KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 10
KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 10
Gerçek hayattaki fâhişelere ya da onların “san’at-sahne ve sâha-sokak sektörü”nde gûyâ ekmek parası ( =?) için fâhişeliği - fâhişeleşmeyi denemeye ve özendirmeye kalkan önderi, koruyucusu ve kollayıcısı olup “kod adı san’atçı” olan kadınlara bakıldığında:
*Ayşen Gruda gibiler hâriç: Hiçbiri çirkin, kaba, sümüklü ve paspal değildir. Hepsinin de endâmı, boyu posu, ağzı burnu ve eti budu yerindedir, ağzı lâf yapmaktadır.
Hepsi de son derece güzel ve alımlı olup “gözüne girmeye çalıştıkları erkekler”in gözünde âmiyâne tâbiriyle: At gibi kız, tay gibi kız, taş gibi kız; fıstık gibi kız, ilik gibi kız, bebek gibi, .. kızdır!
Söz konusu kadınlar, bu “karısı olması hâlinde, uğruna milyar TL borç altında kalmayı seve seve kabûl ettirici”, iç = nefis = şeytan gıcıklayıcı ve gıdıklayıcı nitelikleri nedeniyle: En az 30 yıl boyunca, çırılçıplak boydan resimleriyle; Türk erkeklerinin cinsel hayal dünyâlarının, yatak odası ile banyolarının duvar ve kapılarının, gardrop kapaklarının; anası ve babasının bile fotoğrafının bulunmadığı masa çekmecelerinin, cüzdanlarının en müstesnâ ( =?) köşelerinde yerlerini almışlardır!!!
*Hiçbiri yatalak ve kötürüm değildir. Gözü görmektedir, eli ayağı tutmaktadır ve taşı sıksa suyunu çıkarabilmektedir.
Diğer binlerce hemcinsleri gibi, başı dimdik bir şekilde “iyi-doğru yolda yürümek” için en ağır işler dâhil her türlü işte çalışabilecek hâldedir.
Ama buna rağmen, “aslında verilememiş olduğu, ama mahalle baskısı yüzünden köyde baskılanmış olduğu ortaya çıkan” ahlâk eksikliği nedeniyle:
-->Alnının teri ile çalışmayı tercîh etmemiştir.
-->Kendini lâyık olarak gördüğü “konfor eşiği”nin üstünde yaşayabilmek için “kötü yola düşmüş”tür.
-->Oldukça incitici ve alçaltıcı bir yol olan teşhîri ve “fâhişe = yollu kadın” olmayı geçim yolu olarak seçmiştir.
Günlük hayatlarında açıkta ve sahne arkasında da farklı yaşamayan; “fâhişeliğin el kitâbı”nı ve “fâhişelik ansiklopedisi = külliyâtı”nı yazacak bilgi, görgü ve tecrübeye sâhip Âhû Tuğba, Hârika Avcı, Bânû Alkan, Hülyâ Avşar ve Müjde Ar gibi haysiyet yoksunları tarafından ısrarla çevrilen özel amaçlı ahlâksız filmlerde her şey ortadadır.
“Osmanlının son yüz yılı aç ve câhil kalan ve cumhûriyet yüz yılı boyunca aç ve câhil bırakılan” Anadolu Türk’ünün Müslüman kızı Ayşe, Ayşegül, Fatma, Fadime, Emine köydeyken aç, câhil ve fakirdir fakat:
-->Helâl süt emmiş, erkek eli değmemiş hattâ erkek yüzü görmemiş, iffetli, nâmuslu, onurlu, hayâ ve haysiyet sâhibidir.
-->Doya doya içilecek yayla suyu gibi saf, berrak, tertemiz ve dupdurudur.
-->Mis gibi gül ve dağ kekiği kokuludur.
-->Organik elma yanaklı ve kiraz dudaklıdır.
-->Tepeden tırnağa boylu boyunca bordo kırmızısı bindallısını giymiş kıpkızıl gelincik ve sakız beyâzı duvağını bürünmüş kardelen gibi bâkirdir.
-->Ürkek, parmak uçlarında yürüyen, mâsum ve utangaç, nârin ve nahiftir.
-->Kendi hâlinde ama “nâmus kaygısının verdiği güç” ile şâhin ve bir arslana dönüşebilen ve bu özelliği nedeniyle, köydeki ağanın ya da ağanın oğlunun kem gözle bakmaya ve musallat olmaya çekindiği ve hasbelkader musallat olursa, pençeleriyle kodum mu oturtup onların “günlük öğünlerinden biri = karılarından biri” olmaktan rahatça kurtulabilen bir kekliktir.
Ancak, Müslüman Türk kızı bütün bu şâhin ve arslan özelliğine rağmen; diğer özellikleri nedeniyle şehvet düşkünü, gördüğü her güzel kadına bıyık buran ve asılan insan azmanı ağanın ve ağanın oğlunun tasallutu altındadır.
