… Söz verdik

Söz verdik

 

SAHNE SENİN:

İMTİHAN, İRADE VE SONUÇ

 

İnsan, -bu dünyaya- başıboş bırakılmak için gelmedi.

İmtihan için geldik

Bir anlamın, bir sorumluluğun ve bir imtihanın içine doğduk.

Ona göre fıtratlandık

Yani,

İyiyi ve kötüyü ayırt edebilecek bir yaratılışla dünyaya geldik.

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”
Kıyâmet Suresi, 75/36

Hayat ve ölüm, insanlardan hangisinin daha güzel işler yapacağını ortaya çıkarmak üzere yaratılmıştır.
Mülk Suresi, 67/2

İnsan yalnızca sıkıntılarla değil, nimetler ve imkânlarla da sınanır. Kur’an, insanların hayırla da şerle de imtihan edildiğini ve sonunda Allah’a döndürüleceğini bildirir.
Enbiyâ Suresi, 21/35 (Diyanet Kuranı)

İmtihan yalnızca hastalık, yoksulluk, kayıp ve acı değildir.

Sağlık, servet, makam, güzellik, bilgi, güç, şöhret ve geniş imkânlar da imtihandır.

Yokluk sabrı; varlık ise şükrü, paylaşmayı ve adaleti sınar.

İnsan başına gelenlerden her zaman sorumlu değildir; fakat başına gelenler karşısında geliştirdiği niyet, tutum ve davranışlardan sorumludur.

 

Tercih üstünlüğümüz verildi

Fıtratımıza iyiyi tanıma kabiliyeti, aklımıza düşünme gücü, kalbimize vicdan, irademize tercih hakkı verildi.

Doğruyu seçmeye de yanlışa yönelmeye de imkânımız var.

İnsanı diğer varlıklardan ayıran temel özelliklerden biri budur: Seçebilmek ve seçiminin sorumluluğunu taşımak.

Kur’an, insana doğru ve yanlış yolun gösterildiğini; onun şükretmeyi veya nankörlüğü tercih edebileceğini bildirir.
İnsan Suresi, 76/2-3

Nefse, kötülüğü ve kötülükten sakınma kabiliyeti bildirilmiştir.

Nefsini arındıran kurtuluşa; kötülüğe gömen ise ziyana ulaşır.
Şems Suresi, 91/7-10

Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.
Kehf Suresi, 18/29 (Diyanet Kuranı)

 

İrade konusunda gerekli ölçü

İnsanın iradesi vardır; fakat bu irade mutlak, sınırsız ve Allah’tan bağımsız değildir. İnsan kendisine verilen akıl, ömür, güç ve imkân ölçüsünde tercih yapar.

İnsanın seçme imkânını da var eden Allah’tır.

Kur’an, doğru yolda yürümeyi isteyen insana seslendikten sonra, insanın dilemesinin Allah’ın kuşatıcı iradesi dışında olmadığını hatırlatır.
Tekvîr Suresi, 81/27-29 (Diyanet Kuranı)

Demek ki hayat, yalnızca yaşanan olaylardan değil, bu olaylar karşısında yaptığımız tercihlerden oluşur.

Hz. Peygamber, davranışların değerini belirleyen temel ölçüyü şöyle bildirmiştir:

“Ameller niyete göredir. Her kişiye ancak niyet ettiği şey vardır.”

Bu nedenle aynı davranış, niyetine göre ibadet, alışkanlık, gösteriş veya çıkar aracı hâline gelebilir.
Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1; Müslim, İmâre, 155 (Diyanet Hadislerle İslam)

 

Söz verdik, sorumluluk aldık

İnsan, yaratılış gayesini unuttuğunda dünyayı yalnızca yiyip içeceği, kazanacağı, tüketip gideceği bir yer sanır.

Oysa hayat, sahip olduklarımızla övünme yeri değil; bize emanet edilenlerle ne yaptığımızın ortaya çıkacağı bir sınav alanıdır.

Bedenimiz, aklımız, zamanımız, sağlığımız, malımız, ailemiz, imkânlarımız ve kabiliyetlerimiz bizim mutlak mülkümüz değildir. Bunların her biri bize verilmiş birer emanettir.

