STRATEJİK HİÇ: AHMET DAVUDOĞLU

STRATEJİK HİÇ: AHMET DAVUDOĞLU

 

Seni hiç tanımazdım.

 

Seninle hiçbir hısımlık, akrabâlık ve dostluğum olmadığı gibi alacak verecek ve husûmetim de yoktur.

 

Fakat; seni bizim mahallede görmem, sevmeme ve güvenmeme yetmişti.

 

Başka kitaplarını görmedim, okumadım, muhtevâsı nedir bilmem.

 

Ama; “Stratejik Derinlik” adlı kitâbın: Devlet, siyâset, parti, dernek ve sendikaların en düşük kademesinde dahi yer almak; ülke ve dünyâ siyâseti hakkında konuşmak isteyen her kişinin mutlakâ baş ucunda olması ve her paragrafı en az iki kere okunması gereken bir kitap.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN lütfedip seni başbakan atadığında ise, “Stratejik Derinlik” kitâbında devlet ve siyâsete hâkimiyetini görmüş olmam hasebiyle, sanki kendim başbakan atanmış gibi sevinmiş ve büyük bir ümitle seni tâkîp etmeye başlamıştım.

 

Ama heyhat ki, yanılmışım!

 

Ve bir gün, duyduğum bir söz üzerine: Parti içi siyâsîler iç iletişimle öğrenmiş olsa da dışarıdan bir vatandaş olarak “ahan da Davudoğlu gidici!” dedim ve her şeyin arkası çorap söküğü gibi geldi.

 

Sen belki göremedin ve duyamadın ama;

      *Kendi ellerinle kendi ipini çektin.

      *Kendi ellerinle kendini hiç ettin.

 

Reis, huyu olduğu üzere hiç acele etmeden ve bâzı konulardaki “mıntıka temizliği”ni sana yaptırdıktan sonra, tam kendisine güvendiğin anda “sen çekilebilirsin!” deyip görevden aldı.

 

Sonradan ortaya çıkan ve daha sonra çıkacak olan görevden alınma sebeplerinden “bilinmesine müsâade edilenler” ise, görevden alınman için oldukça yeterliydi.

 

Meğer neler neler olmuş da haberimiz yokmuş.

  

Peki ben nasıl olmuştu da hükûmet ve parti içi sürece vâkıf olmayan “sıradan bir vatandaş” olarak, “görevden alınacağına= affının istenileceğine= azledileceğine= kovulacağına” dâir kanâate varmış ve “ahan da Davudoğlu gidici!” demiştim?

 

Söyleyeyim: Almanya ile aranda olan ilişkiler!

 

Sen başbakan olduktan sonra, Almanların her düzeydeki yetkililerinin Türkiye ziyâretleri aşırı derecede artmıştı.

 

Belki bu şekilde başka ziyâretçilerin de olmuştu.

 

Almanlar, nezâketen dahi olsun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’a uğramadan “doğrudan ve sâdece” sana uğrayıp görüşmüş ve yine aynı şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’a uğramadan Almanya’ya geri dönmüşlerdi.

 

Uluslararası âdap ve erkâna aykırı olan ve aynı zamanda “âdetâ Reisi etkisizleştirme ve unutturma amacı güden” bu süreç, çok dikkatimi çekmişti.

 

Bu durumu, kim olduğunu hatırlayamadığım bir muhâbir ya da sunucu fark etmiş, bir röportajda Almanların bu tutumunun sebebini sormuş ve sen mealen demiştin iki:

 

     -Türkiye’de muhâtaplarının kim olduğu bellidir!

 

O ân dedim ki: Bittin oğlum sen!

  

Sonunda Reis, tereyağından kıl çeker gibi seni kenâra çekti ve bir çocuğu sünnet eder gibi, seni başka şeylerle oyalarken pıt! diye sünnet etti.

 

Zâten yenildiğin seçim sonrası kazandığın “istikşâfî görüşmeli” seçim zaferini “ben buldum, ben buldum!” diyen çocuk gibi, Reisin adını hiç anmadan “ben kazandım, ben kazandım; hepsi benim, hepsi benim!” sevinciyle ortalıkta gezinmeye kalkman ve bu zaferle her yerde öğünmen, ipinin daha erken çekilmesi ve sünnetinin düğünsüz yapılması için yetti de arttı bile.

 

Bir taraftan “ama, ama, ama bu nasıl olur?” şaşkınlık ve hayreti içinde için içini yerken, o meşhur yüze tükürmeli konuşmayı yapıp kenâra çekildin.

 

Ancak; serde reislik istidâdı ve ihtirâsı ile Almanlar tarafından verilen “reislik görevi” olduğundan, rahat duramadın ve Gelecek Partisini kurdun.

 

Allah'tan korkmadan ve kuldan utanmadan, bu milletin ve İslâm’ın bir numaralı düşmanları ile kumar masasına oturup "Reis yıkmaca" oynadın.

