Köşe Yazısı

… SIMSIKI SARIL

Kur’an’dan uzaklaşmak, insanı yalnızca ilahî rehberlikten değil; kendi fıtratından, vicdanından ve insanlığından da uzaklaştırır. Ona, Kur’an’a sımsıkı sarılmak ise kalbe huzur, hayata yön, topluma adalet ve merhamet kazandırır.
Erol Yazıcı
Erol Yazıcı
11 9 dk 1

… SIMSIKI SARIL

Kur’an’dan uzaklaşmak, insanı yalnızca ilahî rehberlikten değil; kendi fıtratından, vicdanından ve insanlığından da uzaklaştırır.

Ona, Kur’an’a sımsıkı sarılmak ise kalbe huzur, hayata yön, topluma adalet ve merhamet kazandırır.

Çünkü güven, kardeşlik, iyilik ve hakiki özgürlük; Kur’an’ın gösterdiği yolda, İslam’ın ahlakında hayat bulur.

İnsan, hayatın gürültüsü ve nefsin çağrıları arasında yolunu şaşırabilir. Kur’an ise ona yaratılış gayesini hatırlatan, karanlıkları aydınlatan ve hakikate yönelten ilahî bir rehberdir.

Kur’an’a bağlılığın insanı fıtratına, huzura ve güzel ahlaka nasıl yaklaştırdığını; İslam’ın adalet, merhamet, kardeşlik, sevgi ve yardımlaşma ilkeleriyle nasıl kuşatıcı bir hayat anlayışı sunduğunu ayetler ışığında özetliyoruz.

Ey yolcu, gönlünü karartma; Kelâmullah’a sımsıkı sarıl.

"Kim benim zikrimden, rehberliğimden yüz çevirirse, şüphesiz onun için sıkıntılı bir hayatı vardır, olacaktır..." (Taha, 124)

Kur’an’dan uzaklaşan,

Yalnızca Kitap’tan değil, insanlığından da kendisinden de uzaklaşır; gönül pusulasını yitirir, hakikatince yaratıldığı o tertemiz fıtrattan kopar, uzaklaşır. Karanlıklarda yoldaş arar.

Kur’an’dan uzaklaşan, yalnızca yolunu değil; vicdanının sesini de kaybeder. İçindeki o ilahî fısıltı susar, yerine nefsin gürültüsü dolar. Bu yüzden Taha 124’teki “sıkıntılı hayat”, sadece dışarıdaki zorluk değil; kalbin içindeki o derin yalnızlıktır.

Rûm 30/30

"Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata. Allah'ın yaratmasında değişiklik yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler."

Gözü görür ama basireti kör olur.

Hac 22/46

"Hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? Çünkü gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalpler kör olur."

Çünkü kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur. Ra'd 13/28

Ra’d 13/28’in “Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ı anmakla huzur bulanlardır. Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” 

Bu ayet, huzurun adresini netleştirir: Huzur ne malda ne mevkide ne de gürültülü eğlencelerdedir; yalnızca zikirdedir.

Kur’an’a sımsıkı sarılan ise;

Rabb’inin ipine tutunmanın verdiği vakarla, Allah'ın nuruyla yürüyen, karanlıkları yaran bir nurla, insanlığın en şerefli, en yüce zirvesine yükselir.

Âl-i İmrân 3/103

"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz."

Hadîd 57/28

"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve O'nun Peygamberine iman edin ki, size rahmetinden iki kat pay versin, size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur versin ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."

İsrâ 17/70 "Andolsun biz insanoğlunu şerefli kıldık" ayetinin muhatabı olur.

Hayata dair en doğru, en temiz, en güzel yaşam rehberi, ilkeleri; asr-ı saadetten bugüne, âlemlere rahmet olarak gönderilen Kur’an’da bütün insanlığa bir müjde olarak sunulmuştur.

Kur’an’a sarılan, sadece bireysel kurtuluşa değil; toplumun da selametine katkı sunar. Çünkü Allah’ın ipine tutunanlar, birbirlerine düşman olmaktan kardeşliğe yükselirler. Bu, sadece bir vaat değil; tarih boyunca defalarca yaşanmış bir gerçektir.

HUZUR İSLAM’DADIR

Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.

Huzur, kalbin ancak Yaratıcısını anmasıyla bulduğu o mukaddes liman, İslam’dadır.