Kur’an, insanın Rabbiyle ilişkisini bir şahitlik ve sorumluluk sözleşmesi diliyle anlatır:

“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna insanların “Evet, şahit olduk” diye cevap verdikleri bildirilir.
A‘râf Suresi, 7/172 (Diyanet Kuranı)

Kur’an ayrıca göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği emanetin insan tarafından yüklendiğini bildirir.
Ahzâb Suresi, 33/72-73 (Diyanet Kuranı)

İnsan, dünyada yararlandığı nimetlerden de sorguya çekilecektir.
Tekâsür Suresi, 102/8 (Diyanet Kuranı)

 

Emanetin kapsamı

Emanet yalnızca maddî mallardan ibaret değildir.

Akıl bir emanettir; onu doğruyu aramak için kullanmak gerekir.
Dil bir emanettir; yalan, iftira ve hakaretle kirletilmemelidir.
Bilgi bir emanettir; gizlenmemeli ve insanları yanıltmak için kullanılmamalıdır.
Makam bir emanettir; kişisel menfaat için değil, adalet için kullanılmalıdır.
Tabiat bir emanettir; kirletilmemeli ve tahrip edilmemelidir.
Çocuklar, yaşlılar, engelliler, güçsüzler ve bize güvenen herkes birer sorumluluk alanıdır.

 

Soru şudur:

Bu emanetleri ne için kullandık?

Kendimizden başka kime faydamız dokundu?

Gücümüz varken kimi koruduk?

Konuşma imkânımız varken hangi hakikati savunduk?

Haksızlık gördüğümüzde sustuk mu, yoksa adaletten yana mı durduk?

Hayatın hesabı yalnızca yaptığımız kötülüklerden değil, yapabileceğimiz hâlde yapmadığımız iyiliklerden de sorulacaktır.

Kur’an, kıyamet gününde insanın yalnızca yaptıklarını değil, yapabileceği hâlde geride bıraktıklarını da anlayacağını bildirir.
İnfitâr Suresi, 82/1-5 (Diyanet Kuranı)

Hz. Peygamber, görülen kötülüğün imkân ve yetki ölçüsünde elle veya dille değiştirilmesini; buna da güç yetmiyorsa kalben reddedilmesini istemiştir.
Müslim, Îmân, 78 (Diyanet Hadislerle İslam)

 

Sorumluluğun ölçüsü

İnsan yalnızca gücünün, bilgisinin, iradesinin ve imkânının bulunduğu alandan sorumludur. Sonucu elde edememekle, hiçbir gayret göstermemek aynı şey değildir.

Bir kötülüğü engellemeye gücü yetmeyen kişi, kötülüğe razı olmamakla; konuşabilecek durumda olan kişi doğruyu söylemekle, yetki sahibi olan kişi ise adaletli davranmakla yükümlüdür.

 

İrade verildi, yol gösterildi

İnsan yalnız bırakılmadı.

Ona vicdan verildi.

Akıl verildi.

İyiyle kötüyü ayırma yeteneği -vicdan- verildi.

Kitaplar indirildi.

Örnek yaşamlar sunuldu.

Peygamberler örnek olarak gönderildi.

İyiliğin, adaletin, merhametin ve doğruluğun nasıl yaşanacağı yalnızca sözlerle değil, örnek hayatlarla gösterildi.

Akıl ve vicdan insana önemli bir yön duygusu verir; fakat insanın arzuları, çıkarları, çevresi ve alışkanlıkları vicdanın sesini örtebilir. Bu nedenle vahiy, insanın aklını ortadan kaldırmak için değil, akla yön göstermek ve ölçü kazandırmak için gönderilmiştir.

Peygamberler doğruluğun, adaletin, sabrın, merhametin, ibadetin ve ahlâkın hayatta nasıl uygulanacağını gösteren örneklerdir.

Bize sadece “iyi olun” denmedi;

İyiliğin ne olduğu da açıklandı:

Doğru söylemek, emanete sahip çıkmak, haksızlık etmemek, zayıfı korumak, ölçülü olmak, kibirlenmemek, kul hakkı yememek, merhametli davranmak, affetmek, çalışmak, paylaşmak ve adaleti ayakta tutmak…

Allah; adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar.
Nahl Suresi, 16/90

Emanetlerin ehline verilmesi ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesi emredilir.
Nisâ Suresi, 4/58 (Diyanet Kuranı)

İyilik yalnızca şekil ve söz değildir.

Kur’an’da iyilik; iman etmek, malı ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak, namazı kılmak, zekâtı vermek, verilen sözü tutmak ve sıkıntılara sabretmekle birlikte anlatılır.
Bakara Suresi, 2/177

Kötülüğün ne olduğu da bildirildi:

Yalan, zulüm, ihanet, kibir, iftira, hırsızlık, haksız kazanç, merhametsizlik, insanların onurunu çiğnemek ve güçsüzü ezmek…

“Müslüman, diğer Müslümanların dilinden ve elinden salim olduğu kimsedir.”

