YERİM SENİN TEKNOLOJİNİ!
Yeryüzünde akıl sâhibi varlığın ortaya çıktığı ilk târih; "insan" olarak Hazret-i Âdem ile Havva adıyla İslâm'da belirsiz târihe, Hıristiyanlık'ta en fazla M.Ö. 5500 yılına, Mûsevîlik'te en fazla M.Ö. 3761 yılına ve bilimsel tesbitlere göre de ilkel "insanımsı=homo sapiens" olarak en fazla 300.000 yıl öncesine kadar götürülebilmektedir.
Allah, insanı muhâtap aldığı birçok âyet-i kerîmede, hasımlarına rest çeker ve hasımlarını tehdît eder:
*Varlığına delîl olarak sivrisineği bile masaya sürüp rest çeker.
*Gücüne delîl olarak "sizden daha güçlü kavimleri bile yok ettim. Ayağınızı denk alın!" diyerek "yok ettiği güçlü kavimler"e atıfta bulunup tehdît eder.
Bu rest çekme ve tehdît etme; sâdece o ân hayat süren insan ve kavimler için değil, kıyâmete kadar geçecek olan sürede "insanlığın en gelişmiş hâlinde bile" geçerlidir.
Biz, biraz tehdit kısmına bakalım.
Allâh’ın tehdit dolu vahiy gönderdiği altı yüzlü yıllardaki kavimlerin gücüne ve teknoloji seviyesine baktığımızda:
*Arap kavmi: Deve eti yemekte, ata binmekte, hurma dalıyla örtülmüş taş veyâ kerpiç evde oturmakta; elindeki en gelişmiş metal varlık ise, süs eşyası, kap kacak, zırh, kılıç ve kalkandır.
*Diğer kavimlerde en gelişmiş şey de bol süslemeli devâsâ taş kaleler ve saraylar..
Yâni, ortalıkta hiç de güçlü ve adam yerine konulacak bir kavim ile gelişmiş bir teknoloji bulunmamaktadır.
Milâda yakın veyâ daha eski târihlerdeki durum da zâten bellidir:
*Oldukça ilkel, mağarada ve inde yaşayan, avcı ve toplayıcı, agak guguk konuşan bir insanlık; tunç çağı, cilâlı taş çağı, yontma taş çağı; yok âteş buldu, yok taş buldu, yok yazı buldu!
*Arkeolojik kalıntılara baktığımızda da “agak guguk çağı” insanlarının yapamayacağı ve genel anlamda ihtiyaç duymayacağı ve yaşa/ya/mayacağı mağaralar, dehlizler ve yer altı şehirleri ile devâsâ piramitler ve megalitler, basit küpler ile çanak ve çömlekler..
Söz konusu yapı ve eşyâların “yapım sebebi ve tekniği” hâlâ merak konusu olsa da yapmayı sağlayan teknolojiye âit bir tâne olsun araç ve malzeme yok, yapılan şeylerde de teknoloji adına bir şey yok; hep incik boncuk, taş, kaya, kovuk!
"Modern materyalist târih öğretisi"ni bir kenâra bırakıp da peygamberler târihine baktığımızda da durum çok farklı değildir:
Çünkü; peygamberlerin çeşitli mâdenleri işlemesi, cin ve rüzgâr ile hayvanlara hükmetmesi, ölüyü diriltmesi, elini beyâza ve asâyı yılana dönüştürmesi, denizi ve Ay’ı yarması, parmağından su akıtması, baş edilemez belâgata sâhip edebî metin getirmesi, ..gibi şeylerin mûcizevî nitelikte olması, âdemoğlunun o gün içinde bulunduğu teknolojik seviyeyi de açıkça göstermektedir.
Kıyâmete kadar alt edilemez oluşunu bir kenâra bırakmak üzere, mûcizeye konu olan söz konusu fiiller; “o günkü teknolojiye göre, o gün var olan diğer teknolojileri âciz bırakan üstün bir güç olduğu için”dir ki, birer mûcize olarak insanları âciz ve çâresiz bırakmış ve aklını kullananlar da peygamberlere itâati gerekli görmüştür.
Şâyet, mûcizenin gösterildiği gün, "söz konusu mûcizeye denk olan ya da ondan daha üstün" bir teknoloji olsaydı, söz konusu fiil mûcize olarak bir anlam ifâde etmezdi.
