HER İNSANIN BİR ÖYKÜSÜ VARDIR – III
Zamanın Omuzlarında Bir İnsan
İnsan, zamanı ölçmeyi öğrendiği günden beri onu durdurmanın yollarını aradı. Kum saatleri yaptı, takvimler hazırladı, saat kuleleri inşa etti. Fakat ne kumun akışını durdurabildi ne de zamanın sessiz yürüyüşünü...
Zaman, dünyanın en adil gücüdür. Hiç kimseye ayrıcalık tanımaz. Zengine de aynı hızla akar, yoksula da. Çocuğun avuçlarında oyun olur, yaşlının gözlerinde hatıra... Genç için sonsuz gibi görünen yıllar, yaş aldıkça bir sonbahar yaprağı gibi avuçların arasından kayıp gider.
İnsan, çoğu zaman yaşadığı anın değerini onu kaybettikten sonra anlar. Çocukken büyümek isteriz. Büyüdüğümüzde çocukluğun peşinden koşarız. Çalışırken dinlenmeyi özleriz; dinlenirken üretmenin heyecanını... Hayat, elimizdekini değil, çoğu zaman kaybettiğimizi fark ettiren sessiz bir öğretmendir.
Geçmiş, omuzlarımızdaki görünmeyen bir bohçadır. İçinde çocukluğumuzun kokusu, ilk heyecanlarımız, ilk kırgınlıklarımız ve unutulduğunu sandığımız nice anı vardır. İnsan nereye giderse gitsin, geçmişini de yanında taşır. Çünkü geçmiş, geride bırakılan değil; insanın karakterine dönüşen zamandır.
Ne var ki geçmişte yaşamak da geleceğe esir olmak kadar yorucudur. Sürekli "Keşke..." diyenler, bugünü kaçırırlar. Sürekli "Bir gün..." diyenler ise bugünü erteleyerek ömrü tüketirler. Oysa hayat, yalnızca içinde bulunduğumuz andır. Dün artık bir hatıradır, yarın ise henüz yazılmamış bir ihtimal...
Belki de zamanın bize verdiği en büyük ders, hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmeyeceğidir. Sevinçler de geçer, acılar da... Baharlar nasıl sonbahara dönüşüyorsa, en uzun geceler de sonunda sabaha ulaşır. İşte umut tam da burada doğar. Çünkü değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.
İnsan bazen yılları yaşar, bazen de yıllar insanı yaşar. Önemli olan takvimlerden kaç yaprak düştüğü değil; o yapraklara kaç anlam sığdırabildiğimizdir. Kimi seksen yıl yaşar ama geride tek bir güzel iz bırakmaz. Kimi kırk yılda öyle bir hayat yaşar ki adı, tanımadığı insanların dualarında yaşamaya devam eder.
Zaman bizden yalnızca yaş almamızı istemez; olgunlaşmamızı ister. Her geçen yıl biraz daha anlayışlı olmayı, biraz daha affetmeyi, biraz daha insan kalabilmeyi öğretmelidir. Eğer yıllar yalnızca saçlarımızı ağartıyor, ama yüreğimizi büyütmüyorsa, zamanın hakkını verememişiz demektir.
Bir gün hepimiz dönüp ardımıza bakacağız. O gün sahip olduğumuz eşyaları değil, paylaştığımız sevgiyi hatırlayacağız. Kazandığımız paraları değil, dokunduğumuz hayatları düşüneceğiz. Çünkü zaman, sonunda her şeyi elekten geçirir; geriye yalnızca insanlık kalır.
Belki de bu yüzden hayat aceleye gelmez. Bir çiçeğin açması, bir dostluğun büyümesi, bir yaranın iyileşmesi ve bir insanın olgunlaşması zaman ister.
Ve zaman, sabırlı olanlara en güzel hediyesini verir: Kendini tanımış bir ömür...
Çünkü insanın gerçek yaşı, nüfus cüzdanında yazan sayı değildir. Gerçek yaşı; kaç acıdan ders çıkardığı, kaç umudu yeniden yeşertebildiği ve kaç kalbe dokunabildiğidir.
Zaman akıp gider. Mesele onu durdurmak değil, onunla birlikte anlamlı yürüyebilmektir. Günün sonunda geriye yalnızca şu soru kalır:
"Geçen yıllar seni yalnızca yaşlandırdı mı, yoksa gerçekten büyüttü mü?"
Sezgin DEMİR
Gazeteci Köşe Yazarı