Mümin ise insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin oldukları kişidir.
Buhârî, Îmân, 4; Nesâî, Îmân, 8 (Diyanet Hadislerle İslam)

“Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.”
Buhârî, Edeb, 18; Müslim, Fezâil, 65 (Diyanet Hadislerle İslam)

Yol karanlık bırakılmadı. İnsan, bilmeden uçuruma sürüklenmedi. İşaretler konuldu, uyarılar yapıldı, sonuçlar bildirildi.

Bununla birlikte sorumluluk, insana hakikatin ne ölçüde ulaştığı, insanın anlama gücü ve sahip olduğu şartlarla da bağlantılıdır.

Kur’an, bir peygamber ve uyarıcı gönderilmeden azap edilmeyeceğini bildirir.
İsrâ Suresi, 17/15 (Diyanet Kuranı)

Bu ölçü, ilâhî hesabın insanların eksik bilgilerine göre değil, Allah’ın mutlak bilgisi ve adaletiyle gerçekleşeceğini gösterir

 

Her tercihin bir sonucu vardır

İnsan yaptığı hiçbir fiilin sonuçsuz kalacağını düşünmemelidir.

Her sözün, her davranışın, her iyiliğin ve her kötülüğün bir karşılığı vardır.

Kim zerre miktarı hayır yaparsa onu, kim de zerre miktarı kötülük yaparsa onu görecektir.
Zilzâl Suresi, 99/7-8 (Diyanet Kuranı)

Yapılan işler yalnızca dış görünüşleriyle değil; niyetleri, amaçları, yöntemleri ve doğurduğu sonuçlarla birlikte değerlendirilir. İyilik görünümünde yapılan bir gösteriş gerçek iyilik olmayabileceği gibi, iyi niyet de açıkça haram olan bir yöntemi meşru hâle getirmez.

İyilik,

Bir iyilik bazen hemen huzur verir. Bir insanın yükünü hafifletmek, bir çocuğu sevindirmek, bir mazluma destek olmak, doğruyu söylemek ve hakkı korumak kalpte sevinç doğurur.

Hz. Peygamber, iyilik yapan kişinin iyiliğinden sevinç duymasını; kötülük yaptığında ise bağışlanma istemesini öğütlemiştir. Ayrıca samimiyetle yapılan bir iyiliğin on mislinden yedi yüz katına kadar karşılık bulabileceğini bildirmiştir.
Buhârî, Îmân, 31 (Diyanet Hadislerle İslam)

Her iç sıkıntısı mutlaka günahın sonucu olmadığı gibi, her geçici rahatlık da doğru yolda olmanın delili değildir. İyi insanlar hastalanabilir, zulme uğrayabilir ve acı çekebilir. Kötülük yapanlar da bir süre rahat yaşayabilir.

Kötülük,

Kötülük ise çoğu zaman insanın iç huzurunu bozar. Yalan, korkuyu; ihanet, güvensizliği; haksızlık, vicdan azabını; kibir, yalnızlığı büyütür.

Bu nedenle doğru ile yanlış yalnızca insanın o an hissettiği haz veya sıkıntıya göre belirlenmez. Ölçü; vahiy, adalet, hak, merhamet ve davranışın gerçek sonuçlarıdır.

Çalışmalarımızın karşılığının, sözünü aldık

Bildik ki iyiler cennete

Kötüler cehenneme

Ve bu bizim tercih ve çalışmalarımızın sonucu

Her fiilin bir sonucu

Her iyilin,

Her kötülüğün bir sonucu var, bildik

İşareti şu ki

Her iyilik peşin huzur ve sevinç le kendini gösterdi

Her kötülük sıkıntı ve zorlukla

Fakat burada önemli bir gerçeği de unutmamalıyız:

Her iyiliğin karşılığı dünyada hemen görülmeyebilir. İyi insan bazen sıkıntı yaşayabilir, haksızlığa uğrayabilir ve yalnız kalabilir. Aynı şekilde kötülük yapan kişi bir süre rahat ve güçlü görünebilir.

Bu durum, iyiliğin karşılıksız veya kötülüğün cezasız kaldığı anlamına gelmez.

Dünya, hesabın tamamının görüldüğü yer değildir. Burası imtihan yeridir; asıl ve eksiksiz karşılık ahirette verilecektir.

İman ve salih ameller cennete götüren yolun vazgeçilmez unsurlarıdır. Ancak insan, yaptığı birkaç iyiliği Allah üzerinde hak iddia etme aracı hâline getiremez.

