırlamayacak. Ama nasıl bir insan olduğunu, hangi gönüllere dokunduğunu, hangi yaraları sardığını, hangi zorluklara rağmen dimdik ayakta kaldığını hatırlayacaklar. İnsan, malıyla mülküyle değil; karakteriyle, vicdanıyla ve ardında bıraktığı güzel hatıralarla yaşamaya devam eder.

Bu yüzden yaş almaktan korkmamak gerekir. Korkulması gereken şey, yılların geçmesi değil; geçen yılların bize hiçbir şey katmamasıdır. Her yeni yaş, yeni bir başlangıçtır. Yeni bir umut, yeni bir hedef, yeni bir iyilik için verilen fırsattır. Önemli olan kaç yıl yaşadığımız değil; yaşadığımız yıllara ne kadar anlam, emek, sevgi ve insanlık sığdırabildiğimizdir.

Çünkü bazı insanlar seksen yıl yaşar ama geriye tek bir güzel iz bırakmaz. Bazıları ise kırk yılda öyle bir ömür yaşar ki, adları gönüllerde nesiller boyu yaşamaya devam eder.

Unutmayalım...

Yaş almak, sadece zamanın geçmesi değildir. Yaş almak; hayatı anlamak, insan kalabilmek, vicdanını kaybetmemek ve geride "iyi ki tanımışız" dedirtecek bir iz bırakabilmektir. Takvimler yaşımızı yazar, ama gerçek yaşımızı; karakterimiz, emeklerimiz ve insanlığa kattığımız değer belirler.

Sezgin DEMİR 
Gazeteci Köşe Yazarı