BİR KÖPEĞİN GÜNCESİ
Kalemi elime alınca bırakmak kolay olmuyor. Çünkü insan bazen konuşamadığını yazarak anlatıyor. Bugün yine dostum Sebahattin’in sessiz teşvikiyle yazıyorum. O, kış aylarını pek sevmez. Soğuğun yalnız havayı değil, insanın içini de dondurduğunu söyler. Son günlerde hayata karşı biraz kırgın, biraz yorgun görünüyor. İnsanlardan soğuduğunu hissediyorum. Belki de kış, insanın içindeki karanlığı daha görünür kılıyor.
Ben ise bu fırsatı değerlendirip sizlere seslenmek istiyorum. Çünkü sokakta yaşayan biz canlıların sesi çoğu zaman duyulmuyor. Oysa belki de insanın gerçek imtihanı tam burada başlıyor: Güçsüze nasıl davrandığında…
İnsan büyük sınavlardan geçeceğini sanıyor. Oysa bazen küçücük bir merhamet, insanın kaderine dokunabilir. Susamış bir canlıya verilen bir kap su… Aç bir köpeğe uzatılan bir lokma… Belki de insanın hakikat karşısındaki ölçüsü budur.
Kim bilir; belki Tanrı, odanızın köşesinde sessizce yaşayan bir örümceğe gösterdiğiniz merhamet kadar size merhamet edecektir. Çünkü merhamet, yalnız insanlara gösterildiğinde değerli değildir. Asıl mesele; sesi olmayanı da duyabilmektir.
Eskilerin anlattığı bir hikâye vardır: Yedi Uyurlar’ın mağarasındaki köpek… İnsanlar asırlardır o mağaradaki gençleri konuşur ama oradaki köpek de unutulmaz. Çünkü sadakat ve masumiyet bazen insanı aşan bir hakikate dönüşür. Belki de Tanrı’nın rahmeti, insanın çizdiği sınırların çok ötesindedir.
Bugün sokaklarda yaşayan biz köpekler çoğu zaman açız, yaralıyız ve yalnızız. Açlığın ne olduğunu iyi biliriz. Soğuğun kemikleri nasıl sızlattığını da… Üstelik yalnız aç kalmıyoruz; taşlanıyor, tekmeleniyor, hastalanıyor ve çoğu zaman sessizce ölüyoruz. Ardımızdan ne bir mezar kalıyor ne de bir isim.
Bir çöp arabası gelip bedenimizi diğer çöplerle birlikte götürüyor.
Oysa bir toplumun medeniyeti, yalnız güçlü insanlara gösterdiği saygıyla ölçülmez. Güçsüz canlılara gösterdiği merhametle ölçülür.
Avrupa’da köpek mezarlıkları olduğunu duydum. Demek ki bazı insanlar ölünün bile haysiyetini korumayı öğrenmiş. Çünkü canlıya duyulan saygı, aslında insanın kendi vicdanına duyduğu saygıdır.
Şimdi güneş biraz olsun yüzünü gösterdi. Ben de donmuş bedenimi onun cılız sıcaklığına bıraktım. Bir kahvehanenin önünden geçerken insanların bana baktığını gördüm. Kirli olduğumu söylediler. Haklıydılar belki de. Uzun zamandır yıkanmadım. Üzerimde yalnız çamur değil, sokakların yorgunluğu da birikti.
Ama yine de kırılmadım.
Çünkü Sebahattin bana yeniden konuşmayı öğretti. Kendimi ifade etmeyi… İnsanları eleştirebilmeyi… Bir sesimin olduğunu hissettirdi.
Şimdi korkum yalnız bir şey:
Kalemimi kırmaları.
Çünkü bazen insan, konuşan bir köpekten değil; konuşmaya başlayan vicdandan korkar.

