HEY SEN, 431 MÜNDEMİÇ; AYAĞA KALK!
HEY SEN, 431 MÜNDEMİÇ; AYAĞA KALK!
İslâm devleti, İslâm dîninin peygamberi Hazret-i Muhammed’in (s.a.s) 622 yılında Medîne’ye Hicret etmesiyle kurulmuş ve Hazret-i Peygamber hem “rasul” hem de “devlet başkanı” ünvanı ile İslâm devletini yönetmeye başlamıştır.
Hazret-i Peygamber’in vefâtının ardından devlet başkanlığı makâmı “halîfelik” adını almıştır.
Hazret-i Muhammed’in (s.a.s) 632 yılında vefâtından sonra; her ne kadar genel bir halk katılımı ile olmasa da İslâm devletinin kurulmasında ve gelişmesinde aktif olarak yer alan “âkil adamlar”ın bir araya gelerek karar verdiği komisyonda verilen “cumhur karârı” sonucu sırayla Hazret-i Ebûbekir, Ömer, Osman ve Ali 30 yıl süreyle halîfe olmuştur.
Emevî sülâlesinin cebren cumhur karârına son vermesi sonucu; halîfelik, 661 yılından îtibâren önce Emevîler ve sonra Abbâsîler sülâlesine geçmiştir.
Halîfeliği elinde bulunduran Abbasîler 1258 yılında Moğollar tarafından yıkılınca; Memlukler Abbâsî hânedânından bir kişiyi himâyesine olarak Kahire’ye yerleştirmiş ve halîfelik ünvanının devâm etmesini sağlamıştır.
Yavuz Sultan Selim, 1517’de Memlukleri Ridâniye savaşı ile yenince; Memluk himâyesinde temsilî bir makam olarak halîfe olan ve bir Abbâsî üyesi olan 3. Mütevekkil, halîfelik makâmını Yavuz Sultan Selim’e devretmiştir.
Osmanlının yönetim şeklini incelediğimizde ise; saltanat ve halîfelik birleştirilmiş ve “hem siyâsî hem dînî iktidârın tek kişinin elinde toplandığı icrâ ve temsil gücü yüksek bir otorite” olacak şekilde Osmanlıların eline geçmiştir.
Halîfelik ünvanı, her ne kadar “ardından gelen” ve “ana unsur ile aynı cinsten olup aynı görevi icrâ eden” anlamında kullanılmak maksadıyla ünvan hâline gelmişse de: Târihî fonksiyonu îtibârıyla “devlet başkanı” olarak hüküm icrâ ettiği dikkate alındığında; halîfeliğin Hazret-i Peygamber’in 632 yılında vefâtından sonra değil, 622 yılında Medîne’ye hicreti ile başladığını kabûl etmek en doğru yol olacaktır.
“Yazımızın çizmek istediği resim ve vermek istediği mesaj”ın anlaşılması açısından, önce bir kronoloji vermekte fayda var:
-1 Kasım 1922 : Saltanâtın kaldırılması
-29 Ekim 1923 : Cumhûriyetin îlânı
-3 Mart 1924 : Halîfeliğin kaldırılması
Bu şekliyle, kronolojik sıraya göre:
*Önce yönetim şeklini belirlemek üzere saltanat kaldırılmış, yaklaşık bir yıl sonra cumhûriyet rejimine karar verilmiştir.
*Halîfeliğin kaldırıldığı târihe kadar Cumhûriyet ile halîfelik; yaklaşık 4 ay boyunca, Mustafa Kemal’in (henüz o târihte Atatürk değil, başka maksat aramayın) aktif şekilde cumhurbaşkanı ve Abdülmecid’in pasif-temsîlî şekilde halîfe olduğu bir süreç olarak iki ayrı makamda birlikte devâm etmiştir.
*Cumhûriyetin îlânından 4 ay sonra, 3 Mart 1924 târihinde “söz konusu halîfelik makâmının TBMM ve cumhûriyet rejimi içinde mündemiç olduğundan bahisle” İslâm’ın yöneticilik makâmı olan halîfelik kaldırılmıştır.
Bu karâra istinaden:
-->Her ne kadar kimse tarafından akıl edilmeyen diyerek haddimi aşmak istemesem de: Resmi görenler tarafından özellikle gözlerden uzak tutulan, kimse tarafından dillendirilmeyen ya da dillendirmeye cesâret edilemeyen yazının sonunda açıklayacağım ilginç bir durum ortaya çıkmıştır.
-->Saltanâtın 1 Kasım 1922’de kaldırılmış olması nedeniyle “12 aydır sultan ünvanı taşımayan” Abdülmecid, “son halîfe” olarak tarihteki yerini almıştır.