Huzur, sarsılmaz bir imanla İslam’dadır.

İbrahim'in kalbinin mutmain olması gibi...

Bakara 2/260

"Hani İbrahim, 'Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster' demişti. Allah da 'İnanmıyor musun?' deyince, 'Hayır inanıyorum, fakat kalbim mutmain olsun diye' demişti."

Huzur, "Korkmayın, üzülmeyin"

Müjdesine mazhar olmakla, İslam'dadır.

Fussilet 41/30

"Şüphesiz 'Rabbimiz Allah'tır' deyip de sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: 'Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin!'"

Huzur, teslimiyette, rızada, kanaatte İslam'dadır.

Huzur, sadece “korkmama” hali değildir. Aynı zamanda kalbin Allah’a tam güvenmesidir. Ra’d 28’deki “kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” gerçeği, Fussilet 30’daki meleklerin müjdesiyle tamamlanır: Hem dünyada korkusuzluk hem ahirette sevinç.

İSLAM MEDENİYETİ

Güven, nezaket, adalet ve hakikat;

Yardımlaşma, merhamet ve cömertlik;

Vicdanı aydınlatan, ruhu dinlendiren iyiliğe, güzelliğe ve erdeme dair ne varsa

Hepsi İslam’ın o kuşatıcı ikliminde, medeniyetindedir.

Bu medeniyet;

Nahl 16/90'da adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emreden,

"Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor."

Mâide 5/32'de bir canı yaşatmayı bütün insanlığı yaşatmak sayan,

"İşte bu yüzden İsrailoğullarına şöyle yazdık: Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır."

Mâide 5/8'de "Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin" diye düşmanına bile adalet isteyen,

"Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır."

Hucurât 49/11-12'de alayı, gıybeti, lakap takmayı, tecessüsü yasaklayıp insan onurunu koruyan,

"Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın."

İsrâ 17/70'de insanı şerefli kılan bir medeniyettir.

"Andolsun biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık."

İslam medeniyeti, sadece “iyi davranmayı” değil; insanın onurunu korumayı emreder. Hucurât 11-12’deki yasaklar, modern dünyanın en büyük yaralarından biri olan “karakter cinayeti”ne karşı ilahî bir kalkan gibidir. Bir insanın onurunu zedelemek, İslam’da büyük bir günahtır.

İSLAM SEVGİDİR.

Kardeşlik, katıksız, karşılıklı sevgi ve hürmet, derin saygı İslam’ın özünde saklıdır.

Şeref, asalet ve kul olmanın getirdiği hakiki özgürlük, nefsî tutulmalardan kurtulup İslam’ın ahlakıyla bezenmektedir.

Hucurât 49/10

"Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin."

Zümer 39/36’de Tevekkül,

 "Allah kuluna yetmez mi?" hakikatiyle, nefsin tutsaklığından kurtulup İslam'ın ahlakıyla bezenmektir.

"Allah kuluna yetmez mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi (yanlışları dolayısıyla) saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur."

Bu sevgi;

Bakara 2/177'de malı sevdiği halde verendir,

"İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara, isteklere ve kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır."

İnsan 76/8'de "Çok sevmelerine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirendir",

"Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler."

Âl-i İmrân 3/134'de öfkesini yutan ve affedendir.

"O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever."

Zorluklara karşı sabır, tevekkül ve ibadette ihlas,

Müminin hayatını anlamlı kılan ruhun gıdasıdır.

Bakara 2/155

"Andolsun ki sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele."

Âl-i İmrân 3/159

"Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah'tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla istişare et."

İman, sadece dilde değil;

Mâûn 107/4-7'de kınanan gösterişten uzak, kalbin tasdiki ve salih amelin birliğidir.

"Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır. Ve hayra da engel olurlar."

Ve ibadette ihlas

Beyyine 98/5, müminin hayatını anlamlı kılan ruhun gıdasıdır.

"Halbuki onlara, ancak dini Allah'a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O'na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir."

İhlas, ibadetin ruhudur. Gösterişten arınmış bir namaz, sadece rükû ve secde değil; kalbin Allah’a yönelmesidir. Beyyine 5’teki “dini Allah’a has kılmak”, bütün amellerin niyetini arındırır.