Hülâsa; bugüne kadarki insanlık serüveninde, içinde bulunduğumuz çağdaki teknolojiden daha gelişmiş bir teknoloji hurdasına vs. rastlanmamaktadır.
İnsanların bugüne kadarki bireysel ve toplumsal olarak akıl, beden, sosyal ve ekonomik açıdan genel durumu ve bütün bu eski teknolojik seviyeler; onları, bugünden sonra ve kıyâmetten önce var olacak kavimlere göre "daha güçlü kavim" olarak nitelemeye yetmez ve tehdît etmeye değmez.
Zâten bu ilkellik seviyesindeki bir kavmi güçlü görmek ve yok etmekle tehdît etmek; bırakın bir tanrıyı, bir insan için bile çok gereksiz ve komik olur.
Böyle ilkel bir kavimle güç mücâdelesine girmek ve bu mücâdele sonunda onu yok etmek; gücün azametinin isbâtı, güç sâhibi için bir ihtişam, şan ve şeref değil; ancak, seviye düşüren bir fiildir.
Teknolojik gelişmelere baktığımızda, son yirmi yıldaki gelişmeler bile, insanlığın bugüne kadarki gelişmesinin iki yüz katı değerdedir.
Söz konusu teknolojik gelişme; “yok be cânım, o kadar da olmaz!” denilen sâhalarda ve seviyelerde, bir önceki teknolojiyi ilkel duruma düşürecek baş döndürücülükte artarak devâm etmektedir.
Teknolojik gelişme kıyâmete kadar devâm edeceğine ve Allâh’ın "sizden daha güçlülerini yok ettim. İnanmazsanız, yeryüzünü gezin görün, onları ne hâllere getirdim!" tehdîdi de kıyâmete kadar geçerli olduğuna göre..
Demek ki, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin; "Hazret-i Âdem ya da homo sapiens ile başladığı bilinen târihten daha önce" ulaşılmış olan, ancak bizim henüz “vâkıf olamadığımız” ve “delillerini göremediğimiz” teknolojik seviyeye ulaşılamayacak.
Aksi takdirde; kıyâmetten önce, Hazret-i Âdem ya da homo sapiens öncesi teknolojiden daha güçlü ve ileri teknolojiye ulaşılması hâlinde:
*Daha güçlü kavim ortaya çıktığından, söz konusu “daha güçlü kavim” tanımı geçerliliğini kaybedecektir.
*Ulaşılan teknolojik seviye “tehdît edilme eşiği”ni geçmiş olduğundan tehdit de geçersiz hâle gelecektir.
Ayrıca, "kan dökme" ve "fitne çıkartma" fiili birlikte anıldığına göre; kan döken ve fitne çıkartan varlığın, "sâdece âteşten yaratılan, gezegenler arası seyâhat yapabilen, düşmandan kaçmak için mağara ve dehliz kazma zorunluluğu olmayan cinler" olduğu da ileri sürülüp konu tartışmaya kapatılamaz.
O zaman şu sorular mutlakâ akla gelecektir:
*Kıyâmet zamânındaki teknolojiye göre bile üstün teknoloji sâhibi olan ve daha güçlü olarak tanımlanan kavim / millet kimdir, nerededir ve ulaştığı teknoloji nedir?
*Hazret-i Âdem yaratılmadan önce:
-Allâh’ın, “yeryüzünde bir insan yaratacağım!” demek yerine “yeryüzünde bir halîfe yaratacağım!” demesinin sebebi nedir?
-Söz konusu haberi aldığında, meleklerin “(o da mı) yeryüzünde kan dökecek ve fesat çıkartacak?” demesinin sebebi nedir?
-Meleklerin bu sözüne karşı Allâh’ın “ben sizin bilmediğinizi bilirim!” demesinin sebebi neydi?