Hz. Peygamber:

“Hiç kimseyi kendi ameli cennete koyamaz.”

Buyurmuş; kendisinin de ancak Allah’ın rahmetiyle cennete gireceğini açıklamıştır. Bu, amellerin değersiz olduğu anlamına gelmez. Ameller, Allah’ın rızasını ve rahmetini istemenin göstergesi ve vesilesidir.
Buhârî, Rikāk, 18; Müslim, Münâfikîn, 71-73 (Diyanet Hadislerle İslam)

Dolayısıyla kurtuluş; iman, salih amel, samimiyet, tövbe ve Allah’ın rahmetiyle birlikte düşünülmelidir. İnsan ameline güvenerek kibirlenmemeli, rahmete güvenerek de sorumluluklarını terk etmemelidir.

İşareti şu ki
Her iyilik peşin huzur ve sevinç le kendini gösterdi
Her kötülük sıkıntı ve zorlukla
Fakat burada önemli bir gerçeği de unutmamalıyız:
Her iyiliğin karşılığı dünyada hemen görülmeyebilir. İyi insan bazen sıkıntı yaşayabilir, haksızlığa uğrayabilir ve yalnız kalabilir. Aynı şekilde kötülük yapan kişi bir süre rahat ve güçlü görünebilir.
Bu durum, iyiliğin karşılıksız veya kötülüğün cezasız kaldığı anlamına gelmez.
Dünya, hesabın tamamının görüldüğü yer değildir. Burası imtihan yeridir; asıl ve eksiksiz karşılık ahirette verilecektir.

Hayat ve ölüm, kimin daha güzel davranacağını sınamak üzere yaratılmıştır.
Mülk Suresi, 67/2

İnsan hem hayırla hem şerle sınanır.
Enbiyâ Suresi, 21/35 (Diyanet Kuranı)

Dünyadaki rahatlık tek başına Allah’ın kişiden razı olduğunun; sıkıntı da Allah’ın kişiyi terk ettiğinin göstergesi değildir. Dünya şartları, imtihan düzeni içinde geçici olarak farklılaşır.

Asıl adalet, hiçbir hakkın kaybolmadığı ve hiçbir mazlumun unutulmadığı son hesapta tamamlanacaktır.

Bu nedenle,

İyiliği yalnızca hemen huzur verdiği için değil, doğru olduğu için yapmak gerekir.

Kötülükten de yalnızca dünyada zarar getireceği için değil, yanlış ve haksız olduğu için uzak durulmalıdır.

Samimiyet ölçüsü

İyilik, insanların alkışını kazanmak için değil, doğru olduğu ve Allah’ın rızasına uygun bulunduğu için yapılmalıdır. İnsanların görmediği yerde terk edilen kötülük ve gizlice yapılan iyilik, samimiyetin önemli göstergelerindendir.

Gösteriş için yapılan ibadet ve yardım, görünüşte güzel olsa da kalpteki niyet nedeniyle değerini kaybedebilir. Bu sebeple davranış kadar niyetin de arındırılması gerekir.

İstenen, aslında anlaşılırdır.

Yalnız bırakılmadık

Varlığımız hesaplanamaz bir zenginlik olarak bize emanet edildi.

İstenilen çok kolaydı

Yaratılmış, gözümüzün gördüğü/görmediği- canlı/cansız her şeye: aktif iyilik yapmak

Ve

Yaratılmış, gözümüzün gördüğü/görmediği- canlı/cansız her şeye aktif kötülük yapmamak

O kadar mı zor bu imtihanı kazanmak?

Aslında çok çok zor olan kaybetmek

İyilik ve kötülük konusunda insanın sorumluluğu, gücü ve imkânı ölçüsündedir.

Bir insanın bütün dünyadaki kötülükleri tek başına ortadan kaldırması mümkün değildir. Ancak kendi ailesinde, işinde, çevresinde ve yetki alanında adaleti ve iyiliği çoğaltması mümkündür.

 

Kur’an’ın ölçüsü şudur:

“Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz.”
Bakara Suresi, 2/286 (Diyanet Kuranı)

 

Canlı ve cansız varlıklara karşı sorumluluk

İnsana iyilik; onun canını, malını, onurunu ve hakkını korumayı içerir.

Hayvana iyilik; onu aç bırakmamak, eziyet etmemek ve yaşam hakkına saygı göstermek demektir.