-->Yaklaşık 407 yıl boyunca Osmanlının elinde olan halîfelik, aynı millete âit ama daha da küçülmüş olan topraklar üzerinde “bir önceki devletle hiçbir alâkası olmayan ve gûyâ sıfırdan kurulan başka bir devlet eliyle çıkartılan” bir Kânûn eliyle kaldırılmıştır.
Bu kısa kronolojik özetten sonra; şimdi biz, diğer bütün “devrimler”i bir kenâra koyalım ve bu devrime odaklanalım: Halîfeliğin Kaldırılması!
Burada üzerinde durulması gereken 2 konu bulunmaktadır:
1)-TBMM’nin kurulması ve cumhûriyetin îlânı ile yeni bir Devlet mi kurulmuştur?
2)-Halîfelik, bugüne kadar iddiâ ve empoze edildiği şekilde kaldırılmış mıdır?
Halîfeliği kaldırmaya yönelik olarak sâdece ana unsurları îtibârıyla 10 madde olarak yayınlanan kânûnu ana başlıklarıyla belirtmiş olalım:
Kanun Numarası : 431
Kabul Tarihi : 3 Mart 1340 (Milâdî: 3 Mart 1924)
Resmi Gazete
-Yayın Tarihi : 6 Mart 1340 (Milâdî: 6 Mart 1924)
-Sayı : 63
Kanunun Adı : Hilafetin İlgasına ve Hanedanı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun
Genel muhtevâsı îtibârıyla:
*Halîfe görevden alınmıştır.
*Hilâfet, Hükümet ve Cumhuriyet mânâ ve mefhumunda esasen “mündemiç” olduğundan hilâfet makamı kaldırılmıştır.
*Hânedan dışı gelinler hâriç olmak üzere; Halîfe ailesi damatlarla birlikte, 10 gün içinde terk etmek şartıyla ve bir def’âya mahsus yol harçlığı verilmek sûretiyle, yurtdışına “ebediyyen” sürülmüştür ve Türk vatandaşlığından çıkartılmıştır.
*Sürgün edilip Türk vatandaşlığından çıkartılan hiç kimse Türkiye’de emlâk alamayacak; bu kişiler elinde bulunan eser niteliği taşımayan taşınır ve taşınmaz mallarını bir yıl içinde satacaklar; satamamaları hâlinde, ilgili mallar Devlet eliyle satılacak ve elde para ilgili kişilere ödenecektir.
*Eser niteliğindeki mallar müze ve kütüphanelere; Osmanlı hazinesindeki varlıklar ile Saltanatın malı olan bütün mallar Türk Milleti adına Hazineye kaydedilecektir.
Burada odaklanıp sonuca varmaya çalışacağımız kelime, “mündemiç” kelimesidir.
Film tam da burada kopmakta ve unutturulan bir gerçek burada ortaya çıkmaktadır.
Zurnanın zırt dediği, bâzılarını heyecanlandıracak ve bâzılarının da yüreğine indirip hop oturup hop kalkmasına neden olacak yer, tam da burasıdır!
Mündemiç, kelime anlamı îtibârıyla aşağıdaki anlamlara gelmektedir:
*Hukukta “ayrı bir varlık göstermeksizin zımnen ve zâten o yapının içinde yer almak",
*Sözlükte “dürülüp sarılmış, bir şeyin içine sıkı sıkıya girmiş, entegre olmuş, iç içe geçmiş olmak”,
*Kâmûs-ı Türkî vb. klâsik/eski lügatlerde “derc olunmuş, bir şeyin içine katılmış, sokulmuş, bünyesine dâhil edilmiş olmak”,
*TDK’de “içkin”.
Kısaca mündemiç; "iki ya da daha fazla madde ve mânânın, birbirinde ayrılmaz ve birbirinden ayrı anlaşılmaz şekilde kimyâsal yapısı îtibârıyla bileşik oluşturmak sûretiyle et ile tırnak gibi bir bütün hâline gelmesi" demektir.
Kânun koyucu otorite olan TBMM, mündemiç kelimesinin sosyal, kültürel, lügat, halk, kültür, hukuk ve etimolojik açıdan ne anlama geldiğini gâyet iyi bilmektedir.
Zâten bu nedenledir ki, ilgili Kânun’un 1. maddesinde mündemiç kelimesi bilerek özenle seçilmiş ve ilgili madde içinde de “(…). Hilafet Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır.” denilmiştir.
Söz konusu metnin o günkü ve bugünkü mânâsı, “Halîfelik, ‘Hükümet ve Cumhuriyet anlam ve kavramı içinde zâten var olduğundan’ Halîfelik makamı kaldırılmıştır." anlamını taşımaktadır.