*Halîfe kelimesi, “cins benzerliği olan şeylerde, öncekinin fonksiyonunu devâm ettirmek üzere görevi devralan diğer benzer şey” anlamına geldiğine göre:
-Hazret-i Âdem’den önce yeryüzünde; peygamberlerin mûcizesi ve velîlerin kerâmetinde olduğu gibi “sâdece bazı ırklarının ya da içlerinden bâzılarının” ve “sâdece bâzı alanlarda etkili olan âdetâ tanrısal güç sayılacak nitelikte sâhip olduğu üstün güç” nedeniyle:
.Diğer güç sâhibinin alanına da hâkim olup etki alanını genişletmeye çalışan,
.Kendisine tanrı gibi davranılmasını ve itâat edilmesini bekleyen,
.Meleklerin hâfızasında yer edecek, Allâh’ın huzûrunda dile getirilecek ve îmâ edilecek, bir gayb ve tahmin bilgisi (-ki olamaz, çünkü gayb ve tahmin bilgisi geleceğe yöneliktir) veyâ soyut bir kaygı olamayacak şekilde: Gücünü teslîm etmeyenlerin ve kendisine tanrı gibi davranmayan ve itâat etmeyenlerin kanını, yeryüzünde çok geniş bir alanda çıkarttığı yaygın, yıkıcı ve devâsâ çatışma ve savaşlarla doğrudan ya da onlar arasında çıkarttığı fitne fesatlarla dolaylı şekilde dökmek ve yerlerinden yurtlarından etmek sûretiyle onları tahakküm altına almaya çalışan “kanlı canlı” ve “erkekli dişili” hegemonik, zâlim ve despot karakterde biyolojik bir varlık mı yaratılmıştır?
-Birbiri ile coğrafya ve kültür ilişkisi kurulamayacak kadar uzak yerlerdeki “tevâtür gibi yaygın: aslı olmayan yalan, fasa fiso, hayal, hikâye, senaryo, efsâne sayılamayacak kadar kuvvetli”, birbirine benzer şekilde arslanlı, kartallı, balıklı “yarı insan varlıklar”a baktığımızda, söz konusu halîfe varlıkların fiziksel şekli bu şekilde miydi?
-Güneş, Ay, bereket, âteş, deniz, rüzgâr, ..gibi varlıklara bağlı tanrı ve tanrıça tanımlamaları; sâdece Güneş'e etki eden, sâdece Ay'a etki eden, sâdece rüzgâra etki eden şeklinde Hazret-i Âdem öncesi söz konusu varlıklardan güçlü olanların içindeki bir “güç dağılımı”ndan mı yola çıkarak oluşturulmuştur?
-Aynen Hazret-i Îsâ ve Üzeyir’in Allâh’a yakınlığını ve Allâh ile olan ilişkisini anlatmak için kullanılan “aynen bir babanın oğlu gibi” ifâdesinin “Allâh’ın oğlu” tanımına dönüşmesinde olduğu gibi.. Etki ve yetki alanına göre bilmem ne bakanı, bilmem ne başkanı, bilmem ne lideri denildiği gibi..
Aslında “bakan, başkan, lider” anlamına gelen bir kelime, daha sonra anlam kaymasına uğramak sûretiyle “tanrı, tanrıça” kelimesine mi dönüşmüştür?
*Yeryüzünün üstündeki ve nerdeyse hiç tahrîp olmamış şekilde toprak ve okyanusların yüzlerce metre altındaki arkeolojik delilleri "ısrarla gün yüzüne çıkartmak ve haberdâr olunması için yoğun medya baskısı kurmak isteyenler"in asıl amacı nedir?
Bu ve tamamlayıcı nitelikte olacak sorular, her babayiğidin cevap veremeyeceği ve geçiştirilemeyecek niteliktedir. Her türlü paganist efsâne, bid'at ve hurâfe ile zoraki alan daraltma, akıl engelleme ve konu kapatmalardan uzak şekilde "ateizm ve materyalizmin pençesine düşmemiş âdil kimya-fizik-arkeoloji-sosyoloji vb. bilimi" eşliğinde mutlakâ cevap verilmesi, daha önce verilmiş yetersiz, dayanaksız ve tutarsız cevapların revize edilmesi gerekmektedir.
En doğrusunu Allah bilir!
O zaman ne diyelim:
*Yeryüzü ne teknolojiler gördü de senin haberin yok azîzim!
*Söz konusu teknolojiler; kuzu kuzu yattığı yerde, keşfedilmeyi ve âdil bir şekilde yorumlanmayı bekliyor!
N O T L A R :
*Büyük bir yazı dizisi geliyor gümbür gümbür: Pek yakında!
KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER!
-Kim kadın, kadın kim?
-Kim erkek, erkek kim?
-Hârika kim, hârikalaşan kim?
-Nûrî kim ve nûrîleşmek ne demek, neden nûrîleşiliyor ve nûrîleşmeye kim neden oluyor?
"Ufukça yaklaşmak" sûretiyle, değişik bir dille ilmek ilmek işlenen derin ve netâmeli bir konu!