Tabiata iyilik; suyu, toprağı ve havayı kirletmemek, kaynakları israf etmemek ve gelecek nesillerin hakkını gözetmektir.

Cansız varlığa karşı sorumluluk ise onu amaç dışı tahrip etmemek, ortak malları korumak ve israf etmemektir.

İnsandan istenen, ulaşılması imkânsız bir hayat değildir.

Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmek…

Yalnız O’na kulluk etmek…

Doğru ve iyi bir insan olmaya çalışmak…

Yaratılmışlara zarar vermemek…

İmkânı ölçüsünde faydalı olmak…

Gördüğü kötülüğe ortak olmamak…

İnsanlara, hayvanlara, tabiata ve kendisine emanet edilen her şeye merhametle yaklaşmak…

 

Tevhid ve kulluk ölçüsü

İyiliğin temeli yalnızca toplumsal beğeni değildir.

İslam açısından iyilik; Allah’ın varlığına ve birliğine iman, yalnız O’na kulluk, adalet, salih amel, samimiyet, merhamet ve Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle tamamlanır.

İnsanlara iyi davranırken Allah’a karşı sorumluluğu yok saymak; ibadet ederken insan haklarını çiğnemek de eksik bir dindarlıktır. Kulluk ile ahlâk, iman ile amel birbirinden koparılamaz.

İyilik yalnızca kimseye zarar vermemek değildir. Gerçek iyilik, aktif bir sorumluluk taşır.

Aç olanı doyurmak, yalnız olanı ziyaret etmek, bilgisiz olana öğretmek, haksızlığa uğrayanı savunmak, düşeni kaldırmak, çevreyi korumak ve insanlara güven vermek de iyiliğin parçasıdır.

Aynı şekilde kötülük yalnızca doğrudan zarar vermek değildir. Zulüm karşısında çıkar için susmak, haksızlığı görmezden gelmek, yanlış bilgiyi yaymak ve başkasının acısına kayıtsız kalmak da insanın sorumluluk alanına girer.

İnsan Suresi’nde iyilerin, ihtiyaçları olmasına rağmen yiyeceklerini yoksul, yetim ve esirle paylaştıkları anlatılır.
İnsan Suresi, 76/7-9 (Diyanet Kuranı)

Hz. Peygamber, kişinin kendisi için istediği şeyi mümin kardeşi için de istemesini imanın olgunluk ölçülerinden biri olarak bildirmiştir.
Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71-72 (Diyanet Hadislerle İslam)

Hz. Peygamber, kötülük karşısındaki sorumluluğu güce ve yetkiye göre derecelendirmiştir: Gücü yeten fiilen engeller; buna gücü yetmeyen sözle karşı çıkar, onu da yapamayan kalben reddeder.
Müslim, Îmân, 78 (Diyanet Hadislerle İslam)

 

Önemli sınır

Kötülüğü engellemek, başka bir haksızlık yapma yetkisi vermez. Zulme karşı çıkarken ölçüsüzlük, iftira, linç, keyfî şiddet ve masumlara zarar verme meşru hâle gelmez.

İyiliği emretme ve kötülükten sakındırma; bilgiyle, hikmetle, hukukla, meşru yetkiyle ve daha büyük zarara yol açmama hassasiyetiyle yürütülmelidir.

 

İmtihanı kazanmak zor mu?

İnsan bazen dini ve imtihanı, başarılması mümkün olmayan ağır bir yük gibi algılar. Oysa Allah hiç kimseye gücünün üzerinde sorumluluk yüklemez.

İnsanın lehine olan, kendi kazandığı iyilik; aleyhine olan da kendi kazandığı kötülüktür. Bununla birlikte Allah hiç kimseyi gücünün yetmediği bir yükle sorumlu tutmaz.
Bakara Suresi, 2/286 (Diyanet Kuranı)

İmtihanın kolay olduğu söylenirken günahın, nefsin ve dünyanın cazibesi küçümsenmemelidir.

İnsan zayıftır; hata yapabilir, düşebilir, yanılabilir.

Fakat kazanmak için kusursuz olmak gerekmez.

Samimi olmak gerekir.

Yanlış yaptığında kabul etmek gerekir.

Tövbe etmek, düzeltmek, kul hakkını ödemek ve yeniden doğruya yönelmek gerekir.

Kaybedenler yalnızca hata yapanlar değildir.

Asıl kayıp, hatasında ısrar edenlerin; kibri nedeniyle gerçeği kabul etmeyenlerin, yanlışını savunanların ve dönüş kapısını kendi elleriyle kapatanların kaybıdır.

Kaybedenler yalnızca hata yapanlar değildir.

