Köşe Yazısı

ODAYA SERDİM KİLİM, GEL OTUR SEN DE YE GÜLÜM! - 1

UFUK ERDEM
UFUK ERDEM
167 2 dk 2

ODAYA SERDİM KİLİM, GEL OTUR SEN DE YE GÜLÜM! - 1

Anayasa'nın 135. maddesi ve tamamlayıcı diğer maddelerinde yer alan hüküm gereği; meslek odaları, kendi özel kanunları kapsamında "Kamu kurumu niteliğinde” kurulan meslek kuruluşlarıdır.

 

Devlet, söz konusu kuruluşların kurulmasını sağlamak ve kolaylaştırmakla görevlidir.

Bu kapsamda; ticaret odası, esnaf odası, baro, tabipler odası, ziraat odası, mühendisler odası, diş hekimleri odası, .. gibi odalar kurulmuştur.

 

Söz konusu hüküm gereği odalar; mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak ve meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek ahlakını ve disiplini ile dürüstlüğü ve güveni korumak maksadıyla kurulmaktadır.

 

Anayasanın 33. maddesi gereği kurulan dernekler ve 51. maddesi kurulan sendikalar da benzer amaçlarla kurulmaktadır.

 

Sendika, oda ve derneklerin yöneticileri; kamu çalışanları gibi görevli ve fiillerinden kamu çalışanları gibi sorumludur.

Devlet, demokrasi gereği, sivil örgütlenmeyi geliştirmek ve meslekî gelişme yükünü devletin sırtından alıp meslek sâhiplerine yüklemek amacıyla iyiniyetli bir düzenleme yapmıştır; ancak, sistem beklenen şekilde çalışmamaktadır.

Cumhurbaşkanı ve vekillerin en fazla kaç kere seçileceği husûsu büyük bir tartışma konusu iken; oda ve benzer görevdeki derneklerin yöneticilerinin en fazla kaç kere yönetim kurulu üyesi ve başkan olarak seçileceği husûsu özenle gözden kaçırılmaktadır.

Başkanların hepsinin temel iki özelliği bulunmaktadır:

"> 1-Yapışkanlık

"> 2-Ancak ölerek ya da siyâsetçi olarak bırakabileceği aralıksız yöneticilik tutkusu

Oda başkanlarından bâzılarının görev yerine ve toplam süresine 2026 yılı îtibârıyla baktığımızda, durum aşağıdaki gibidir:

        *Bendevi Palandöken      (TESK; 1999-2026, 27 yıl)

        *Şemsi Bayraktar             (TZOB; 25 yıl ve hâlâ devâm etmekte)

*M. Rifat Hisarcıklıoğlu (TOBB; 2001, 25 yıl ve hâlâ devâm etmekte,)

*Emin Koramaz              (TMMOB; 2014-2026, 12 yıl)

*Gökhan Günaydın         (ZMO; 2003-2010, 7 yıl)

Başkanlar, “henüz hiçbir kimyâcının îcâd edemediği bir yapışkan türü” ile koltuğa yapışmakta ve söz konusu başkanı koltuktan ya gücü paylaşamadığı biri ya bir siyâset yemi ya da en kötü ihtimâl Azrâîl kaldırmaktadır.

“Yapışkan başkanların ancak devrilerek veyâ ölerek ya da siyâsetçi olarak bırakabildiği aralıksız yöneticilik tutkusu”; diğer dernek, sendika gibi sivil toplum örgütlenmelerinde de kendini bâriz şekilde göstermektedir:

*İbrahim Yetkin              (Türkiye Ziraatçılar Derneği, 30 yıl)

*Ergün Atalay                 (TÜRK-İŞ; 2013 yılından bu yana 13+ yıl).

*Süleyman Çelebi           (DİSK; 2000 – 2011, 11 yıl)

*Bayram Meral               (TÜRK-İŞ;1992 – 2002, 10 yıl)

*Seyfi Demirsoy             (TÜRK-İŞ; 1960 – 1973, 13 yıl)

*Mahmut Arslan             (HAK-İŞ; 2011 yılından bu yana 15+ yıl).

 

“At, sâhibine göre kişner!” denmiş.

