GÜN EŞ

Bugünün hiç geçmesini istemiyorum. İçim öyle neşe dolu ki sanki göğsümün içine ikinci bir güneş doğmuş. Yoruldum, hem de çok yoruldum ama değdi. Çünkü bugünü ben eşerek doğurttum. Kolay mı doğuyor gün dediğin? İnsan bazen elleriyle, bazen alnındaki terle, bazen de ruhunun en dip yerini kazıya kazıya çıkarıyor sabahı karanlığın içinden.
O yüzden bugün benim gözümde sıradan bir gün değil. Emek verilmiş bir gün. Sahiplenilmiş bir gün.
Güneşe söyledim: “Kaytar! Sağa sola hareket edip durma. Bekle biraz. Dur yerinde!..”
Çünkü bazı günler geçmemeli insanın elinden. Bazı anlar olduğu gibi kalmalı. İnsan ömrü boyunca kaç kere böylesine diri hissedebilir kendisini? Kaç kere burnuna dolan çiçek kokularını bir cennet müjdesi gibi içine çekebilir? Kaç kere sadece yaşadığı için sevinebilir?
Bugün seviniyorum. Gülüyorum. Umutluyum. Ve en önemlisi var olduğumun farkındayım.
Meğer yaşamak ne güzel şeymiş.
Bir çiçeğin kokusunu duymak… Güneşin tenine vurduğunu hissetmek… Yorulan bedenin hâlâ yürümek istemesi… İnsanın kendi nefesini bile sevmesi…
Bunlar küçücük şeyler gibi görünür ama insan bazen bütün ömrünü böyle bir gün için geçirir.
Kovulmaya ne gerek var hayattan? Güzelce yaşamak dururken… İnsan neden karanlığı büyütsün içinde? Neden kendi ruhuna gece olsun?
Bugün içimde gündüz var.
Çünkü günü eşe eşe doğurtan insan, haliyle onu sahipleniyor. Yoruldukça bağlanıyor ona. Saat ilerledikçe telaşa kapılıyor. Akşam yaklaşınca içi hafiften burkuluyor.
İşte bu yüzden istiyorum ki bugün biraz daha kalsın. Güneş biraz daha oyalanıp göğün kıyısında dursun. Çiçekler biraz daha koksun. Rüzgâr biraz daha yüzüme dokunsun.
Ben bugün yaşamayı sevdim.
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.