Bir Gezginin Yazı Felsefesi 6

Bir Gezginin Yazı Felsefesi 6

Daha önceleri yazılarımda belirtmiştim…
Kadıköy – Göztepe'de, bir elit sitede güvenlik danışmanı olarak çalışıyorum.
Gecenin en karanlık olduğu anlarda kalemi elime alıyorum. Yazmak, sanki o karanlığın içinden kendime bir yol açmak gibi… Yine o alışkanlığın devamında, elimde kalem, önümde okuduğum kitap, sol yanımda yazacağım kâğıtlar… Hepsi hazır, beni bekliyor.
Okuduğum kitap: The Horse Dancer.
Yani benim dilimde: “At Dansçısı.”
O kadar yapılacak iş var ki zihnimde… Tasarladıklarımın belki yüzde seksenine ulaşamıyorum. Akşam yedide işe başladım, saat olmuş 02.16… Ama durmuyorum. Beynimi sürekli aktif tutuyorum. Öğrenme arzusuyla doluyum.
Bir yandan YouTube üzerinden audiobook dinliyorum,
bir yandan telefonumda Block Crush, Solo Mahjong oynuyorum.
Kulağım İngilizcede…
Kulağı doldurmak gerekiyor.
Bir dili öğrenmek istiyorsan, önce onu duymayı öğrenmelisin.
Uğraşlarım beni yoruyor… ama aynı zamanda rahatlatıyor.
Bu yorgunluk, huzurlu bir yorgunluk.
Çünkü geliştiğimi hissediyorum.
Okuyorum.
Kendime çelikten bir zırh dokuyorum.
Okumadığım günlerde huzursuz oluyorum.
Sanki içimde bir şey eksik kalıyor.
Belki de bu, Yaratıcının ilk emrinin “Oku” olmasından…
Ben de kendimi okumaya adadım.
Ara verdiğim zamanlar oluyor, elbet…
Ama o boşluk bile yine bir meşgale ile doluyor.
İngilizce romanlar okuyorum.
Çoğu zaman anlamadan okuyorum…
Ama doğrusu şu:
Ben Türkçe kitapları da çoğu zaman anlamadan okuyorum.
Çünkü ben okumayı, anlamaktan önce koyuyorum.
Kitap okundukça…
Beyin gelişir.
Ve o gelişimin bir yerinde, fark etmeden anlamaya başlarsın.
Ezberlemeden…
Zorlamadan…
Doğal bir şekilde…
Sonra bir gün gelir, artık yazarların ulakı olmazsın.
Kendi cümlelerini kurarsın.
Bugün birçok insan, okuduklarını ezberleyip birbirine aktarıyor.
“Şu yazar böyle demiş…”
Hayır.
Siz yazarların habercisi olmak için okumadınız.
Siz kendiniz olmak için okudunuz.
Kendi fikrinizi inşa etmek için…
Kendi sesinizi bulmak için…
İnsan yazdıkça…
İçine girip korunduğu kendi kalesini inşa eder.
Kalem, o kalenin kapısıdır.
Saat 02.35…
Kitabın kapağına gözüm takılıyor.
Altında bir yorum:
“Brimming with tenderness and romance.”
Yani:
“Şefkat ve romantizmle dolu.”
Ama şunu biliyorum:
Yazarın dediği gibi bu kitabı okumakla şefkat üzerinize yağmaz.
Hangi kitabı okursanız okuyun…
Aslında en şefkatli olduğunuz an, kendinize vakit ayırdığınız o andır.
Okuduğunuz an…
Romantik de olursunuz.
Derin de olursunuz.
Hatta ışıldarsınız…
Güneş gibi…
Abartı değil bu.
Okuyan insanın gözlerinde başka bir ışık vardır.
Okumayı ihmal etmeyin.
Bakın, “yürüyün” diyeceğim…
Ama şunu da biliyorum:
Okumayan birinin yürüyebileceğini pek sanmıyorum.
Eğer yürüyorsanız…
Muhakkak okuyorsunuzdur.
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.