Atın bahtsızını arabaya koşarlar; katır ve eşeğin yapacağı işi,  hür bir şekilde koşacak ya da süvârîsini hedefe ulaştıracak olan bahtsız ata yaptırıp yük taşıtırlarmış.

"Oda ve sendika denilen atlar"ın, bugüne kadar doğru kişilerin eline geçtiği, Anayasa ve kendi özel kanunlarında tanımlanmış genel ve özel amaçlarına uygun hizmet ettiği nâdir görülmüştür.

Bu bağlamda, “al birini, vur ötekine!” şeklinde benzer nitelikteki örgütlerle ilgili “bâzı işâret taşlarını diktikten, işmar ve işâret ettikten sonra”, yazıyı fazla dağıtmamak adına sâdece meslek odalarına ele almak istiyorum.

Genel durum, tutum ve davranış îtibârıyla bütün meslek odalarının şu andaki durumu aşağıdaki gibidir:

a)-Odalar umursuz, eyyamcı ve fırsatçıdır.

Meslektaşların çalışma hayatını imkânsızlaştıran ya da zorlaştıran mevzuat düzenlemelerini ortadan kaldırmak için hiçbir çaba göstermemektedirler.

Bilâkis, sorunu ortadan kaldırmak yerine, “söz konusu sorunun yarattığı nema varsa, söz konusu nemadan yararlanan tek taraf olmak için yasal zeminleri kullanmak”tadır.

Görev süresi ne olursa olsun, cumhûriyetin kuruluşundan bugüne kadar geçen yüz yıllık sürede eğer bir başkan her yıl iki sorunu çözmüş olsaydı; hiçbir oda, sendika ve dernek üyesinin bugün hiçbir meslekî sorunu kalmamış olurdu!

Sorunların hâlâ devâm etmesi, söz konusu teşkilâtların yönetiminin ehil ellerin elinde olmadığını, yönetimin işgâl altında olduğunu göstermektedir.

b)-Odaların kayda değer hiçbir değer üretmediği yetmezmiş gibi; “sorunun yarattığı nemadan yararlanma iştâhı” ile üyesini icraya vererek tahsîl etmek sûretiyle düpedüz üyelerinin iliğini kemiğini sömüren, asalak bir soygun sistemine dönüşmüştür.

 

Bu “cibilliyeti bozuk karakter”i bâzı örneklerle açıklamak gerekirse, durum aşağıdaki gibidir:

-->Esnaf ve Ticaret odaları

Temel düstur olarak kayıt dışı ticaret suç olduğu gibi yasal olmayan malı alıp satmak da suçtur. Bir esnaf ya da tâcir, üretim ya da pazarlama fırsatını bulduğu yasal olan her işi yapabilmelidir.

Bu bağlamda, bir işletme kuruluşunda işletme ile ilgili unvan, kuruluş yeri, ortaklar, hisseler, müdür, toplantı ve kâr dağıtımı gibi temel hususların sicil gazetesinde yayınlanması yeterli olması gerekmektedir.

Ancak; durumun böyle olması gerektiğini bile bile, bir konuda faaliyet yapılabilmesi için faaliyet konularının da gazetede en ince ayrıntısına kadar yayınlanması şartı getirilmiş olup her yayında fâhiş ücretler alınmaktadır.

Eğer söz konusu durum yasal düzenlemeden kaynaklanıyorsa bile, yasanın iptali için kılını bile kıpırdatmamaktadır.

Hâlbuki, ilk îlânda ve süreç içinde yeni çalışma konuları eklendikçe ciddî miktarda ücret alınması nedeniyle, ticaret odaları bu duruma sessiz kalmakta ve yasal düzenleme talep etmemektedir.

Diğer taraftan söz konusu odalar bu hususla yetinmemekte ve ayrıca; incikten boncuktan, öksürükten hapşırıktan kallâvî miktarda ücret alınmakta ve hattâ kârdan %2 pay almakta ve her yıl âidat toplamaktadır.

-->Zirâat odası

Çiftçilerin meslekî örgütü olarak meslek örgütleri içinde en fazla üyeye sâhip olan ve çiftçiye zırnık faydası olmayan bir örgüttür.

Çiftçinin her türlü mevzuât sorunlarını gidermesi ve çiftçinin kendisini sâhiplenmesini sağlaması gerekirken; mevcut iş bilmezliği, duyarsızlığı, atâlet ve hantallığı sebebiyle çiftçinin kendisinden uzak durmasına neden olmuştur.

