Kitaplarla Konuşmak
Bazı dostlarımla kitaplar üzerine konuşuyoruz. Konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: "Her kitap okunmaz. Faydalı olanlar okunmalıdır. Nitelikli olanlar seçilmelidir."
İlk bakışta makul görünen bu düşüncenin içinde gizli bir tehlike görüyorum. Çünkü insan, okumaya başlamadan önce hangi kitabın kendisine ne vereceğini nasıl bilebilir? Bir kitabı açmadan onunla kuracağımız ilişkinin hükmünü nasıl verebiliriz?
İnsanlar listeler hazırlıyor. Okunacaklar ve okunmayacaklar listeleri... Kimi yazarlar övülüyor, kimileri görmezden geliniyor. Fakat dikkat ediyorum; herkes kendi kitabına gelince cömertleşiyor. Kendi eserine okunmaya değer damgası vururken başkalarının eserlerine aynı hakkı tanımakta zorlanıyor.
Oysa kitap okumak, yalnızca bilgi edinmek değildir. Kitap okumak, bir insanın zihnine misafir olmaktır.
Bir kitabı elimize aldığımızda aslında sayfaları değil, bir insanı dinleriz. Yazar konuşur, biz dinleriz. Aramızda yıllar, hatta yüzyıllar olabilir ama sohbet devam eder. Bir bakıma her kitap, insanlığın büyük sohbet masasına bırakılmış bir sandalyedir.
Şunu düşünmek gerekir: "Ben asla o yazarla sohbet etmem" dediğimizde neyi reddediyoruz? Belki de kendi sınırlarımızı genişletecek bir fikri... Belki de hiç bilmediğimiz bir hayat tecrübesini...
Bir gün sizin hakkınızda birilerinin "Onunla konuşmaya değmez" dediğini duysanız nasıl hissedersiniz? Muhtemelen incinirsiniz. Yazarlar da böyledir. Her kitap, bir insanın dünyaya bıraktığı sestir. O sesi duymadan susturmak, çoğu zaman kendimizi bir imkândan mahrum bırakmaktır.
Ben kitapların ayrım yapılmaksızın okunması gerektiğini düşünüyorum. Elbette herkesin öncelikleri olabilir. Kimi felsefeyi sever, kimi tarihi, kimi romanı... Ancak kapıları kapatmak yerine açık bırakmak daha doğrudur. Çünkü bazen hayatımızı değiştiren düşünce, hiç ummadığımız bir kitabın satırları arasından çıkar.
Fakat burada önemli bir şart vardır: Kitapları okurken kendimizi kaybetmemek.
Bugün üç bin kitap okuduğunu söyleyen insanlar görüyorum. Konuştuklarında ise sürekli başkalarının sözlerini tekrarlıyorlar. Bir profesörün, bir filozofun, bir düşünürün cümlelerini aktarıyorlar. O kadar çok aktarıyorlar ki sonunda kendi sesleri duyulmaz oluyor.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Kitapların amacı insanı bir başkasının yankısına dönüştürmek değildir. Kitaplar düşünceyi uyandırmak için vardır. Bilgi edinmek önemlidir ama bilgi üretmek daha önemlidir. Sürekli başkalarının fikirlerini taşıyan insan bir ulaka dönüşebilir; oysa düşünen insan kendi yolunu açar.
Bu yüzden kitap okuyalım. Çok okuyalım. Belki her şeyi anlamayacağız, belki her kitabı sevmeyeceğiz. Ama okuyalım.
Yeter ki okuduklarımızın içinde kaybolmayalım.
Çünkü mesele yalnızca bilgi toplamak değildir. Mesele, zihni büyütmektir. Gelişen bir beyin, bir gün kendi sözünü söylemeye başlar. Ve insanın dünyaya bırakabileceği en değerli şey, başkasının sözü değil, kendi düşüncesidir.

