DEİZM VE ATEİZMİN SAHTEKÂRLIĞI (2)
Deizm; evreni yaratan ancak sonrasında onun işleyişine karışmayan bir Tanrı anlayışını savunan, vahyi ve organize dinleri reddeden felsefi bir akımdır. Bu akımın temel özellikleri Tanrı'nın evrene müdahalesizliği, akıl ve bilimin önceliği ile vahiy ve peygamber reddi olarak özetlenebilir.
Deizm sahtekârlarınca ifade edilen “Tanrı'nın evrene müdahalesizliği” safsatası; kainatta; her şeyin bir gaye ve faydaya göre planlanmış olması, dünyadaki bitkilerin, hayvanların ve gökyüzünün düzeni bir yaratıcı sanatını göstermesi ve evrendeki tüm varlıkların kusursuz bir uyum ve denge içinde çalışması, evrene her zaman diliminde müdahalenin varlığının kanıtı değil midir?. Hangi akıl ve bilim; kâinattaki her şeyin bir gaye ve faydaya göre planlamasını, dünyadaki bitkilerin, hayvanların ve gökyüzünün düzenini ve evrendeki tüm varlıkların kusursuz bir uyum ve denge içinde çalışmasını sağlayabilir?
Rabbimiz duyular ötesi bir varlık olduğu için O'nun zatı duyularla kavranamaz. Bu sebepten Allah'ın varlığı gözle görülür, elle tutulur şekilde ispat edilemez. Bu konuda ortaya konulan deliller sadece insanı uyarmak ve düşünmesini sağlamak içindir. Geceyle gündüz, güneş ve ay Allah'ın birliğini ve kudretini gösteren delillerdendir. Siz güneşe de aya da secde etmeyin; her şeyi olduğu gibi bunları da yaratan Allah'a secde edin, sadece O'na kulluk yapın.
- Allah’ın varlığını külli manada gösteren en büyük dört delil vardır: Kur’an-ı kerim, Hz. Peygamber, vicdan ve evren / tabiat..
Evrenin / tabiatın / yaratılmış varlıkların Allah’ın varlığına delil olması şöyle özetlenebilir:
a) Hiç bir kitap yazarsız yazılmaz. O halde Tabiat kitabını yazan biri vardır ki, o da Allah’tır. Yine, hiçbir iğne ustasız meydana gelemez. Öyleyse, bu evrenin/Tabiatın da bir ustası vardır ki o da Allah’tır.
b) Tabiatta yer alan varlıkların bir amaca göre düzenlenmesi. Örneğin; insanlar için hayati öneme haiz olan oksijenin, suyun, gıdanın, ışığın varlığı bu işerin “akıllı bir tasarım” olduğunu göstermektedir. Akıllı tasarım, işin arka planında sonsuz bir ilim, hikmet, kudret, rahmet, irade gibi sıfatlara sahip bir yaratıcının olduğunu gösterir. Böyle bir yaratıcı Allah’tır.
c) Bir tırnak kadar bir incir çekirdeğinden koca bir incir ağacını ve ona takılan incir meyvesini yaratmak, bu çekirdeğin işi olamayacağına göre, onu sonsuz ilim ve kudret sahibi Allah yaratmıştır. Keza, bir mısır tanesinden onlarca mısır başağını, her bir başakta da yüzlerce mısır tanesini yaratmak, mısır tanesinin işi olmadığına göre, elbette bu işler Allah’ın işidir.
d) Bir insanın gözünün görmesi için güneşe; kulağının duyması için havaya; akciğerlerinin nefes alması için oksijene ihtiyaç vardır. Bu durum açıkça güneş, atmosfer, oksijen ile insanların ilgili organları arasında yakın bir bağ olduğunu gösterir. Yani, güzü kim yaratmışsa, güneşi de o yaratmıştır. Kulağı kim yaratmışsa, atmosferi de o yaratmıştır. Akciğerleri kim yaratmışsa, oksijeni de o yaratmıştır. Bütün bunları sonsuz ilim, hikmet ve kudrete sahip olan Allah’tan başkasına vermek elbette mümkün değildir.
e) İnsan anatomisi ile hayat şartlarına bağlı olarak yaratılan her türlü nimet arasındaki ilişki hiçbir tesadüfe, sebeplere verilemeyeceğine göre, elbette onların yegâne yaratıcısının Allah olduğuna iman etmek gerekir.