 

Gel gelelim ki, kazın ayağı ve reislik hiç de düşündüğün gibi değilmiş.

 

Duydum ki, Gelecek Partisini kapatma karârı almış ve “zart!” diye bir anda kapatmışsın.


Beş para etmeyeceğini anlamış olmalısın ki, "sâhibinden devren satılık az kullanılmış parti" gibi bir îlân ve ihâle falan görmedik.


Aman Allâhım!

 

Bir de ne duyayım; Bizim Davud’un aahmet, biricik partisi Gelecek partisini kapatmış..

 

Ayyyy ben şok, bi şok bi şok ki, sorma gitsin!

  

Oldu mu şimdi aaamet!?

  

Nereye böyle aaamet:

      *Bir ayağını Türkiye’ye sâbitlediğimiz pergelle dâireler ve çemberler çizecektik.

      *Turlar dolusu istikşâfî görüşmeler yapacak ve "stratejik derinlikler"i olan kararlar alacaktık.

      *Emevî câmiinde namazlar kılacaktık.

      *Parmağını şıklatınca, koşa koşa toplanma merkezinde toplanacaktık.

      *Ha bu arada, en önemlisi; en okkalısından yüzüne tükürecektik. Bu konuda alacaklıyız çünkü!

  

Nereye böyle, boru mu bu: Hiç haber vermeden böyle bu “zart! diye parti mi kapatılır?

  

Önünde sonunda stratejik bir hiç olacaktın, bundan emindim!

 

Ama, bu kadar erken olacağını ve bu kadar da hazırlıksız yakalanacağımı düşünmüyordum açıkçası.

  

Neyse, sen bilirsin aaamet!

 

Almanlar sende, sen de kendinde bir ışık ve bir gelecek görmedin demek ki!

 

Almanlar Reise yenilince sen de Reise yenilmiş sayıldın ve partiyi kapattırdılar.

 

Ama öyle kapatıp gitmek yok.

 

Yaşattığın hayal kırıklığı ve verdiğin rahatsızlık nedeniyle, Kılıçların Kemal bile HELÂLLİK dilemişken sen de gurur ve kibir yapmaz da dilersin herhâlde.

 

Yüzüne tükürme hakkımız kıyâmete kadar bâki ama aaamet, unutma!

 

Hayal kırıklığı yaşattığı için, bir varmış bir yokmuşa dönenlerin arasında sen de hızlıca yerini alacaksın bundan sonra.

 

Bu merhaleden sonra; tam yerine rast gelmiş olacağından, çok daha önce yazdığım şiiri de yayınlama zamânı geldi demektir!

 

 

 

STRATEJİK HİÇLİK

 

Reîs'e "hiç!" diyen dilber,

Asıl sen kimsin, necisin?

Sözlerime bir kulak ver,

Dönek yüreğin acısın!

 

Bir figüranken sen daha,

Kendine türlü rol biçtin!

Reis biçmeseydi pahâ,

Sen stratejik bir hiçtin!

 

Reis bakmasa bir ara,

Kimse yüzüne bakmazdı!

Meclîs’i koy sen kenâra,

Ahıra bile sokmazdı!

 

Millet çok değer verince,

Senden bildin kerâmeti!

Kenâra çekiverince,

Çok kopardın kıyâmeti!

 

İlk nankörlük cephesinde,

Sen de kitap yazıyorsun!

Siyâset meyhânesinde,

Masa masa geziyorsun!

 

İzzetten düştün zillete,

Ayağa kalk da görsünler!

Bir söz vermiştin Millet'e,

Bir yüz ver de tükürsünler!

 

Gittin diye derin boşluk,

Oldu sanıp ayıp ettin!

Sardı kibir ve sarhoşluk,

Ahmet, artık hapı yuttun!

 

Çok özel bir ders mi aldın,

Tâ doğuştan mı böylesin?

Mertlikte sınıfta kaldın,

Hey, biri sana söylesin!

 

Sıvışanlar katarına,

Kalma yarına, sen de gir!

Hepinizin de yerine,

Oh kurtulduk!” diye bağır!

 

Baştaki eğreti kavuk,

Az kalsın baş olacaktın!

Koynuna soktu ak tavuk,

Sahte cılk yumurta çıktın!

 

Ak zurnadaki son delik,

Çok acâyip bozuk öttün!

Bu da yetmedi üstelik,

Alman kucağına gittin!

 

Bulunmaz bir Hind kumaşı,

Sandın çok kıymet görünce!

Devirdin hep pişmiş aşı,

Kendini fazla gerince!

 

Pis destek alınca dıştan,

Çok derin soktun hançeri,

Sen gözden acâyip düştün,

Orda kal, gelme ha geri!



NOT:

"Sanat, Hak ve halk içindir!" düstûruyla yazmaya çalıştığım yazı ve şiirlerime yorum yapmak sûretiyle sağladığınız katkı için çok teşekkür ederim!


Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.