KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 2
KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 2
Teşhir kelimesinin sözlük anlamı ve hukûkî tanımını “Yazımızın maksadı açısından” yaptıktan sonra konuya geçmekte fayda var.
Aslen Arapça kökenli “şehera” kelimesinden türemiş olan teşhir kelimesi; Türk Dil Kurumu tarafından yapılan tanımına göre, “herkese gösterme ve sergileme” anlamına gelmektedir.
Meşhur, şehir ve şöhret kelimeleri de aynı kökten türemiştir.
Türk Hukuk Sisteminde teşhîrin konusu ve cezâsı; ilişkili diğer suç sayılan konularla birlikte, işin içinde tehdit, cebir ve çocuk olup olmama durumuna göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu içinde aşağıdaki şekilde yer almıştır:
a-Cinsel tâciz (TCK, madde 105; 6 ay-3,5 yıl hapis)
" https:="" www.pendikgazetesi.com.tr="" uye="" images="" pixel.gif"="" title="" rel="media6577793328386439" width="150" height="14"> b-Hayâsızca hareketler (TCK, madde 225; 6-12 ay hapis)
c-Müstehcenlik (TCK, madde 226; 6 ay-10 yıl hapis, adlî para cezâsı)
ç-Fuhuş (TCK, madde 227; 4-20 yıl hapis)
Bir kimsenin “cinsel tatmîne ulaşabilmek” ve “ar, hayâ ve iffet değerlerini incitmek” için cinsel organını veya vücûdun diğer cinsel bölgelerini belirli bir kişiye yönelik olmaksızın belirsiz sayıdaki kişiye alenen göstermesi, “teşhircilik” olarak tanımlanmıştır.
Teşhir fiilinin belirli bir kişiye yönelik olması hâlinde, “cinsel tâciz” suçu işlenmiş sayılmaktadır.
Hayâsızca hareketler içinde sayılan cinsel tâciz ve teşhircilik aynı anda gerçekleşerek “fikrî ictimâ” oluşabilmekte olup asgarî cezâda hayâsızca hareketin alt sınırı ve âzamî cezâda cinsel tâcizden cezâ vermeyi gerektirmektedir.
Ancak Kânunda, cezâ uygulamalarında örnek fiillerle açıklanmış olsa da her şeye rağmen aşağıdaki konularda mutlak ve yeterli bir açıklama ve tanımlama bulunmamaktadır:
*Vücud bölgesi açısından:
-Cinsiyete göre vücûdun hangi bölgelerinin cinsel bölge ve organ olduğu,
*Gösterme fiili açısından:
-Cinsel bölge ya da organın ne kadarının ne kadar süreyle gösterilmesinin hayâsızca hareket, müstehcenlik ve teşhir sayıldığı,
-Hangi organının neresinin ne kadar açılmasıyla teşhîrin başladığı ve ne kadarının kapanmasıyla ortadan kalktığı,
-Hangi hareketin hayâsızca hareket, cinsel kışkırtma ve tâciz sayıldığı,
*Giyim şekli açısından:
-Hangi çıplaklık ya da giyim şeklinin müstehcenlik, hayâsız giyim, cinsel kışkırtma ve tâciz sayılacağı
Özetle: Teşhircilik, insanlık için bir sorundur.
Eğer:
*Teşhir insanlık için bir sorun olmasaydı; hem beşeri ve hem de ilâhî dinlerde, ilkel ya da modern bütün ülkeleri içine alacak şekilde evrensel cezâ hukûkunda yer almazdı.
*Teşhîr edilen şeyin albenisi, ilgi çekiciliği, keyif vericiliği ve alıcısı olmasaydı; ciddî cezâlara rağmen, teşhîr edilen mal tezgâha konulmazdı ve bu malın müşterisi de olmazdı.
Şimdi dilerseniz konumuza geçelim.
İddiâya göre; insanoğlu, ilkel zamanlarda en fazla “göbek ile diz kapağı arasındaki 30 cm”yi örterken, sonradan boylu boyunca giyinip “adama benzeme ve adam olma”ya başlamış.
Günümüzde nâdir de olsa örneklerine rastlanan ilkel kabîlelere baktığımızda gördüğümüz manzara, daha ilkel zamanlara yönelik iddiâları doğrular nitelikte: İlkel kabîleler yarı ya da tam çıplaktı!
Yirminci yüzyılda uç gösteren ve “ilkel zamanlara dönüşün öncü bâzı işâretleri”ni veren “çıplaklık”, içinde bulunduğumuz yüzyılda da, “norm” ve “normal” kabûl edilecek şekilde hız kesmeden ve artarak devâm ediyor.
Olayı matematiksel olarak irdelediğimizde, ilkel zamanlarda “örtülen vücut bölümü ve toplam alan” ile modern zamanlarda örtülen bölüm ve örtülen toplam alan hemen hemen “aynı”.