Kazanmanın yolu, hiç düşmemek değil; düştüğünde kalkmayı bilmektir.

 

Tövbenin şartları

Samimi tövbe yalnızca dil ile “Pişmanım” demek değildir.

İşlenen kötülüğün terk edilmesi,
Yapılandan gerçekten pişman olunması,
Aynı kötülüğe dönmemeye karar verilmesi,
Varsa kul ve kamu hakkının iade edilmesi,
Verilen zararın mümkün olduğu ölçüde giderilmesi gerekir.

Kul hakkı içeren bir yanlışta yalnızca Allah’tan af dilemek yeterli görülmemelidir. Hak sahibinden helallik istenmeli veya hakkı kendisine ulaştırılmalıdır.

Hz. Peygamber’in “müflis” olarak tanımladığı kişi; namaz, oruç ve zekâtla geldiği hâlde insanlara söven, iftira atan, onların mallarını yiyen ve haklarını çiğneyen kişidir. Onun iyiliklerinin hak sahiplerine verileceği bildirilmiştir.
Müslim, Birr, 59 (Diyanet Hadislerle İslam)

“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin!”
Zümer Suresi, 39/53

Ancak ayetin devamında, azap gelmeden önce Allah’a yönelmek ve O’na teslim olmak da emredilir. Rahmeti ümit etmek, tövbeyi ve değişmeyi sürekli ertelemek anlamına gelmez.
Zümer Suresi, 39/53-55 (Diyanet Kuranı)

“Günahından tevbe eden kimse, günahsız kimse gibidir.”

Allah’ın, kulunun samimi tövbesine, kaybettiğini bulan insandan daha fazla sevindiği bildirilmiştir.
İbn Mâce, Zühd, 30; Müslim, Tevbe, 2 (Diyanet Hadislerle İslam)

Bu nedenle “iyi insan olmak yeterlidir” sözü tek başına eksik kalır.

İyi insan olmak; kişinin kendi ölçüsüne göre kendisini iyi ilan etmesi değildir. İyilik, insanın hem Rabbine hem insanlara hem de yaratılmışlara karşı sorumluluğunu yerine getirmeye çalışmasıdır.

İman davranışa dönüşmeli; ibadet ahlâka yansımalı, güzel ahlâk da Allah’a kulluktan koparılmamalıdır.

Asr Suresi, kurtuluşu dört temel üzerinde toplar:

İman etmek,
Salih amel işlemek,
Hakkı tavsiye etmek,
Sabrı tavsiye etmek.

Asr Suresi, 103/1-3 (Diyanet Kuranı)

 

Kaybetmek neden daha zordur?

İnsan düşünürse, vicdanını dinlerse ve kibri bırakırsa doğruyu bulabilir.

Kaybetmek için çoğu zaman insanın kendi içindeki uyarıları susturması gerekir.

Vicdanını bastırması…

Yanlışını savunması…

Gerçeği bildiği hâlde kibirlenmesi…

Menfaati uğruna hakkı terk etmesi…

Kendini hesap vermeyecekmiş gibi görmesi…

Kötülüğü sürekli tekrar ederek onu sıradanlaştırması gerekir.

Bir insan yanlış yaptığında içinde bir rahatsızlık duyuyorsa, vicdanı hâlâ canlıdır.

Tehlike, yanlışın artık yanlış görünmemeye başlamasıdır.

Kötülüğü normalleştiren kişi, zamanla tövbe ihtiyacını da kaybeder. İşte asıl kayıp buradadır.

 

Günahın normalleşmesi

İlk yanlış çoğu zaman insanı rahatsız eder. Aynı yanlış tekrarlandıkça rahatsızlık azalabilir. Ardından insan, yaptığını savunmak için bahaneler üretmeye başlar. Son aşamada ise kötülük artık kötülük olarak görülmez.

Kur’an, insanların işlemekte oldukları kötülüklerin zamanla kalpleri üzerinde bir pas ve örtü oluşturabileceğini bildirir.
Mutaffifîn Suresi, 83/14

 

Kibir tehlikesi

Kibir yalnızca kendisini başkalarından üstün görmek değildir. Hakikat kendisine gösterildiğinde sırf kendi sözüne, grubuna veya çıkarına aykırı olduğu için gerçeği reddetmek de kibirdir.

Hz. Peygamber, kalbinde kibir bulunan kimseyi ağır biçimde uyarmıştır. Hadislerde kibir; hakkı küçümsemek, doğruyu reddetmek ve insanları hor görmek olarak açıklanır.
Müslim, Îmân, 147 (Diyanet Hadislerle İslam)

 

Ceza da mükâfat da tercihlerimizle ilgilidir

Allah hiç kimseye haksızlık etmez.

