HAYATA DAİR
YORGUN SAVAŞÇI
Hayri kırk yaşına gelmişti. Bu zamana kadar yüzü neredeyse hiç gülmemişti. Genç yaşta evlenmiş, dört çocuk sahibi olmuştu. Eşi Safiye; kendi hâlinde, temiz kalpli, bütün hayatını eşine ve çocuklarına adamış bir kadındı.
Kıt kanaat geçiniyor, ay sonunu güçlükle getiriyorlardı. Hayri, inşaatlarda kaba yapı işlerinde çalışıyordu. Çalıştığı firmanın aldığı projelerde durmadan koşturuyor, arkasından gelecek ekipleri bekletmemek için büyük bir hızla çalışıyordu. Çünkü akşam eve götüreceği ekmek, onu bekleyen dört çocuğu ve eşi vardı.
Safiye'nin çalışmasını hiç istemezdi.
"Ben çalışırım, size bakarım." derdi her zaman.
O sabah da erkenden evden çıktı. İnşaatın beşinci katında iskele üzerinde çalışıyordu. Bir anda iskele şiddetle sallandı. Dengesini kaybeden Hayri, metrelerce aşağıdaki kumların üzerine düştü.
Yaşıyordu... Ama belden aşağısını hissetmiyordu.
Ambulansla hastaneye kaldırıldı. Saatler süren ameliyatın ardından gözlerini açtığında karşısında ağlayan eşi, korkuyla bekleyen çocukları ve doktoru vardı.
Doktor, üzülerek konuştu:
"Hayri Bey... Bir süre ayaklarınızı kullanamayacaksınız. Ancak düzenli tedavi ve çok iyi bir bakımla yeniden yürüme ihtimaliniz var."
Hayri'nin gözlerinden sessizce yaşlar süzüldü.
"Hiç mi çare yok doktor?" diyebildi sadece.
Tam o sırada polisler ifade almak için geldiler. Hayri, çalıştığı iş yerinde sigortasının olmadığını söyledi.
Biraz sonra firmanın yetkilisi odaya girdi.
"Eğer şikâyetçi olmazsan, her şeyi hallederiz." dedi.
Hayri, çocuklarının yüzüne baktı. Onların geleceğini düşündü. Çaresizce başını eğdi ve teklifi kabul etti.
Çünkü bazı insanlar güçlü oldukları için değil, sevdiklerini ayakta tutabilmek için susarlar.
Ve yorgun savaşçılar, çoğu zaman kendi acılarından vazgeçip çocuklarının geleceğini seçerler.
Hayri'nin hikâyesi, yeniden ayağa kalkabilmek için verdiği umut dolu mücadeleyle burada sona eriyor.
— EMEL ARAZ---