Değişen tek şey, giyim maddesi ve giyim maddesindeki kalite:
*İlkel zamanların giyim maddesi; güneşte kurutulan ilkel ve âdî, basit ve gösterişsiz ham deri, ot ve meşin yapraklardan ibâretti.
*Şimdi modern zamanda bu maddelerin yerini; işlenmiş yün, pamuk, deri ve polyester gibi malzemelerden yapılıp tekstil fabrikalarında dokunan modern, kaliteli ve yüksek teknoloji eseri gösterişli kumaşlar aldı!
Çıplaklık günümüzde; modernizmin “tezgâha düşürdüğü = getirdiği = koyduğu teşhîr ürünü” olarak “medya, moda ve san’at alanında özel görevlendirilmiş dişi etki ajanları” eli ile disiplinli şekilde dayatıldı ve bu çıplaklık nüfûsun %51’ini oluşturan kadınlar içinde önemli bir hedef kitleye “modernlik ve bilgeliğin şanı ve sembolü” olarak kabûl ettirildi.
Söz konusu hedef kitle; bu dayatmanın gönüllü kölesi, âşığı, uygulayıcısı, “onsuz yapamazcı ve yaşayamazcı”sı oldu.
Çıplaklığa yatkın ve çoktan teşne olup da geleneksel tesettürlü / tesettürümsülü olan ve tesettürlü sayılan kadınların önemli bir kısmının da “el âlem ve mahalle ilâhının baskısı yüzünden tesettürlü kalmak zorunda” olan “potansiyel çıplak” olduğunu da belirtelim.
Bir taraftan, “nefsin canhıraş bir şekilde direndiği” ve uyanın da takdîr edilmesi gereken tesettür gibi gerçekten zorlu bir ilâhî emre uyup da aynı kişinin diğer taraftan, genellikle çok basit ve bâzen ağır suç sayılan diğer ar, nâmus ve iffet ile alâkalı ahlâk kurallarına uyumda gösterdiği duyarsızlık ve kayıtsızlık bu konudaki iddiâmı destekler nitelikte.
Çıplaklık bu gidişle; gelecek yüzyıllarda da hız kesmeden devâm edecek ve toplumda “modernliğin, medenîliğin, şıklığın ve zarâfetin temel simgesi” olarak yerini alacak.
Karşısında oturan bir erkeğin karşısında kısa aralıklarla eteği ile oynamak ve eteği biraz daha biraz daha yukarı çekmek, elini göğsüne götürüp yakasını hafif açıp kapatmak eğer teşhir ve kışkırtma=cinsel taciz ise; bütün gün boyu askılı tişört, mini etek ve diğer dekolte şekilleri ile “soyunuk” gezmenin teknik ve hukûkî târîfinin yapılması gerekiyor.
Ortada artık kasa soyma ya da banka soygunu yok. Bu soygunlar, diğer soygunun yanında çok hafif ve nâmuslu kalıyor.
Kasa ve banka soygunundan daha beter bir “soyma” ve “soygun” var: Kadın soyma, kadının dışındaki kıyâfet ile içindeki ar ve iffeti soyma!
Ahlâkın temel direk ve dinamiği olan fazîlet, ar, nâmus, hayâ ve iffet duygusu bizzat yine kadın olan etki ajanları eliyle değersizleştiriliyor.
İnsana mahsûs olan bu sıfatlar, Sezen Aksu’nun bir şarkısında belirtildiği üzere: Hikâye ve masal, sıkıcı ve boğucu bir tutumdur ve bizzat nâmûsun kendisi, bıkmadan usanmadan gizli gizli nâmussuzluk yapıp utanılacak hâle düşmüş olan şey olarak lânse ediliyor.
Ve diyor ki meâlen:
-Bak nâmus ve fazîlet dediğin şeyler bile ne hâlde? Aslı astarı çıkmadı, zaten yoktu! O zaman, boş ver bu tarz düşünce ve duyguları artık; oynamaya bak, hadi yandan, hadi hadi yandan!
( D e v â m E d e c e k )
NOT:
Yazarın Diğer Yazıları
- MAL BİLDİRİMİ: BENİMKİ TAMAM DA ONUN MALINI BEN NERDEN BİLEYİM? - 3
- MAL BİLDİRİMİ: BENİMKİ TAMAM DA ONUN MALINI BEN NERDEN BİLEYİM? - 2
- MAL BİLDİRİMİ: BENİMKİ TAMAM DA ONUN MALINI BEN NERDEN BİLEYİM? - 1
- HEY SEN, 431 MÜNDEMİÇ; AYAĞA KALK!
- KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 13
- KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 12
- KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 11
- AMA SENİNKİ DE DÜPEDÜZ FONGUN SAYILIR! - 3