İnsanın karşılaşacağı sonuçlar, kendi tercihleri ve yaptıklarıyla ilgilidir.

İyiliği seçen, iyiliğin;

Zulmü seçen, zulmün sonucuna doğru yürür.

Doğru yolu bulan kendi yararına bulmuş, sapıtan ise kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiç kimse başka birinin günah yükünü taşımaz.
İsrâ Suresi, 17/15 (Diyanet Kuranı)

İyiliğin ve kötülüğün zerre miktarı dahi karşılıksız bırakılmayacaktır.
Zilzâl Suresi, 99/7-8 (Diyanet Kuranı)

 

Önemli denge

İnsan kendi tercihinden sorumludur; fakat son hükmü kendisi veremez. Kimin kesin olarak cennetlik veya cehennemlik olduğunu belirlemek insanın yetkisinde değildir.

Niyetleri, insanların sahip olduğu bilgiyi, yaşadığı şartları, samimiyetini ve son hâlini eksiksiz bilen yalnız Allah’tır. Bize düşen kendi hesabımızı düzeltmek, insanları hakikate çağırmak ve hüküm konusunda Allah’ın adaletine güvenmektir.

Cennet ve cehennem keyfî bir ödül ve ceza sistemi değildir. Bunlar insanın dünyada inşa ettiği hayatın, niyetin, imanın ve amellerin nihai karşılığıdır.

İnsan her gün kendi sonuna doğru bir şeyler gönderir.

Söylediği sözlerle…

Yaptığı işlerle…

Kırdığı veya onardığı kalplerle…

Yediği veya koruduğu haklarla…

Gizli ve açık tercihleriyle…

Kendi hesabını kendi elleriyle hazırlar.

Fakat rahmet kapısı daima açıktır.

İnsan yalnızca yaptığı kötülüklerle değil, başkalarını yönlendirdiği işler nedeniyle de sorumluluk taşıyabilir. Yanlış bilgi yayan, insanları kötülüğe teşvik eden veya haksız bir düzen kuran kişi, kendi davranışının yanında bu davranışın oluşturduğu sonuçlardan da pay alabilir.

Aynı şekilde faydalı bilgi bırakan, iyi bir uygulamaya öncülük eden veya insanların hayatını kolaylaştıran kişi de kendisinden sonra devam eden iyiliklerden pay alabilir.

Fakat rahmet kapısı daima açıktır.
İnsan ne kadar hata yapmış olursa olsun, samimi biçimde döner, yanlışını terk eder ve bozduğunu düzeltmeye çalışırsa bağışlanma ümidi vardır.
Bu nedenle imtihan korku kadar umut da taşır.

 

Korku ve umut dengesi

Yalnız korkuya dayalı bir din anlayışı insanı ümitsizliğe; yalnızca rahmete güvenen sorumsuz bir anlayış ise gevşekliğe götürebilir.

Mümin, günahını küçümsemez; fakat Allah’ın rahmetinden de ümit kesmez. İyiliklerine güvenip kibirlenmez; kusurlarını görüp ümitsizliğe de düşmez.

Kur’an, günahlarında haddi aşanları Allah’ın rahmetinden ümit kesmemeye çağırırken aynı zamanda gecikmeden Allah’a yönelmelerini ister.
Zümer Suresi, 39/53-54 (Diyanet Kuranı)

 

Şimdi sahne senin

Hayat sahnesi önünde duruyor.

Aklın var.

Vicdanın var.

İraden var.

Kitap var.

Peygamberlerin örnekliği var.

Doğruyu gösterecek işaretler var.

Yanlıştan dönebileceğin tövbe kapısı var.

Şimdi tercih sana ait.

Sahnenin senin olması, hayatta her şeyi kontrol edebildiğin anlamına gelmez. Doğduğun aileyi, ülkeyi, bedenini, karşılaşacağın her olayı ve ölüm zamanını sen belirlemezsin.

Fakat birçok olay karşısında nasıl davranacağına, doğruyu mu yanlışı mı destekleyeceğine, öfkeni nasıl yöneteceğine, sahip olduklarını nasıl kullanacağına ve hatandan dönüp dönmeyeceğine karar verebilirsin.

İmtihanın alanı, kontrol edemediğin olaylardan çok, bu olaylara verdiğin ahlâkî cevaptır.

Dilersen iyiliği çoğalt.

