ANA PARADAN FAZLA ALINAN HER PARA FÂİZ MİDİR? - 6

ANA PARADAN FAZLA ALINAN HER PARA FÂİZ MİDİR? - 6

 

a)-Sepetteki varlıkları fiziksel olarak almak ve vermek

 

Borçlanma sepetindeki varlıklardan birinin millî fiziksel para olması hâlinde; ödeme günü millî para şeklinde fiziksel olarak ödenecek olan fazlalık; “enflâsyon farkı” olarak “millî para cinsinden” ve “fiziksel olarak ödeneceğinden, millî paranın sepette bulunmasında haramlık açısından herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.

 

Yukarıda îzâh edildiği üzere, “millî ve mânevî varlıklara düşmân olanları besleme” ve “konu dışı kişilerin zenginleşmesine sebep olma ve manipülâtif hareketlerine açık hâle gelme” gibi riskler nedeniyle; sepetteki varlıkları döviz ve değerli mâden gibi yabancı kaynaklı para ve fiziksel varlıklardan oluşturmak ve bu varlıkları fiziksel hâliyle aynı cinsinden almak ve vermek, helâl olsa bile doğru bir yöntem değildir.

 

Değerli mâdenin yerli olarak ve bizzat Devlet eliyle üretilmesi hâlinde bile; değerli mâdeni fiziksel olarak borç alıp vermek helâl olsa dahi, gereksiz değer artışına neden olacağından doğru bir yöntem değildir.

 

Hisse senedini, fiilî hâliyle ve gelecek uzun yıllar boyunca tamâmen spekülâtif varlık olarak kabûl ettiğimden, borçlanmada yer verilmemesi gerekmekte olup bu değerlendirmede özel olarak yer vermeyeceğim.


b)-Sepetteki varlıkları kaydî değeri üzerinden kabûl edip kaydî değeri üzerinden millî para ile ödemek

 

Globalleşen dünyâda dövizi ve ithal değerli mâdenleri tamâmen yok saymak ve göz ardı etmek sosyal ve ekonomik hayâtın olağan akışına aykırı olup uluslararası ilişkilerin devâmını sağlamak, ithâlât ve ihrâcât gibi işlerin temel bir parçası olarak döviz ve ithal değerli mâdenlere yer vermek ve onlara değer biçmek zorunludur.

 

Bu nedenle, kaydî değer üzerinden borçlanma sisteminde:

 

     -->Borçlanma ilişkisini düzenlemek maksadıyla yabancı kaynaklı döviz ve yerli-yabancı değerli mâdenlerde talep yaratıp onların değer kazanmasına neden olmamak ve söz konusu varlıkların yarattığı risklerden korunmak adına; tarafların râzî olduğu döviz ve değerli mâdenlerin fiziksel varlığı hiçbir şekilde işleme dâhil edilmemektedir.

 

     -->Döviz ve söz konusu mâdene değer biçen kamu kurumu otorite ya da özel sektör hakem olarak seçilmektedir.

 

    -->Borçlanma sepetine dâhil edilen millî para “gerçek fiilî değeri” üzerinden; döviz ve mâdenler “borç alma zamanındaki ortalama kaydî değeri = piyasa değeri, aritmetik ortalama üzerinden” temel borç olarak kabûl edilmekte ve kayıt altına alınmaktadır.

 

     -->Borç ödeme günü, millî para “ana para + enflâsyon farkı” üzerinden; döviz ve mâdenler “borç ödeme günündeki ortalama kaydî değeri = piyasa değeri, aritmetik ortalama üzerinden” hesaplanmaktadır.

 

     -->Söz konusu hesaplama sonucu ortaya çıkan borç miktârı, fiziksel olarak ya da hesaptan transfer yoluyla MİLLÎ PARA OLARAK ÖDENMEKTEDİR.

 

 

Fiziksel ya da kaydî değer üzerinden borç alıp verme yönteminde, oluşan enflâsyon ya da değer artışını “hiç yansıtmamak” veyâ “tamâmen ya da kısmen yansıtmak (sübvansiyon uygulamak)”, alacaklının hak ve yetkisinde olan temel bir husustur.

 

 

Konuyu 1.000.000 TL kredi üzerinden açıklamak faydalı olacaktır:

 

Klâsik sistemle verilen kredide: Geçmiş bir yıllarda oluşan fâiz ve enflâsyon da dikkate alınarak gelecek yıl enflâsyonun %35 olacağı varsayımıyla ve en az %5 banka brüt geliri eklenmek suretiyle %40 fâiz hesaplanmaktadır. Söz konusu “muhtemel enflâsyon miktârı ve brüt gelir olan %40 fâiz üzerinden” 1.400.000 TL borç oluşmuş ya da “fâizde %50 sübvansiyon uygulanmış şekilde %20 fâiz üzerinden” 1.200.000 TL olarak borç oluşmuş ve ödenmiş olsun.

 

Önerdiğimiz doğrudan ya da sepet hesâbı çerçevesinde “enflâsyon ya da değer artışı üzerinden, fiziksel ya da kaydî şekilde millî para ile borç verme ve alma” sisteminde de söz konusu borç: Paranın/mâdenin borç alındığı târih ile ödendiği târih arasında %40 enflâsyon/değer artışı oluşmuş olsun. Söz konusu “gerçek enflâsyon/değer artış miktârı olan %40 üzerinden” 1.400.000 TL borç oluşmuş ya da “gerçekleşen enflâsyon/değer artışında %50 sübvansiyon uygulanmış şekilde %20 enflâsyon/değer artışı üzerinden” 1.200.000 TL olarak borç oluşmuş ödenmiş olsun.

 

Görüldüğü gibi her iki borç verme usulünde de borçlu taraf, ana parayı %40 ya da %20 fazlasıyla alacaklıya ödemektedir.

 

 

Ancak: Ana paradan ayrı olarak ödenen söz konusu fazlalık her iki yöntemde de bire bir aynı olsa da “EMRİ DİKKATE ALINAN OTORİTENİN FARKLILIĞI” ve “TÂKİP EDİLEN YOL VE YÖNTEMİN FARKLILIĞI” îtibârıyla fetvâ hükmü aynı olmamaktadır.

 

Şöyle ki:

 

Miktârı ne olursa olsun, ana paradan ayrı olarak ödenen fazlalık klâsik sistemde “peşin belirlenmesi nedeniyle” fâiz iken; önerdiğimiz sistemde, GERÇEKLEŞEN ENFLÂSYON YA DA DEĞER ARTIŞI KADAR ARTMIŞ ŞEKİLDE PARASINI GERİ ALMA HAKKINA SÂHİP OLAN ALACAKLI aslında “borç verdiği parayı aynen geri almakta” ya da sübvansiyonlu olarak geri alması hâlinde “alacağının bir kısmından gönüllü olarak vazgeçmektedir.”

 

Parasını aynen almak ya da alacağının tamâmı ya da bir kısmından vazgeçmek, beşerî sistemde bir hak olduğu gibi İslâmî sistemde de temel bir haktır.



( D e v â m   E d e c e k )


NOT:

"Sanat, Hak ve halk içindir!" düstûruyla yazmaya çalıştığım yazı ve şiirlerime yorum yapmak sûretiyle sağladığınız katkı için çok teşekkür ederim!


Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.