Ahtapotun sekiz kolu var.
Ne kadar etkileyici, değil mi?
Birden fazla işi aynı anda yapabiliyor. Bir yandan hareket ediyor, bir yandan avlanıyor, bir yandan çevresini kontrol ediyor. Tam bir hayatta kalma uzmanı.
Kadınlardan da biraz bunu bekliyoruz sanki.
Bir kol kariyerde.
Bir kol evde.
Bir kol çocukta.
Bir kol eşte.
Bir kol anne-babada.
Bir kol sosyal hayatta.
Bir kol gelecekte.
Son kol da kendisinde olsun istiyoruz.
Zihindeki yük
Sabah işe gidiyoruz. Akşam eve dönüyoruz.
Çamaşır var. Yemek var. Market var. Çocuk varsa okul var, ödev var, doktor randevusu var, beslenme çantası var. Buzdolabında süt kalmamış.
Bir yandan da iş yerinde başka bir hayatımız var.
Yetiştirilmesi gereken işler, toplantılar, mailler, sunumlar...
Ve bütün bunların arasında bir yerlerde kendimiz varız.
Gerçi kendimize sıra geldiğinde genellikle gün bitmiş oluyor.
Araştırmaların son yıllarda dikkat çektiği konu da tam olarak bu: Ev ve aile hayatının yalnızca fiziksel değil, bilişsel ve yönetsel bir yükü de var.
Bir şeyi yapmak başka, o şeyin yapılması gerektiğini sürekli akılda tutmak başka.
Toplantıda otururken akşam yemeğini düşünmek.
Marketteyken yarınki sunumu düşünmek.
Bedeni bir yerde, zihni her yerde.
Rakamlar ne söylüyor?
Türkiye'deki rakamlar da bu tabloyu oldukça net gösteriyor.
TÜİK'in 2025 Zaman Kullanım Araştırması'na göre 15 yaş ve üzerindeki kadınlar günde ortalama 4 saat 3 dakikalarını hanehalkı ve aile bakımına ayırıyor. Erkeklerde bu süre 58 dakika.
Üstelik çalışan kadınlara baktığımızda da fark ortadan kalkmıyor. Çalışan kadınlar günde ortalama 2 saat 38 dakika hanehalkı ve aile bakımına ayırırken, çalışan erkeklerde bu süre 47 dakika.
Uluslararası veriler de benzer bir tablo ortaya koyuyor. ILO'ya göre kadınlar dünyada ücretsiz bakım işlerine ayrılan toplam zamanın yaklaşık dörtte üçünü üstleniyor. Kadınlar bu işlere erkeklerden ortalama 3,2 kat daha fazla zaman ayırıyor.
Bir başka dikkat çekici veri ise şu: ILO'nun 2024 tahminlerine göre dünyada 708 milyon kadın, ücretsiz bakım sorumlulukları nedeniyle işgücünün dışında kalıyor.
Rakamlar tek başına her şeyi anlatmaz.
Ama meselenin yalnızca kişisel tercihlerden ibaret olmadığını göstermeye yetiyor.
“Kadınların doğasında var” mı?
Burada ister istemez Simone de Beauvoir'a dönüyoruz.
Beauvoir, kadınlığın yalnızca biyolojik bir durum olmadığını; toplum tarafından kurulan, öğrenilen ve öğretilen bir rol olduğunu söylerken bugün hâlâ tartıştığımız bir meselenin de kapısını aralıyordu.
Çünkü kadınlara yalnızca bazı işleri öğretmiyoruz.
Bazı sorumlulukları kendiliğinden fark etmeyi de öğretiyoruz.
Bir evde yiyecek azaldığında bunu kimin fark edeceği...
Çocuğun okulda ne zaman etkinliği olduğu...
Misafir geleceğinde ne hazırlanacağı...
Elbette bütün kadınlar aynı hayatı yaşamıyor.
Bütün erkekler de aynı sorumluluklardan kaçıyor değil.
Her ilişkinin, her ailenin, her evin kendi dengesi var.
Asıl soru şu:
Bir evde, bir işyerinde, bir toplumda kimin yaptığı iş görülüyor; kimin yaptığı ise doğal kabul ediliyor?
bazı sorumlulukların neden hâlâ kadınlara daha doğal biçimde yakıştırıldığı.
Sonra da buna “kadınların doğasında var” diyoruz.
Belki de doğa dediğimiz şeyin içinde biraz fazla toplum var.
Kendine zaman ayırmak da bir işe dönüşmesin
Kadın kendi zamanını yaratabilmek için önce herkesin zamanını organize etmek zorundaysa, gerçekten kendisine ait bir zamandan söz edebilir miyiz?
Dinlenmek için bile önce yapılacaklar listesini tamamlamak gerekiyorsa, dinlenmek ne zaman gerçekten dinlenmek oluyor?
Güçlü kadın olmak zorunda mıyız?
Bir de şu “güçlü kadın” meselesi var.
Bu ifadeyi seviyoruz.
Yorulmayan kadın.
Her şeyi halleden kadın.
Çocuğuna yeten kadın.
İşinde başarılı olan kadın.
Evin düzenini sağlayan kadın.
Eşine destek olan kadın.
Anne-babasına yetişen kadın.
Bir yandan da kendine bakan kadın.
Ne kadar güzel.
Ne kadar yorucu.
Çünkü güçlü olmakla güçlü olmak zorunda bırakılmak aynı şey değil.
Bir insanın bütün yükleri taşıyabilmesi, bütün yüklerin ona verilmesi gerektiği anlamına gelmiyor.
Bir kadının dayanıklılığını, ona daha fazla yük vermenin gerekçesine dönüştürmek oldukça tuhaf.
“Erkekler biraz daha yardım etsin.”
Ama ev ortaksa, çocuk ortaksa, hayat ortaksa neden biri diğerine yardım ediyor?
Ev işi ortak.
Bakım ortak.
Planlama ortak.
Hatırlama ortak.
Sorumluluk ortak.
Mesele birinin diğerine yardım etmesinden ziyade iki kişinin birlikte hayat kurması.
Görünmeyen emek
Ekonomistler ve sosyologlar yıllardır ücretsiz bakım ve ev emeğinin ekonominin dışında olmadığını söylüyor.
Çünkü kadınlar evde bakım emeği vermese, başka insanların işe gitmesi bile çoğu zaman mümkün olmayacak.
Çocuklar büyütülecek.
Yaşlılara bakılacak.
Evler dönecek.
Gündelik hayat sürdürülecek.
Ve bütün bunların önemli bir bölümü para karşılığı olmadan gerçekleşecek.
Dolayısıyla kadınların evde yaptığı işler, ekonominin dışında duran küçük gündelik işler değil.
Ekonominin görünmeyen altyapılarından biri.
İki kollu insanların hayatı
Belki de artık kadınlardan sekiz kolluymuş gibi yaşamalarını beklemek yerine, hayatı iki kollu insanların da taşıyabileceği hâle getirmeliyiz.
Çünkü insanın ömrü, herkese yetişmek için verilmiş sınırsız bir zaman değil.
Ve bir kadının hayatından çalınan her saat yalnızca temizlik, yemek, bakım ya da organizasyon değildir.
Bazen o saat okunmamış bir kitap, yapılmamış bir seyahat, kurulmamış bir hayal, başlanmamış bir iş ya da sadece dinlenmek için ayrılabilecek bir zaman demektir.
Sonuçta ahtapotun sekiz kolu var.
Bizim iki.
İki kol da bize ait.
arada bir kendimize sarılmak için de kullanalım.