Dilersen kötülüğün peşinden git.

Dilersen kibri seç.

Dilersen tevazuyu…

Dilersen zulmün yanında dur.

Dilersen mazlumun elinden tut.

Dilersen yalnız kendin için yaşa.

Dilersen varlığını insanlığa faydalı bir emanete dönüştür.

Fakat bil ki her tercihin bir sonucu vardır.

Hiçbir iyilik kaybolmaz.

Hiçbir kötülük hesapsız kalmaz.

Hiçbir samimi tövbe karşılıksız bırakılmaz.

İman edip iyi işler yapanların güzel çalışmalarının karşılığı zayi edilmeyecektir.
Kehf Suresi, 18/30 (Diyanet Kuranı)

 

Hülâsa-i kelâm

Bu dünya bir sahnedir; fakat bir oyun değildir.

Hayat bir imtihandır; fakat insan cevapsız bırakılmamıştır.

Akıl, vicdan, vahiy ve peygamberlerin örnekliği yolumuzu aydınlatır.

İnsandan istenen kusursuzluk değil; samimiyet, doğruya yönelme, iyilik için çaba ve hatadan dönme iradesidir.

Kazanmak için insanlığını korumak, Rabbine yönelmek ve iyiliği çoğaltmak gerekir.

Kazanmak için iyi insan olmak yeterli

Bu cümle, makalenin bütününden koparılarak yalnızca “Ben kendimi iyi görüyorum; başka hiçbir sorumluluğum yoktur” şeklinde anlaşılmamalıdır.

Buradaki iyi insan; Allah’a iman eden, yalnız O’na kulluk etmeye çalışan, kul hakkından sakınan, salih amel işleyen, adaleti ve merhameti gözeten, hata ettiğinde tövbe eden insan anlamında değerlendirilmelidir.

İyilik, iman ve kulluktan; iman da adalet, merhamet ve güzel davranıştan koparılamaz. Ayrıca cennet, yalnızca insanın kendi başarısının değil, Allah’ın rahmetinin sonucudur. (Diyanet Hadislerle İslam)

Kaybetmek için kibirli, inatçı, düşüncesiz olmak şart

Kaybetmek ise vicdanı susturmak, kibirde ısrar etmek ve bile bile kötülüğü seçmekle mümkündür.

Sahne senin.
Tercih senin.
Yol senin.

 

Buyur dilediğini yap

Dilediğini seç

Cezada,

Mükafatta kendi ellerinde …

Sonuç da kendi ellerinle hazırladığın hayatın karşılığı olacaktır.

 

Son ölçü

İnsan yolunu ve hesabını tercihleriyle hazırlar; fakat cezanın ve mükâfatın sahibi, ölçüsünü ve son hükmünü belirleyen Allah’tır.

Bu nedenle son söz şöyle tamamlanmalıdır:

Tercih insana,
Hidayet Allah’a,
Çaba insana,
Başarı Allah’a,
Amel insana,
Hüküm Allah’a,
Tövbe insana,
Bağışlama Allah’a aittir.

İnsan doğru yolu seçerse kendi yararına; yanlış yolu seçerse kendi zararına seçmiş olur. Hiçbir iyilik kaybolmaz, hiçbir haksızlık unutulmaz ve hiçbir samimi dönüş değersiz bırakılmaz. (Diyanet Kuranı)

 

Unutma ki;

 

Furkan ile hakkı bâtıldan ayıramayanın
basireti zamanla körelir.

Ferasetten mahrum kalan,
gördüğünü sanır ama hakikati ıskalar.

Olayların arkasındaki hakikati göremez;

Hikmetle yoğrulmayan bilgi,
insanı yükseltmez; yalnızca yük olur.

İzan ise;
aklı kibirden, kalbi savrulmaktan koruyan, dengeleyen
son ölçü, son denge, son terazidir.

 

Ve bil ki; 

 

Önyargısız, samimi ve cesurca sorgularsan,
hakikat sana bilgi olarak değil,
hikmet olarak sunulur.

 

 

Bu yolculukta seni ileri taşıyacak olan;
ne kalbin tek başına sesi
ne de aklın kuru hesaplarıdır.

Seni hakikate ulaştıracak olan,
 

Kalbin sesiyle aydınlanan bir akıl,
aklın ışığıyla derinleşen bir kalptir.

 

erolyazıcı /abbeyt♥️
hakikat yolunda bir yolcu
17.07.2026, cuma

 

 

 

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Gulay kargın17 Temmuz 2026 10:50

    Emeginize saglik