Rm. Yaşar Nuri ÖZTÜRK’ün Deizm adlı kitabından;
“DİNLER TARİHİNİN VE DİN ADAMLARININ ELEŞTİRİLMESİ”
“Havralar, Kiliseler ve Camiiler yerle bir edilmedikçe Allah’ın dini yeryüzünde Egemen olamaz” Ebu Said ibn ebil Hayr.
“Tasavvuf tarihinin en büyük isimlerinden biri olan Ebu Said ibn ebil Hayr. (ÖLM.440/4018) işte böyle diyor. Derdi ne acaba? Bu büyük sufi düşünür Allah’a ibadet edilmemesini sağlamanın peşinde mi? Elbette ki HAYIR! Onun peşinde olduğu şey, Allah’a ibadetin ve mabedin Allah’ı aldatma aracı olarak kullanımını engellemektir. Allah’a ibadetin mekana hapsedilmesinin, Allah’ın dini açısından bakıldığında en büyük dinsizlik olduğunu elbette ki Ebu Said ibn ebil Hayr. Herkesten iyi biliyordu. Bu örtülü ama yıkıcı dinsizliğe yol açılmaması içim mabedi kotararak saltanat süren alçaklara imkan tanınmaması gerekir. Dinin istediği de Allah’ın muradı da budur. Kur’an “ gayelerin gayesi” mi Allah’a imanın korunması olarak belirledikten sonra bu temel gayeyi yaşatmak isteyenlere problem çıkararak onları temel imanda kuşkulara, ıstıraplara, kabul ve ret arasında tereddütlere sevk eden din temsilcilerine yüklenmekte, onları deşifre etmekte temel gayeyi korumak isteyenleri gerçek dinle tanıştırmak ve barıştırmak için yoğun bir gayret sarf etmektedir. “ denmiştir.
Havralar, Kiliseler ve Camiiler yerle bir edilmedikçe Allah’ın dini yeryüzünde Egemen olamaz. Ebu Said ibn ebil Hayr’a ait bu söylem; tabii ki bu mabetler kötü amaçlar için kullanılan yerler olmadıkça bu yerlerin dinin öğrenim ve ibadetin yapıldığı yerler olması bakımından önemli, değerli ve gereklidir.
Havralar ve Kiliseler; Geçmişte ve Günümüzde; insanlığın sözde felsefi akımları, sözde düşünür ve/veya dinden beslenen insan müsveddesi mahlûklar eliyle asılları değişikliğe uğratılmış kitaplardan Havralar ve Kiliselerde yapılan öğrenme ve ibadetlerin fitne fesat faaliyeti ürettiği günümüz gerçekleri ile örtüşmektedir.
İslam dininin Kitabı Kur'an-ı Kerim'in temel özellikleri; ilahi kelam olması, evrenselliği ve hiç bozulmadan günümüze gelmesidir. İslam'ın son kutsal kitabı olan Kur'an, insanlara doğru yolu gösteren bir rehberdir. Temel Nitelikleri ilahi Kaynak: Allah tarafından Cebrail aracılığıyla Hz. Muhammed'e s.a. indirilmiştir. Korunmuşluk: Hiçbir değişikliğe uğramadan ilk günkü haliyle günümüze ulaşmıştır ve kıyamete kadar korunacaktır. Evrensellik: Sadece bir döneme veya o zamanki Arap toplumuna değil, tüm insanlığa gönderilmiştir. Peyderpey İndirilme: Toplu halde değil, 23 yılda olaylara göre parça parça (ayet ve sureler halinde) indirilmiştir. Rehberlik ve Amaçları; Doğruyu Gösterme: İnsanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendirir. Kötülükten Sakındırma: Zararlı ve yanlış davranışlardan uzak durmayı öğütler. Akıl Yürütme: İnsanları düşünmeye, araştırmaya ve aklını kullanmaya davet eder. Açıklayıcılık: Hayat için gerekli inanç, ibadet, ahlak ve helal-haram ölçülerini bildirir. Bütün mesele; bu mabet de görev yapan din adamlarının din ilmi tahsil etmiş, örneğin; Kur’an dinini ayetlerin egemenliğinde cemaate anlatabilen, “ayeti” Peygamberimiz Hz.Muhammed s.a.v. in uygulama şekli ile daha öğretici yapabilen hadisleri anlatabilen öğretebilen din adamlarının Camii’ler de görevlendirilmesi ile mümkündür. Günümüzde; Camilerde bu yönde donanımlı din adamı sayılı olup, bu durum; din eğitim öğretim kurumlarında Kur’an merkezli eğitim öğretim yapılmadığının göstergesidir.
tanım ve terimler kaynak internet
devam edecek