Kızın bir ân önce bir çâre bulup köyden uzaklaşması, izini kaybettirmesi ve tek değerli varlığı olan “biricik nâmus ve iffet”ini bu haysiyetsizlerden kurtarması gerekmektedir.
Kurtulmanın tek yolu: Gözlerden uzak ve kalabalık bir şehre kaçmaktır.
Şehrin bir başından kuşluk vakti “Anadolu Türk’ünün Müslüman kızı” olarak giren kız, daha şehrin ortasına gelmeden en geç akşam ezânı vakti hadi bilemedin iki üç gün sonra tanınmaz hâle gelir ve bambaşka birine dönüşür:
*Zâten câhil olduğu için; içine itileceği durumu baştan algılayamayıp müftülük, emniyet, kaymakamlık ve vâliliğe sığınmayı ve başvurmayı düşünemez.
*Aç ve fakir yaşadığı köyde ağanın ya da ağanın oğlunun “günlük öğünlerinden biri = karılarından biri” olmaktan kurtaran pençelerini, şehirde aç kaldığı için kullanamaz hâle gelir:
Her istediğini elde eden “cinsel obez” şehir erkeği fabrikatörlerin ya da her istediğine kavuşan fabrikatör oğullarının “cinsel dürtülerini susturan ve cinsel açlığını yatıştıran atıştırmalık çerez” olan; cak cak sakız çiğneyerek ve demir ökçeli topuklarını yere şak şak vura vura yürüyerek şehrin lôş sokaklarında müşteri arayan; bin çeşit parfüm kokulu ve mutlakâ sarı, kestane kızılı ya da kızıl saçlı ve sûnî kırmızı dudaklı; gerdandan göğüs çatalına kadar ve topuktan apış arasına kadar açık ve örtülü sayılan yeri de dantelli; bir numaralı utanmaz ve arlanmaz, haysiyetsiz ve hayâsız, vesîkalı ve vesîkasız, ucuzcu ya da ekstre ödemeye tâbi ünlü şehir fâhişesine (Fransızca kibarlaştırılmış hâliyle: Kaldırım serçesi) veyâ bol ışıldaklı taverna, gazino, bar, pavyon şarkıcısı ve konsomatrisine ya da en nâmuslu hâliyle kapatma “imam nikâhlı metres”e dönüşür.
*Mis gibi iffeti, duruluğu ve tâzeliği hatırlatan Ayşe, Ayşegül, Gül, Fatma, Fadime ve Emine olan adı; artık duyulduğunda belirli bir ahlâksızlığı anımsatan Tijen, Cansu, Müjde, Güllü, Âhû, Hülyâ, Bânû, Hârika’ya (saygıdeğer san’atçılarımızın isimleriyle benzer olması ne kadar ilginç!) dönüşür.
Nedense; eğitimlilik, zenginlik ve şehirlilik ile “şehvet düşkünlüğü ve azgınlık” arasında “doğrusal” bir ilişki kurulmuştur:
Nâmuslular hep câhil, fakir ve köylü; nâmus derdi ve kaygısı olmayanlar da üniversiteli, zengin ve şehirlidir. Kişide eğitim seviyesi ile para miktârı ve şehirde modernleşme arttıkça şehvet düşkünlüğü ve azgınlık da aynı oranda zirveye doğru tırmanmaktadır!
Bu nedenle, köyde ya da şehirde kötü yola düşen fakir kadın “mâzur ve mazlum” ve böyle bir yol tutuş ise “mâkul ve makbul” gösterilmiştir.
Onun içindir ki; bu yazıda adı geçen kadınlar ve türevleri, gereken toplumsal tepkiyi görmediği gibi el üstünde tutulmuş ve îtibar da görmüştür.
Buradan alınan cesâretle; “mîâdı ve amortisman süresi dolduğu, aşırı hor kullanılıp deforme olduğu için” teşhir tezgâhından kalkma vakti gelenler de “gerektiğinde hayır hasenât işlerine sokularak ve hac ile umreye de gönderilerek yapılan tâdîlât-bakım-onarım-revizyon sonrası” orta dereceli ses san’atçısına dönüştürülmek sûretiyle toplum içine itilerek görevlerine devâm ettirilmiştir.
NOT :
*"Sanat, Hak ve halk içindir!" düstûruyla yazmaya çalıştığım yazı ve şiirlerime yorum yapmak sûretiyle sağladığınız katkı için çok teşekkür ederim!
Yazarın Diğer Yazıları
- SİGORTA ATMADAN VE EŞEK ÇÖKMEDEN!
- ŞİİRLER: BENZEMEZ-1, BENZEMEZ-2
- KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 9
- KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 8
- KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 7
- KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 6
- KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 5
- KADINLAR HÂRİKALAŞTIKÇA, MECBÛREN NÛRÎLEŞEN ERKEKLER: TEŞHİR - 4
