Müzeleri gezerken bazen eserlerden çok onların hikâyelerini okurken buluyorum kendimi. Sergilenen bir eserin, yıllar önce birinin hayatında nasıl bir yere sahip olduğunu düşünmek hoşuma gidiyor.
İnsan başkalarının hikâyelerine bu kadar dalınca, sıra bir noktada kendine de geliyor.
Hayatımı anlatan bir müze kursaydım, hangi eserleri sergilerdim?
İlk başta tek bir cevap bulamadım. Düşündükçe, zihnimde odaları yavaş yavaş dolmaya başlayan bir müze oluştu. Her salonunda başka bir dönem, başka bir anı, beni bugün ben yapan küçük ama anlamlı şeyler vardı.
İlk kapıdan giren kişi ne görürdü?
Girişte kesinlikle Melih Cevdet Anday’ın
“Yaşamak güzel şey doğrusu / Üstelik hava da güzelse / Hele gücün kuvvetin yerindeyse / Elin ekmek tutmuşsa bir de / Hele tertemizse gönlün / Hele kar gibiyse alnın / Yani kendinden korkmuyorsan / Kimseden korkmuyorsan dünyada / Dostuna güveniyorsan / İyi günler bekliyorsan hele / İyi günlere inanıyorsan / Üstelik hava da güzelse / Yaşamak güzel şey / Çok güzel şey doğrusu”
şiirini sergilerdim.
Çünkü bu şiirin her dizesinde hayata bakışımı buluyorum. Gücün yerindeyse, gönlün temizse, kendinden ve kimseden korkmuyorsan… Hayatın tüm karmaşasına rağmen yaşamanın ne kadar güzel bir şey olduğunu hatırlatıyor.
Hemen yanına da ilk eserimi koyardım: bir sarmal.
Yaşamımı düşündüğümde aklıma hep bu şekil geliyor. Bazen karmaşık, bazen yorucu, bazen de hiç beklemediğimiz kadar güzel bir yol… Ama her şeye rağmen devam eden bir yol. Ne zor zamanlar hep kalıyor ne de güzel anlar. Hayat, sarmal bir döngüde, kendi akışında ilerlemeye devam ediyor.
müzemin ilk salonuna geçelim.
ÇOCUKLUĞUM
artakalanlar
Burada sergileyeceğim ilk şey, babamın tekstil firmasında çalışırken eve getirdiği kumaş parçaları olurdu. Kardeşimle o kumaşlardan oyuncak bebeklerimize elbiseler diker, saatlerce onları giydirirdik. Hayal gücümüzü sonuna kadar kullanırdık.
HATIRALARIM
Burada mektuplarımı sergilerdim. Mektup yazmayı da almayı da çok seviyorum. Bazı cümleler yıllar geçse bile aynı yere dokunabiliyor. Bir kâğıdın üzerinde kalan birkaç cümle, bazen bir insanın sesini yeniden duyurabiliyor.
BAŞLANGIÇLAR Salonu’na geldiğimizde ise ilk haberimi gösterirdim.
Çünkü bugün yürüdüğüm yolun ilk adımı, o haberle atıldı. O gün yaşadığım heyecanı, “Ben bunu yapabiliyorum” hissini hâlâ hatırlıyorum.
Müzemin BUGÜN Salonu’nda ise bir bitki olurdu.
Bitkilerle ilgilenmek hoşuma gidiyor. Onlara bakmak, büyümelerini izlemek, günün telaşı içinde bana iyi geliyor. Sanırım bugün beni en iyi anlatan şeylerden biri de bu: küçük şeylerden mutluluk duyabilmek.
Gelelim son salona…
GELECEK Salonu.
Oraya bugün ne koyacağımı bilmiyorum.
Hayat, tamamlanmış bir müze değil. Her gün yeni bir eser eklenen, bazen bizi şaşırtan, bazen değiştiren bir yolculuk.

Şimdi ben de aynı soruyu size bırakayım.
Hayatınızı anlatan bir müze kursaydınız, hangi eserlerinizi sergilerdiniz?

