İçimizden Çıkanı Neden Övemiyoruz?
İçimizden Çıkanı Neden Övemiyoruz?
Real Madrid’in geleceği parlak Türk yıldızı Arda Güler’in sergilediği futbolu düşünün. Attığı golleri, ürettiği pozisyonları, yaptığı asistleri, verdiği pasları ve attığı çalımları Messi yapsaydı, hep bir ağızdan “İşte müthiş futbol!” der, alkış kıyamet koparırdık. Peki, aynı şeyleri Arda Güler yaptığında neden onu hak ettiği ölçüde övemiyoruz?
Çünkü onu hâlâ hak ettiği yerde görmüyoruz. Başarısını teslim etmekte cimri davranıyoruz. Oysa mesele futbol değil; mesele, içimizden çıkan birinin başarısını kabullenememek.
Bunun nedeni çok basit: Kendi içimizden olanı yüceltmekte zorlanıyoruz. Sanki kardeşin kardeşi övememesi gibi bir durum bu. Başkasının başarısı karşısında hayranlık duymakta zorlanmıyoruz ama kendi içimizden biri yükseldiğinde aynı cömertliği gösteremiyoruz.
Bu durum yalnızca futbolda mı böyle?
Ben de şahsım adına, yıllardır firavunlara karşı tek başıma mücadele verdiğimi düşünüyorum. Yazdıklarım, söylediklerim ve karşı karşıya kaldığım davalar ortada. Buna rağmen ailemden, akrabalarımdan, arkadaşlarımdan beklediğim desteği göremedim. Bazen insanın beklediği, büyük bir fedakârlık bile değildir; bir cümlelik destek, bir kelimelik takdir, haklı gördüğünü söyleme cesaretidir. Fakat onu bile bulamadığınızda ister istemez düşünüyorsunuz: Neden?
Benim vardığım sonuç şu: Toplumumuzda insanın ne söylediğinden çok, hangi unvanı taşıdığına bakılıyor.
Akademik unvanınız yoksa, profesör ya da doktor değilseniz, söylediklerinizin kıymeti çoğu zaman yeterince bilinmiyor. Aynı düşünceyi bir başkası dile getirdiğinde alkışlanırken siz söylediğinizde duyulmayabiliyorsunuz. Hatta bazen düşüncenizin değer kazanması için onu bir unvan sahibinin ağzından yeniden işitmeniz gerekiyor.
Sanki kendi aklımızla düşünmek, kendi gözümüzle görmek, kendi vicdanımızla hüküm vermek yetmiyor. Birilerinin sözünü aktarırsanız itibar görüyorsunuz; kendi sözünüzü söylerseniz görmezden gelinebiliyorsunuz.
Oysa hakikat, onu dile getiren kişinin makamına, diplomasına ya da unvanına göre değişmez. Bir düşünceyi değerli kılan, onu söyleyenin profesör olması değil, düşüncenin doğruluğu ve dayandığı delillerdir.
Arda Güler’in değerini anlamak için Messi’nin onu övmesine ihtiyacımız olmadığı gibi, bir insanın söylediklerinin kıymetini anlamak için de önünde profesör ya da doktor yazmasını beklememeliyiz.
Asıl mesele şudur: Bir insanın değerini mi ölçüyoruz, yoksa ona verilmiş unvanları mı sayıyoruz?
Belki de en büyük yoksulluğumuz, içimizden çıkan değerleri zamanında görememek; en büyük körlüğümüz ise unvanı olmayanın da bir hakikati olabileceğini unutmak.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Öner bozu
Çok doğru o yüzden Avrupa da dökülüyoruz Sebahattin bey
