Yüzyılın İzleri Sergisi

İstiklal Caddesi’nin o bilindik kalabalığını aşarak Yapı Kredi Kültür Sanat’a doğru yürüyorum. Tam o sırada, sağ tarafımdaki bir kadın arkadaşına dönüp soruyor: “Niye aynı caddeyi sürekli aşağı yukarı yürüyoruz?” Gülümsüyorum. Pendik’ten bindiğim Marmaray yolculuğum boyunca elimdeki Julia Cameron’un Sanatçının Yolu kitabını okumuştum. Kitabın “Sanatçı Buluşması” bölümündeki o tavsiye zihnimde dönüp duruyordu: insanın yaratıcılığını canlı tutmak için tek başına planladığı küçük keşif gezileri.

İşte benim bugünkü randevum, Koç Topluluğu’nun 100. yılı vesilesiyle hazırlanan “Yüzyılın İzleri” sergisiyle.

Sergi gerçekten çok kapsamlı. 1926’da Ankara’da atılan o ilk imzadan bugüne; mimariden arkeolojiye, restorasyondan koca bir zaman çizelgesine kadar uzanan devasa bir arşiv var içeride. Fakat bazen çok şey görmek insanı yorar, dağıtır. Ben de öyle yaptım; o yoğun kalabalığın arasından sıyrılıp sadece beni gerçekten durduran o iki özel eserin önünde vakit geçirdim.


Eren Eyüboğlu

Sergide en çok dikkatimi çeken, Eren Eyüboğlu’nun o heybetli tablosu oldu. Eyüboğlu, kadınların o üretken, birleştirici ve koruyucu rolünü, tüm kompozisyonu kucaklayan görkemli bir ağaç simgesiyle anlatmış. Sanatçının Bizans mozaiğini andıran o parçalı tekniği de çok hoşuma gitti.

Eyüboğlu’nun bu mozaik dili, aslında kimlik dediğimiz şeyin görsel bir karşılığı gibi: kırılmış, parçalara ayrılmış ama bir şekilde bir araya getirilmiş ve yeniden kurulmuş. Baktıkça Virginia Woolf’un o meşhur “Kendine Ait Bir Oda” fikri canlandı zihnimde. Ama bu tabloda o dar oda artık kabuğunu kırmış, genişlemiş ve koca bir ülkeye dönüşmüştü. Kadınlar artık sadece kendilerine ait gizli bir odada değil; bir ulusun inşasında, o devasa, köklü ağacın tam gövdesinde yer alıyorlardı.


Salim Özüdoğru

İkinci durağım ise Ressam Salim Özüdoğru’nun eseri oldu. Kurtuluş Savaşı sırasında, elinde iğne iplikle genç devletin bayrağını diken bir kadını görüyorduk. Bir halkın var olma mücadelesinin, ilmek ilmek emeğin en temel fotoğrafı gibiydi bu dikiş diken eller.

Sergiden çıkıp İstiklal’in o alışık olduğumuz karmaşasına geri dönüyorum. Marmaray'a doğru yürürken, caddede duyduğum o kadının sorusu aklıma geliyor tekrar.
Buraya gelmenizin bir amacı var ise eğer cadde aynı olsa da deneyimledikleriniz farklı olabiliyor.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.