Köşe Yazısı

KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 11

UFUK ERDEM
UFUK ERDEM
7 6 dk 0

KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 11

Bu arada:

     *Sanki köydeyken hiçbir din ve ahlâk eğitimi almamış gibi..

       Köyde göğüs bacak açmak ve göstermek normalmiş gibi..

      Böyle bir teşhirci gösteride = sunumda, köylü erkeğin kılı kıpırdamıyor da sâdece şehirdeki erkekler azıyormuş gibi: Şehre inen helâl süt emmiş, erkek eli değmemiş hattâ erkek yüzü görmemiş, iffetli, nâmuslu, onurlu, hayâ ve haysiyet sâhibi; yayla suyu gibi saf, berrak, tertemiz ve dupduru; mis gibi gül ve dağ kekiği kokulu; organik elma yanaklı ve kiraz dudaklı; tepeden tırnağa boylu boyunca bordo kırmızısı bindallısını giymiş kıpkızıl gelincik ve sakız beyâzı duvağını bürünmüş kardelen gibi bâkir; ürkek, parmak uçlarında yürüyen, mâsum ve utangaç, nârin ve nahîf olan Müslüman köylü kızının bu “ahlâk libâsı = ahlâk örtüsü” üstünden sıyrılmış; “sanki babasının ya da kocasının evinde temizlik yapıyormuş gibi” göğüsleri ortalığa dökülüp saçılmaya, baldır ve bacakları açılmaya başlamıştır.

     *En varoş mahallesinden en zengin mahallesine kadar bütün şehir erkekleri:

                     -->Sürekli “cinsel açlık” yaşamaktadır.

                    -->Kirli, kirletilmiş, sömürücü ve yapmacık “ikinci el” şehir kızlarından bıktığı için kirletmek üzere genç, tâze ve “birinci el” kadın arayışında olan  bir numaralı züppe, zampara, tâcizci ve tecâvüzcü, eline geçirdiği kadını pazarlayan kavat ve deyyustur.

     *Gelin görün ki; “fiilleri îtibârıyla aynı hükümde olan” bu züppe, zampara, tâcizci, tecâvüzcü, kavat ve deyyus erkeklere de âdil davranılmamıştır:

                        -->Şehirliler; kültürlü ve modern, yakışıklı ve mütebessim, nâzik ve efendi, günlük tıraşlı, günlük duş alan, cillop gibi takım elbiseli, şort ve tişörtlüdür.

                       -->Kırsaldan gelip ancak şehrin varoşunda tutunabilen köylüler; câhil, çirkin, çirkin gülüşlü, kaba, yaka bağırdan fışkırmış kıllı, pis sakallı, salyalı, pasaklı, paspal, kirli donlu ve şalvarlıdır!

      *En varoş mahallesinden en zengin mahallesine kadar bütün şehir kadınları:

                          -->Alttan ve üstten ve olabilecek her yerden, bütün sınırları zorlayacak şekilde göğüs ve bacakları açık bir hayat sürmektedir.

                       -->Bedeli çek ile ödenmek üzere: Birinci sınıf otel odalarında onun bunun yatağında sürünen; bol ışıklı ve ışıldaklı tavernada, gazinoda, barda ve pavyonda onun bunun kucağında sürten utanmaz bir “cinsel obje”dir, ama yine de zarif, kültürlü ve modern bir kızdır.

                        Eğer miktârı pazarlıkla belirlenen nakit para karşılığında gecekondularda ya da beşinci otel odalarındaki yatakta, kucakta ve izbe ve köhne sokak, bar, pavyon, taverna ve gazinolarda masa masa gezen sarhoş bir kız varsa; mutlakâ ağanın tasallutundan kaçarken buralara düşen ve utanılacak iş karşılığı parasını alıp evine ekmek götürecek olan dertli ve gamlı bir kırsal alan kızıdır.

                    -->Şehirlerde nedense ehl-i nâmus ve namâzında niyâzında olan bir kadın neredeyse hiç bulunmamaktadır.

                     Hasbelkader var olan ehl-i nâmus ve namâzında niyâzındaki bir şehir kadını ise; mutlakâ kökeni kırsala dayanan, dünyâdan elini eteğini çekmiş, oğluna-kızına-dâmâdına-gelinine nasîhat etmekten başka şey elinden gelmeyen ve sözü de hiçbir şekilde dinlenmeyen geriye doğru üçüncü nesil bir nine niteliğinde bir kadındır.

