Köşe Yazısı

KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 8

UFUK ERDEM
UFUK ERDEM
9 5 dk 0

KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 8

 

Diğer taraftan, üzerinde durulması gereken çok önemli birkaç konu daha var:

         1-Yanlış mahremiyet bilinci

         2-Elde etmenin verdiği güven

         3-Yenilgi hırsı

        4-Moda, tasarım, tekstil ve konfeksiyon sektörü

Birinci Husus: Yanlış Mahremiyet Bilinci!

Toplumsal görgü ve gelenek îtibârıyla: “Dişiliğin tam da zorunlu ve gerekli, değerli ve anlamlı, makbul, mübah ve helâl olduğu yerde bile” her hâlükârda mahremiyet, iffet, ayıp ve utanma olması gerektiği sâikiyle kadının dişiliği çepeçevre kıskaca alınmış ve kuşatılmıştır.

Erotik ve porno filmlerde empoze edildiği üzere: Dişilik, sevişme ve aşk oyunları fâhişeliği çağrıştırdığından: Kadının “dişice tavrı”, iffetsizlik ve basitlik sayılmakta, onurlu ve haysiyetli davranması beklenmektedir.

Bu durumdaki kadın; artık dişiliğini yönetemez hâle gelmekte, dişiliğini bastırmakta ve törpülemektedir.

“Dişiliği bastırılan ve törpülenen kadın” her ne kadar kadın giysileri giyse, toplumda ve evde kadının sosyal görevlerini yerine getirse de: Kadın âdetâ “dişiliğini unutmakta”, “dişilik görevi = aşk oyunları” görevini yapmaktan uzaklaşmakta, bir süre sonra “dişilikten vazgeçmekte” ve en sonunda da kadının “dişiliği yok olmakta”dır.

Kadın, o sâatten sonra: Öyle bir gayreti varsa ve belki başarabilirse “evinin kadını” ve “çocuğunun anası” olurken; kesinlikle “eşinin eşi” ve “eşinin diğer yarısı” olmaktan çıkmaktadır!


Diğer taraftan kadının dişice davranıp kadına özgü aşk oyunlarını oynamaya kalkması hâlinde, başka bir handikap ortaya çıkmaktadır. Bu sefer erkek, en mâsum dişiliğe özgü fiili bile bir “fâhişelik altyapısı” olarak görmekte ve eşi hakkında “acabâ??” sorusu ile tedirgin olmaktadır.

Bu “yanlış mahremiyet bilinci” yüzündendir ki, İstanbul baş vâizi Mustafa Akgül hoca bile mealen demiştir ki:

-“Neredeyse yatağa bile pardösü ile girecek! Her yerin kendine özgü bir kuralı var arkadaş, ona uyacaksın!”

 

İkinci Husus: Elde Etme Güveni

Evlenmeden önceki hayâtının belli bir döneminde hayâlini ve rûyâlarını süsleyen, güvenilir bir sığınak ve âdetâ bir “kızıl elma” olarak gördüğü erkeğin önünde en süslü, en bakımlı, en ter-ü tâze hâliyle zıpkın gibi ya da bir divit ve kurşun kalem gibi arz-ı endâm etmektedir.

Ancak aynı kadına, evlenip kızıl elmaya ulaştıktan ve sığınma yurduna yerleştikten sonra bir hâller olmaktadır.

Artık:

             -->En bakımsız ve en özensiz hâllerini yaşamaktadır.

           -->Sanki “babasının evinde aç kalmış ve kıtlıktan çıkmış da yemeğe yeni kavuşmuş gibi”; özensiz bir şekilde yemeye içmeye motive olmakta, dolma kalemden beter şekilde kalınlaşmakta, dividin hokkasından ve dolma kalemin mürekkep şişesinden beter şekilde şişmanlaşmaktadır.

 

 

Üçüncü Husus: Yenilgi Hırsı

 

Kadınlıktan çıkması ve erkeğin ilgisini kaybetmesi nedeniyle güzel, alımlı, bakımlı, erkeğe ulaşmak için bütün kartları açan ve bütün taşları sâhaya süren rakip “dişil kadın” ile zorunlu olarak girdiği yarışta ve verdiği mücâdelede:

                *Yenilgiyi ve yarışı kaybettiğini kabûl etmeyen kadın; söz konusu yenilginin hırsıyla agresifleşmekte ve evde sürekli sinir harbi yaşanmasına neden olmaktadır.