Kendisinden uzak duran çiftçinin hiç değilse yılda bir defa odaya gelmesini ve âidât ödemesini sağlamak amacıyla, “çiftçinin doğrudan devlet ile buluşmasını sağlayan düzenlemeler”i iptâl ettirme yoluna gitmiştir.


-->Zirâat Mühendisleri Odası

Bir fakülte, “bu adam cıncık gibi ziraat mühendisi oldu!” deyip ziraat mühendisi mesleğini îfâ etmek üzere diploma vermektedir. Ziraat mühendislerinin danışmanlık yapma şartlarını belirleyen danışmanlık mevzuâtına göre; danışmanlık eğitiminden geçmeyen ve danışmanlık sertifikasını almayan bir mühendis mesleğini icrâ edememekte, söz konusu sertifikayı almadan danışmanlık hizmet vermesi hâlinde ağır cezâda yargılanmaktadır.

Fakültede 4 yıl boyunca onlarca saat ders alıp Türkiye’nin her yerinde mühendis olarak meslek icrâ edebilir hâle gelen bir mühendis, X veyâ Y konusunda 3-5 sâat ya da günlük kursu almadan, sınavına girmeden ve bunda başarı elde etmeden mesleğini icrâ edemez ve ağır cezâda yargılanır hâle getirilmiştir.

Böylece 4 yılda mühendis olamayan bir kişinin; 1 gün, 3 gün, 10 gün ve 20 günlük kursla ultra süper bir mühendise dönüştüğü kabûl edilmekte ve “tamam arslanım, artık sen mühendis oldun!” diye sırtına vurularak mesleğini icra etmesi için sâhaya girmesine müsâade edilmektedir.

Bu uygulama, ancak devlet desteklerinden yararlanmak isteyen çiftçilere hizmet verecek mühendisleri için başvurulabilecek bir uygulama olmalı iken; bütün mühendislerin en üst yasal dayanağı olan diplomasını geçersiz hâle getiren, geçerliliğini daha alt mevzuata bağımlı getirilen yasadışı bir uygulamadır.

Böyle bir durumda; ziraat mühendisleri odasının, canla başla çalışıp söz konusu danışmanlık mevzuâtını kökten iptâl ettirerek bütün meslektaşlarının mesleğini serbestçe icrâ etmesini sağlaması gerekmektedir.

Aksine, ziraat mühendisleri odası mevzuâtı iptâl ettirmek yerine; danışmanlık sertifikasını verebilecek tek kuruluş olduğundan bahisle, “söz konusu mevzuat gereği verilmesi gereken eğitimi veren, sınavı yapan ve bu kapsamdaki ranttan yararlanan taraf olmak adına” adliye yollarını tutmuştur.

-->Barolar

Avukatların meslekî tutumlarını gözetlemek ve denetlemek, yasa ve ahlâk sınırlarında tutmakla görevli barolar; mesleğini gereği gibi icrâ etmeyen avukatların şikâyet edilmesi hâlinde, şikâyet eden her kişi başına ortalama 5.000 TL şikâyet inceleme ücreti almakta ve avukatlık hizmeti alanların şikâyet haklarını önlemektedir.

( D e v â m  E d e c e k )


NOT:

*"Sanat, Hak ve halk içindir!" düstûruyla yazmaya çalıştığım yazı ve  şiirlerime yorum yapmak sûretiyle sağladığınız katkı için çok teşekkür ederim!

UFUK ERDEM
UFUK ERDEM

[email protected] · Makale sayısı: 248

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Hakan dalgaç

    Duygularımıza tercüman olmuşsunuz

  • Halil Kalemci

    Odaların, sendikaların koltuk sevdaları giderme yeri olduğuna inananlardanım. Araştırma çok güzel, lâkin yıllara bağlanması hastalığa çare olamaz. Bu başkanlar meselâ 3 yıllık görev süresiyle gelseler nasıl bir etkileri olacak, içlerinde misâli yok ancak diyelim başarılı ise neden şu kadar yıldır makamdasın yeter artık denerek görevden alınanlar?! 46 yıl padişahlık yapana ne diyebiliriz, hakkını vermiş biri.

Bu Yazıyı Paylaş