Bu bağlamda, biraz ironi ve teşbîh ile söylemek gerekirse:

        *Bânû Alkan’ın, kendisine tutunarak gündemde kalmak adına ve zerre kadar utanmadan arlanmadan söylediği “neremi neremi, daha neremi, aha oramı aha buramı, aha şuramı da!” şarkısı,

         *Yonca Evcimik’in “bandıra bandıra yesen de beni, tadıma doyacağını hiç sanmam. Ama, sen yine de bandıra bandıra ye beni!” pop müziği,

        *İbrâhîm Tatlıses’in “dam üstünde un elerken oynayan memeler ve kaytan bıyıkların sürüleceği muhtelif yerler” türküsü,

      *Ankara’lı Coşkun, Sibel Pamuk ve Dilber Ay ile birlikte başka birçok zillinin meşhûr ettiği “tavukları pişirip hacıyı çarşıya gönderdikten sonra diğer erkeğe haber veren” ne idüğü belirsiz müzik,

Bu hegemonik sürecin bilinçli yürütülen operasyonlarından sâdece birkaç örnektir.

Kadınların sınırsız şekilde başrol oynadığı teşhîrin “zavallı ve edilgen nesnesi ve figüranı” hâline getirilen erkeklerin cinsel açıdan altyapısı açıkça bellidir:

     *Rûhunun ikizini, diğer yarısını tamamlayacak elmayı, erkekliğini fark ettirecek veyaşatacak dişiyi ve mutluluğu aramaktadır.

      “Cicim ayları” içinde ya da bu aylar geçtikten bir süre sonra: Birinci eşinde ikiz yerine öküz, elma yerine armut ve orijinal dişi yerine “çakma dişi” ile karşılaşan erkek; bulamadığı ikizi, diğer yarıyı ve “mutluluğu = dişiliği” bulacağına inandığı başka kadında telâfî etmek üzere, gerekirse ilâhî ve beşerî kurallara göre de mübah-câiz ve/veyâ yasak-suç olan yollara başvurmaktadır.

     *Bir milyar TL’si olan birinin bu parayı iki milyar, üç milyar, dört milyar, on milyar, .. yapma niyeti taşıması ve fırsatı kollaması gibi: Bir eşi olan erkek; bir eşle mutlu olsa dahi iki, üç, dört, beş, .. eş edinme niyeti taşımakta ve fırsatı kollamaktadır.

      Bunun içindir ki Allah; erkeği bir eşe mahkûm etmemiş, birden fazla eşi “aldatma olarak görmemiş”, ancak aynı anda sâhip olunacak eş açısından dört eş ile de sınırlandırmıştır.

 

Tersi durumu kadın için düşünecek olduğumuz takdirde: Rûh ikizi, diğer yarı ve hakîkî erkek yerine öküz ve armut ile karşılaşan kadın hepten mi çâresizdir, şansına ve kaderine mi küsmelidir, ölene kadar o erkeğin kahrını çekmeli midir?

Çözüm basittir: Evli olduğu süre içinde; aldatmaya gitmeden delikanlı olmak, erkek çekilmez hâle geldiğinde arslanlar gibi boşanmak ve iddet süresini tamamladıktan sonra başı dik bir şekilde başka bir erkekle evlenmektir!

 

 

Allâh’ın “haramını helâl = serbest” ve “helâlini haram = yasak” edenden daha zâlim kim olabilir?

 

Erkekler açısından bugünkü durum îtibârıyla:

        *“Bekârlık sultanlıktır!” deyimine sükse kazandırılmış ve bekârlık öncelikli yaşam tarzı hâline getirilmiştir.

     *Erkeklerin genellikle yetersiz olan gelirine karşı; yüksek evlenme mâliyeti ve kadınların “her hâlükârda yüksek ve sürdürülebilir refah ve konforlu yaşam ihtirâsı” erkekleri evlenemez hâle getirmiştir.

     *Yakın çevrede bolca şâhit olduğu başarısız ve çekilmez hâle gelmiş evlilikler nedeniyle oluşan “evliliğin getireceği psikolojik ve ekonomik yükü taşıyamama korkusu” nedeniyle, erkekler evlilikten uzaklaştırılmış ve bekârlığa itilmiştir.

     *Evlilik esnâsında ve boşanma sonrasında her hâlükârda kadını koruyan hukûkî düzenlemeler, gelenekler ya da ekonomik nedenler; erkekleri “bekâr kalmaya zorlamış”, “ahlâkdışı kuralsız kadın erkek ilişkisine itmiş” ya da evlenecek olduğu takdirde “her hâlükârda tek eşle evli olma zorunluluğu” getirmiştir.

( D e v â m  E d e c e k )


NOT:

*"Sanat, Hak ve halk içindir!" düstûruyla yazmaya çalıştığım yazı ve şiirlerime yorum yapmak sûretiyle sağladığınız katkı için çok teşekkür ederim!

UFUK ERDEM
UFUK ERDEM

[email protected] · Makale sayısı: 245

Bu Yazıyı Paylaş