Görüldüğü üzere, ortadan kaldırılan ve yok edilen herhangi bir husus bulunmamaktadır.
Mündemiç kelimesinin mutlak mânâsı îtibârıyla; halîfelik makâmı, TBMM’nin şahs-ı mânevîsine ve halîfelik görevi de Türkiye Cumhûriyeti’ni yöneten en üst makam sâhibine verilmiştir.
Söz konusu yönetim şekli bugün cumhurbaşkanlığı ya da yarın başkanlık ve makam sâhibinin ünvanı bugün cumhurbaşkanı ve yarın başkan olabilir, ama durum bu şekildedir.
Târihî gerçeklere dayalı şekilde buraya kadar yapılan detaylı îzahta da görüleceği üzere, yukarıda bahsettiğimiz 2 sorunun cevâbını verip konuyu bitirmiş olalım:
1)-TBMM’nin kurulması ve cumhûriyetin îlânı ile yeni bir Devlet kurulmamış; mevcut Osmanlı Meclîsi yenilenmiş ve yönetim şekli değiştirilmiştir.
2)-Halîfelik, bugüne kadar iddiâ ve empoze edildiği şekilde kaldırılmamış; makam olarak TBMM’nin şahs-ı mânevîsine alınmış ve Cumhurbaşkanı hem Devlet Başkanı hem de halîfe hâline gelmiştir.
Bu durumda, Türkiye Cumhûriyeti'nin ilk halîfesi Mustafa Kemal Atatürk ve şu andaki halîfesi de Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Kendileri böyle bir makâmı ve ünvanı ister kabûl etsin ister etmesin, hayâl etmiş olsun ya da olmasın..
Dünyâ görüşleri halîfeliğin muhtevâsı ile uyumlu olsun ya da olmasın..
Kimileri Atatürk’ü ve kimleri de Recep Tayyip Erdoğan’ı halîfe olarak kabûl etsin ya da etmesin, beğensin ya da beğenmesin, lâyık görsün ya da görmesin..
Târihî ve fiilî gerçek bu şekildedir; reddedilmesi ya da inkâr edilmesi bu gerçeği değiştirmeyecektir!
Kaldı ki, Recep Tayyip Erdoğan halîfeliği kaldıran kânunda yer alan hususla ilgili böyle bir bilgiye sâhip olmadan cumhurbaşkanı olmuş olsa bile, Mustafa Kemal açısından durum oldukça farklıdır:
Mustafa Kemal, “halîfeliği kaldıran söz konusu Kânûnun hazırlayıcısı ve uygulayıcısı sıfatıyla” bizzat bu bilgiye sâhip olarak cumhurbaşkanlığı makâmına tâlip olmuş ve 4 def’â seçilmek sûretiyle 16 yıl boyunca cumhurbaşkanı ünvanı ve sıfatıyla görev yapmıştır.
Sonuç olarak:
*Halîfelik makâmı TBBM’nin şahs-ı mânevîsinde mündemiç olarak hâlâ Türk milletinin elinde ve Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde devâm etmekte olup İslâm ülkelerinin yeniden Türk milleti etrafında birleşmesi ve kenetlenmesi gerekmektedir.
*Böylece: Daha önce belirttiğimiz şekilde “Milletlerarası İslâm İstişâre Kurulu” oluşturmak sûretiyle fıkıh alanında icmâ-ı ümmet oluşacağı gibi, “Halîfelik Makâmı” etrâfında birleşmek sûretiyle siyâsî alanda da icmâ-ı ümmet gerçekleşmiş olacaktır.
Ahan da attım ben taşı, kuyudan kim çıkartırsa çıkartsın!
Bu taşı biri bir gün mutlakâ çıkartacak çıkartmasına da kim ve ne zaman çıkartacak?
Bütün akıllılara kolay gelsin!
NOT :
*"Sanat, Hak ve halk içindir!" düstûruyla yazmaya çalıştığım yazı ve şiirlerime yorum yapmak sûretiyle sağladığınız katkı için çok teşekkür ederim!
Yazarın Diğer Yazıları
- KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 13
- KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 12
- KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 11
- AMA SENİNKİ DE DÜPEDÜZ FONGUN SAYILIR! - 3
- AMA SENİNKİ DE DÜPEDÜZ FONGUN SAYILIR! - 2
- AMA SENİNKİ DE DÜPEDÜZ FONGUN SAYILIR! - 1
- SİGORTA ATMADAN VE EŞEK ÇÖKMEDEN!
- ŞİİRLER: BENZEMEZ-1, BENZEMEZ-2