Ey yolcu, sen sen ol…

Zamanın gürültüsüne aldanıp, gönlünü dünyaya kaptırıp bozma, nefsin tuzağına düşüp yolunu şaşırma.

Heveslerin peşinden gidip doğru yoldan ayrılma.

"Nefsin arzusunu ilah edineni gördün mü?" Furkân 43 uyarısını unutma.

"Kendi nefsinin arzusunu ilah edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?"

İslam’a bütün varlığınla yürekten bağlan, Kelâmullah’a sımsıkı sarıl.

Zuhruf 43/43 "Öyleyse sen sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen doğru bir yol üzerindesin."

Unutma ki;

Kur’an’a tutunan, kimsesizlik çölünde ne yolda yalnız kalır ne hayatın fırtınalarında ne mahşerî kalabalıklarda kaybolur.

Çünkü Allah buyurur:

"Allah düşmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah dost olarak yeter. Allah yardımcı olarak da yeter." Nisâ 4/45

Onun ayağından ışık, kalbinden iman eksilmez;

Nûr 24/40'taki karanlıklar içinde kalan gibi değil,

"Yahut o kâfirlerin durumu, engin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, onu üst üste dalgalar kaplar. Üstünde de bulutlar vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar. Elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Allah kime nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur."

Nûr 24/35'teki kandil gibi olur.

"Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir kandillik, içinde bir kandil, kandil de bir cam fanus içindedir. Fanus sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Mübarek bir ağaçtan ne doğuya ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak kadar berraktır. Nur üstüne nurdur."

Yûnus 10/25 varır,

"Allah selam yurduna çağırır ve (hak edeni) dilediğini dosdoğru yola iletir."

Onunla yürüyen, kalbinde huzur, sırtında güvenle;

Hem dünyada selâmet yurduna varır hem de ahirette en hayırlı akıbetle müjdelenir.

Kur’an’a sımsıkı sarılan, sadece kurtulmaz; aynı zamanda başkalarına da ışık olur. Çünkü Nûr 35’teki “nur üstüne nur”, yalnız kendi kalbini değil; etrafını da aydınlatır. Bu yüzden Kur’an’a tutunan, yalnız yürüyen bir yolcu değil; yol gösteren bir rehber olur.

Hem de ahirette

Fecr 27-30'da "Ey mutmain olmuş nefis! Razı olmuş ve razı olunmuş olarak Rabbine dön" nidâsıyla en hayırlı akıbetle müjdelenir.

"Ey huzur içinde olan nefis! Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! Kullarımın arasına gir. Ve cennetime gir!"

Onunla yürüyen, hem bu fani dünyada rıza iklimine ulaşır, hem de ebedi ahirette en hayırlı yolda yürür.

Furkan ile hakkı bâtıldan ayıramayanın
basireti zamanla körelir.

Ferasetten mahrum kalan, gördüğünü sanır ama hakikati ıskalar.

Olayların arkasındaki hakikati göremez;

Hikmetle yoğrulmayan bilgi, insanı yükseltmez; yalnızca yük olur.

İzan ise; aklı kibirden, kalbi savrulmaktan koruyan, dengeleyen
son ölçü, son denge, son terazidir.

 

Ve bil ki; 

 

Önyargısız, samimi ve cesurca sorgularsan,
hakikat sana bilgi olarak değil,
hikmet olarak sunulur.

 

 

Bu yolculukta seni ileri taşıyacak olan;
ne kalbin tek başına sesi
ne de aklın kuru hesaplarıdır.

Seni hakikate ulaştıracak olan,
 

Kalbin sesiyle aydınlanan bir akıl,
aklın ışığıyla derinleşen bir kalptir.

—

 

erolyazıcı /abbeyt♥️hakikat yolunda bir yolcu
01.11.2026, pazar

Erol Yazıcı
Erol Yazıcı

[email protected] · Makale sayısı: 516

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Erol Yazici

    TEŞEKKÜRLER ALİ İHSAN ABİ - SEVGİLER [11:58, 01.11.2026] ALİ İHSAN İHSAN KADIKÖY MAKİNE MÜHENDİSİ: Bu soze sapka cikartilir. kuran kitaplarin kalbidir. Kuransiz yasam corak tarla gibidir !

Bu Yazıyı Paylaş