ANA PARADAN FAZLA ALINAN HER PARA FÂİZ MİDİR? - 4
Aslında, güç belâ “vergi toplamak” veyâ daha yüksek fâizle “borç almak” sûretiyle paranın sâhibi olabilen Devlet, yatırımcılara sübvansiyonlu kredi vermek sûretiyle:
-->Ana para ve fâizin bir kısmının ya da tamâmının hiç iâde edilmemesi ya da alacağın belirlenen günde tahsîl edilememesi riskini göze almaktadır.
-->Parayı, ihtiyaç duyulan başka alanlarda daha kârlı ve verimli şekilde değerlendirme hakkından vaz geçmektedir.
-->Millî para ile döviz benzeri para nitelikli varlıklar, değerli kâğıtlar, değerli mâden ve emtiâlar arasında oluşan “kur farkı” nedeniyle zarar etme riskini göze almaktadır.
-->En azından, bizzat kendisi tarafından belirlenen enflâsyon oranı karşısında gerçek bir zarar etmektedir.
Ancak, orta ve uzun vâdeli sosyal ve ekonomik faydanın daha yüksek olması nedeniyle; “millet adına hareket eden devlet”, söz konusu zarara gönüllü şekilde rızâsı göstermekte ve böyle bir zararı bilerek göze almaktadır.
Fakat Devlet sübvansiyonlu kredi vermek sûretiyle, bir taraftan yatırımların oluşmasını ve gelişmesini sağlamaya çalışmakla birlikte: Genel kamu menfâatini gözettiğinden, paranın aslının ve piyasa bozucu faktörler karşısında ilgili vâde sürecinde uğrayacağı değer kaybının bir kısmının olsun Hazine’ye geri dönmesini de sağlamaya çalışmaktadır.
Diğer taraftan Devlet; aynı sâikle, parasını istediği kişiye hibe olarak verip hiç de istemeyebilecektir.
Bu sebeple zâten Devlet, uyguladığı hibe programlarında “belirlenen süre boyunca ve belirlenen kapasite dâhilinde faaliyette bulunmak şartıyla” paranın tamâmından vaz geçmekte ve söz konusu yatırımcıya hibe olarak bırakmaktadır.
İslâm dînine göre de paranın sâhibi olan taraf parasını aynen isteyebileceği gibi, parasının belirli bir kısmını alıp kalan kısmından hattâ tamâmından da vazgeçebilmektedir.
“Borcun=kredinin” fâizsiz verilmesi hâlinde; İslâmî doktrine göre, söz konusu krediyi kullanmanın İslâmî açıdan herhangi bir mahzuru bulunmamaktadır.
Kredinin %0,01 bile fâizli verilmesi hâlinde; borç verilen paradan ayrı olmak üzere, “oranı peşin olarak belirlenen fâiz eşiği üzerinden” borçludan fazlalık para alınmaktadır.
Bu bağlamda, %0,01 bile fâiz uygulansa, İslâmî doktrine göre; söz konusu fâizli kredide alınan fark, bizzat fâizin kendisini ya da en azından fâiz şüphesini taşımaktadır. Bu sebeple, söz konusu krediyi kullanmak kesin olarak yasak olup böyle bir kredinin hiçbir şekilde kullanılmaması gerekmektedir.
Söz konusu fâizli kredilerde; fâizin rakamı değil, adı bile Müslümanları tedirgin etmektedir.
Bu nedenle, mümkün mertebe her türlü haramdan uzak durmaya çalışan Müslümanlar:
*Fâizli kredi kullanmayıp öz sermâyesi ile yatırımını yapmaya ve işletmeciliğine devâm etmeye çalışmaktadır.
*Sermâyesi yetersiz olduğu için yatırımını büyütememekte ve modernize edememekte, rekâbet gücünü kaybetmekte ve hattâ piyasadan bile silinmektedir.
*Yatırımı korumak ve geliştirmek adına fâizli kredi kullanmış olan Müslümanlar da dâimâ vicdânî rahatsızlık yaşamakta; kendisini “Allâh’a savaş açmış günahkâr ve suçlu kul”, Allâh’ı da her an cezâ vermek üzere “kendisine savaş açmış bir ilâh” olarak görmektedir.
Diğer taraftan, peşin olarak belirlenen fâiz yükü:
-->Yatırımcıların borçlanmak sûretiyle yatırım yapma motivasyonunu bozmaktadır.
-->Yatırımcıların sermâye mâliyetini arttırmakta, yatırımcılar da söz konusu fâiz yükünü mal ve hizmetlerine yansıtmakta ve bu durum da enflâsyonun artmasına neden olmaktadır.
Hâlbuki: Öz sermâyesi yetersiz olan girişimciler, girişimlerini kurmak, korumak ve geliştirmek için borç bulmak zorundadır. Girişiminde zarar etsin ya da etmesin, borcunu ödemekle mükellef olup zarar etmesi nedeniyle borç yükümlülüğünden de kurtulamamaktadır.
( D e v â m E d e c e k )
NOT:
"Sanat, Hak ve halk içindir!" düstûruyla yazmaya çalıştığım yazı ve şiirlerime yorum yapmak sûretiyle sağladığınız katkı için çok teşekkür ederim!

