Michelangelo Sistine Şapeli’ni Yapmak İstemedi

1508 yılı, Roma.
Otuz iki yaşındaki Michelangelo Buonarroti, hayatının en parlak döneminde ama hiç olmadığı kadar öfkeli ve huzursuz.
Papa II. Julius, Michelangelo’ya kazançlı ve ömürlük bir iş teklif etmiş, devasa bir papalık lahiti yaptırmak istemişti. Michelangelo projeye başlamış, tasarımlarını yapmıştı. Ancak tam işler ilerlerken Papa fikrini değiştirip projeyi iptal etti.

Michelangelo hayal kırıklığı yaşadı ve  Roma’yı terk etti, memleketi Floransa’ya döndü.
Ama Julius öyle kolay pes edecek biri değildi. Israrları ve övgüleriyle Michelangelo’yu geri dönmeye ikna etti.
Sanatçı yeniden Roma’ya geldiğinde ortamın pek de dostane olmadığını fark etti. Rivayete göre Papa’nın favori mimarı Bramante ve yeni yıldızı Raphael, Michelangelo’yu saf dışı bırakmak için uğraşıyordu.

Ve tam o sırada Papa II. Julius, Michelangelo’ya bambaşka bir teklif sundu: Sistine Şapeli’nin tavanını boyamak.

Michelangelo ne yaptı?
“Hayır.” dedi.

Çünkü Michelangelo bir ressam değil, bir heykeltıraştı. Fresk tekniğini çıraklığında öğrenmişti ama asla uzmanlaşmamıştı.
Bunun bir komplo olduğundan bile şüpheleniyordu: “Beni yapamayacağım bir işe zorlayıp rezil edecekler.”
Ve haklıydı da; kaybedeceği çok şey vardı.
Ülkedeki en iyi sanatçı unvanı, geçimi, hatta en önemlisi özgüveni…

Ama gün geldi, Michelangelo teklifi kabul etti.

Michelangelo işi hafifletmek için usta ressamlar tutmaya çalıştı.
Ama ya çok yavaşlardı ya da onun hayal ettiği kaliteye ulaşamıyorlardı.
Sonunda tek başına işe koyuldu. İskeleyi tasarladı, freskleri planladı, alçının nasıl en iyi şekilde kullanılacağını çözdü.

Bir süre sonra Papa’nın huzuruna çıkıp “Bu iş imkânsız, yapamam.” dedi.
Papa onu dinledi ve tarihi bir cümle kurdu:
“Ne istiyorsan onu resmet.”

Bu özgürlük Michelangelo’yu ateşledi. Madem risk alacaktı, öyle bir tavan tasarlayacaktı ki başarısızlığı bile görkemli olacaktı.
Yaratılış Kitabı’ndan dokuz sahne seçti.

Sonraki dört yıl boyunca Michelangelo, neredeyse aralıksız çalıştı.
Ahşap iskelenin üzerinde, sırtüstü yatarak, gözlerine alçı damlarken freskleri boyadı.
Yıkanmadı, az uyudu, az içti.

Ve 1512’de tavan açıldığında Roma’da herkes büyülendi.
Renklerin, figürlerin, kompozisyonun görkemi karşısında nefesler tutuldu.
Daha önce böylesi bir şey hiç yapılmamıştı.

Bu hikâyede bir başka kahraman da var: Papa II. Julius.
Michelangelo’ya inanmasa, onu zorlamasa, belki bugün Sistine Şapeli diye bir başyapıtımız olmayacaktı.