ANA PARADAN FAZLA ALINAN HER PARA FÂİZ MİDİR? - 5
Artık, fâiz hükmü ve şüphesinden uzak olarak borçlanmaya yönelik olarak uygulanacak yol ve yöntem açısından konunun değerlendirilmesine geçelim:
Şimdi burada tartışılması gereken nokta şudur:
-->Fâiz tanımını yapan otorite kimdir, fâizi kim “suç” saymakta veyâ fâizi “alacaklının en doğal bir hakkı” olarak görmektedir?
-->İster döviz ister millî para ve ister az ister çok olsun; “nakit olarak verilen borçtan fazla olarak alınan her miktardaki para” fâiz midir, değil midir?
Ülkemizde fâizi hem Devlet ve hem de İslâm dîni ayrı ayrı tanımlamaktadır. İslâm dîni fâizi suç sayarken; Devlet, fâizi alacaklının en doğal hakkı olarak görmektedir.
Her şeyden önce, hüküm koyan otorite açısından değerlendirdiğimizde:
-->İslâm dîninin hüküm kaynağı, “karârı sorgulanamaz şekilde doğru olan Allah”tır.
-->Devlet’in hüküm kaynağı ise, "yaşadığı çağa ve sâhip olduğu güce göre anlayışı ile karârı değişen ve verdiği karârının doğruluğu dâimâ tartışmaya açık olan insan”dır.
Dolayısıyla; İslâm’ın ve Devletin fâiz tanımı, “hüküm koyan kaynağın hükümranlık açısından denksizliği ve gözettiği hususlar açısından uyuşmazlığı nedeniyle” hiçbir şekilde uyuşmamaktadır.
Diğer taraftan Devlet; tanım kıtlığı yaşaması, kavramlardaki inceliğe duyarsızlık göstermesi ya da benzer şeylerde aynı kelimeyi kullanıp anlam kargaşası ve anlam daralması yaratması nedeniyle, ana paradan fazla olarak alınan her miktar parayı tek bir kelime altında “fâiz” olarak tanımlamıştır.
Bu bağlamda; ana paradan ayrı olarak alınan bir fazlalık, Devletin “fâiz” olarak tanımlamasıyla İslâm dîninde de fâiz niteliği kazanmamaktadır.
Nakit nitelikli borç verirken, ana paradan ayrı olarak alınacak fazlalığa borç verme esnâsında en baştan peşin olarak karar verilmesi, açık ve kuşkusuz bir fâizdir.
Kâr payı karşılığında borçlandırma prensibinde: Sübvansiyon uygulansın ya da uygulanmasın, ihtiyaç sâhibine fiilen para değil de "vâdeli mal ve hizmet satışı" yapıldığı için, uygulamada İslâmî açıdan herhangi bir sorun bulunmamaktadır.
Değerli mâdenlerin süs ya da diğer nitelikte olsun esas kullanım amacı “madde” ve “eşyâ” olup söz konusu sıfatına geri dönmesinin ve bu niteliği üzerinden değer edinmesinin ve bu şekilde esas paranın para niteliğinde değer kazanmasının sağlanması gerekmektedir.
Bunun yolu da kullanılan malzemenin kâğıt, metal, plâstik vb. cinsi ne olursa olsun, Devlet tarafından para olarak tanımlanan varlığın değer kazanmasını ve ekonomiye hâkim olmasını sağlamaktır.
Hemen belirtelim ki; diğer tamamlayıcı sebepleri bir kenâra koymak üzere, değerli mâden ile döviz ya da dijital para üzerinden borç vermenin yanlış olmasının üç temel nedeni bulunmaktadır:
1)-Borç ilişkisi, “vatandaş-vatandaş” ya da “devlet-vatandaş” arasında gerçekleşen millî bir ilişkidir.
Böyle millî nitelikteki bir ilişkide: Konuyla hiçbir alâkası olmayan, olaya hiçbir katkısı olmayan, hiçbir şekilde olay mahallinde olmaması ve adı geçmemesi gereken, “ilgili dövizin, dijital paranın ve değerli mâdenin sâhibi olan, hattâ millî devlet ve vatandaşa düşmân olan bir devlet veyâ kişi”, anlamsız şekilde söz sâhibi olmaktadır.
2)-Millî borçlanma sistemi ve alacaklı-borçlu ilişkisi; ilgili döviz ve dijital para ile değerli mâdenin sâhibi olan devletin ve kişinin para politikasına, “ne idüğü belirsiz sistemler” tarafından oluşturulan uluslararası manipülasyon ve spekülâsyon sisteminin manipülâsyonuna ve spekülâsyonuna açık hâle gelecektir.
3)-İlgili döviz ve dijital para ile değerli mâdenin sâhibi olan devlet ve kişiler, söz konusu varlıklarına “borçlanma ilişkisi kapsamında” talep oluşması nedeniyle zenginleşmektedir.
Yukarıda anlatılan nedenlerle: Döviz, dijital para ve değerli mâden üzerinden borç vermek doğru bir borç verme yöntemi değildir. Ancak, millî para ile borç vermek de borç veren tarafın zarar görmesine neden olmaktadır.
O zaman, bir borç-kredi verme işleminde ana paradan ayrı olarak alınan fazla parayı fâiz hükmü ya da fâiz şüphesinden kurtarmak ve aynı zamanda millî para ile borç veren tarafın zarara uğramasını önlemek için hangi yol izlenmelidir?
Bu durumda, borç vermede en doğru yol bellidir:
1)-Millî para ile borç vermek
2)-Sepet hesâbı ile borç vermek
Böyle bir borç vermede:
-->Millî para ile borç verme yönteminde, millî para; “Millî Paranın Borç Alındığı Târih İle Ödendiği Târih Arasında Gerçekleşen Enflâsyon” dikkate alınmak sûretiyle fiziksel ya da kaydî değer üzerinden transfer yoluyla borç olarak verilmektedir.
Ana paradan ayrı olmak üzere, gerçekleşen enflâsyon kadar fark da ödenmektedir.
-->Sepet hesâbı ile borçlanma yönteminde, sepet hesâbından bahsedilebilmesi için; borç alan ve veren tarafın millî para, döviz, dijital para ve değerli mâden gibi varlıklardan en az iki adet varlığın üzerinde mutâbakâta varması gerekmektedir.
Sepet yönteminde, iki şekilde borç alınıp verilebilmektedir:
a)-Sepetteki varlıkları fiziksel olarak almak ve vermek
b)-Sepetteki varlıkları “kaydî değer”i üzerinden kabul edip kaydî değeri üzerinden millî para ile ödemek
( D e v â m E d e c e k )
NOT:
"Sanat, Hak ve halk içindir!" düstûruyla yazmaya çalıştığım yazı ve şiirlerime yorum yapmak sûretiyle sağladığınız katkı için çok teşekkür ederim!