               *Yenilgiyi ve yarışı kaybettiğini kabûl eden kadın; dişil davranışlardan vaz geçmekte, özensiz giyim ve ölçüsüz beslenme moduna geçmektedir.

Yanlış mahremiyet bilinci olan, erkeği elde etmenin verdiği güvenle hareket edilen ve rakip kadın karşısında yenilgilerden birinin yaşandığı evlilikte, o sâatten sonra:

               *Artık evde erkek: “dişiliğinin ve kadınlığının farkında olan” bir dişi / kadın değil; ev işlerini kolaylaştıran ve üstünden alan ve çocuklarına bakan bir hizmetçi kadın görmektedir.

              *Kadın; eşini sabah pijama ile yatakta ya da kapıda uğurlamakta ve akşam da “ev hâli, başka nasıl olacak?” diye giydiği çamaşır sulu eski eşofman ve tişört ile eşini karşılamaktadır.

             Kendisini zapt edip onlarca “dişil kadın”ın arasından sıyrılarak evine gelen erkek de sabah pijamalı olarak yatakta ya da kapıda bıraktığı kadını; akşam, “soğan sarımsak partisi”nde soğan sarmasına dönmüş şekilde, çamaşır sulu eski eşofman ve tişört ile evde bulmaktadır.

              Daha önce türül türül bin bir çeşit parfüm ve losyon kokan kadın; artık, türül türül ter, soğan ve sarımsak kokmaktadır.

         Erkek, eşini ancak; bir arkadaş ve akrabâ gezisine ya da düğün derneğe giderken veyâ eve misâfir geldiğinde “misâfir gelişinden önceki on dakika ve gidişinden sonraki on dakîka arasındaki zaman diliminde” bakımlı ve dişi bir kadın olarak görebilmektedir.

           *Kadın: Her geçen gün bakımsızlaşmakta, şişmanlaşmakta, çirkinleşmekte ve “agresifleşmekte = saldırgan bir yırtıcı olmakta” herhangi bir beis görmezken; buna karşılık, hiç hak etmediği şekilde, eşinin ilk günkü gibi kendisine “bağlı ve bağımlı” kalmasını da beklemektedir.

Hâlbuki, resme bir bütün hâlinde baktığımızda:

          *Dişiliğinin farkında olan ve sözlü-nişanlı-evli erkeklere bile kur yapmaktan çekinmeyen diğer rakip ve teşhirci dişil kadınlar hiç boş durmamaktadır.

         Her köşe başında ve her ortamda “heyte lek, heyte lek, heyte leeeek: haydi gel, haydi gel, haydi geeeeeel!” diye haykırmakta ve nefes alan her erkeği potansiyel bir “tecâvüzcü Coşkun ve gazozcu Nûrî”ye dönüştürmek için yoğun çaba sarf etmektedir.

          *Yanlış mahremiyet bilinci olan, erkeği elde etmenin verdiği güvenle hareket eden ve rakip karşısında yenilgi yaşayan kadınların bütün bu versiyonları:

                    -“Tecâvüzcü Coşkun ve gazozcu Nûrî’ye dönüştürülmüş erkek”in; dişiliğini unutan evdeki kadını evde unutmasına ve evdeki kadından uzaklaşıp söz konusu teşhirci kadınlara yönelmesine neden olmaktadır.

                          -Hattâ teşhirci dişiye ulaşma imkân ve cesâreti olmayan erkeklerin, âile içi “cebrî ve ensest tecâvüzler”e yeltenmesine bile neden olmaktadır.

NOT :

*"Sanat, Hak ve halk içindir!" düstûruyla yazmaya çalıştığım yazı ve şiirlerime yorum yapmak sûretiyle sağladığınız katkı için çok teşekkür ederim!

UFUK ERDEM
UFUK ERDEM

[email protected] · Makale sayısı: 238

Bu Yazıyı Paylaş