... OKUL KAPISI KORKUNUN DEĞİL, GÜVENİN ADRESİ OLMALI

Yayınlanma : 24 Eylül 2026 10:26

 ... OKUL KAPISI KORKUNUN DEĞİL,

GÜVENİN ADRESİ OLMALI

 

Okullar; çocukların tehdit, kavga, haraç, taciz, çeteleşme, şiddet ve ölüm korkusu yaşadığı yerler değil, kendilerini evlerindeki kadar güvende hissettikleri eğitim yuvaları olmalıdır.

Okul, eğitim ve öğretimin yanı sıra güvenin, huzurun ve korunmanın da adresidir. Bunun için geçici tedbirlerle yetinilmemeli; okul yönetimi, emniyet, rehberlik servisi, aile ve sosyal hizmetlerin birlikte çalıştığı kalıcı bir güvenlik sistemi kurulmalıdır.

Anne ve babalar çocuklarını okula gönderirken “Başına bir şey gelir mi?” diye kaygılanmamalı; öğretmenler de bir öğrenci veya veli tarafından saldırıya uğrama korkusu yaşamamalıdır.

Ancak yıllardır okul giriş ve çıkışlarında bambaşka bir manzarayla karşılaşıyoruz.

Okulla hiçbir ilgisi bulunmayan kişilerin okul kapılarında beklemesi; öğrencileri tehdit etmesi, haraca bağlamaya çalışması, taciz etmesi, kavgaya çekmesi, çetelere veya suça yönlendirmesi yeni bir sorun değildir. Benim hatırladığım kadarıyla en az 50 yıldır çocukların dünyasında bu korku vardır.

Değişen yalnızca kişiler, araçlar ve yöntemlerdir. Dün okul kapısında bekleyen birkaç zorba vardı; bugün bunlara sosyal medya üzerinden tehdit, siber zorbalık, organize suç grupları ve uyuşturucu tehlikesi de eklendi.

Bunlar münferit olaylar değildir

Gazete arşivleri meselenin ne kadar ağır olduğunu açıkça göstermektedir.

2009 yılında Diyarbakır’da 13 yaşındaki bir öğrenci, kendisinden haraç isteyen öğrencilerle yaşadığı tartışmanın ardından neşterle öldürüldü.

7 Mayıs 2024’te İstanbul Eyüpsultan’da okul müdürü İbrahim Oktugan, daha önce okuldan uzaklaştırılan 17 yaşındaki eski öğrencisi tarafından makam odasında silahla vurularak öldürüldü.

Mart 2026’da İstanbul Çekmeköy’de biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, 17 yaşındaki bir öğrencinin bıçaklı saldırısında hayatını kaybetti. Aynı saldırıda başka bir öğretmen ve öğrenciler de yaralandı.

Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ta bir ortaokula düzenlenen silahlı saldırıda matematik öğretmeni Ayla Kara ile sekiz öğrenci yaşamını yitirdi. Bir gün önce Şanlıurfa’nın Siverek ilçinde eski bir öğrencinin düzenlediği silahlı saldırıda ise çok sayıda kişi yaralandı.

Bu olayların ardından Millî Eğitim ve İçişleri bakanlıkları; okul girişlerinin, çevre denetimlerinin, kamera sistemlerinin, ziyaretçi uygulamalarının ve saldırılardan önce ortaya çıkan risk işaretlerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini açıkladı.

Demek ki sorun ne yenidir ne de birkaç okulun kendi imkânlarıyla çözebileceği kadar küçüktür.

Yaklaşık her dört öğrenciden biri zorbalığa uğruyor

OECD’nin PISA 2022 verilerine göre Türkiye’de 15 yaşındaki kız öğrencilerin yüzde 25’i, erkek öğrencilerin ise yüzde 28’i ayda en az birkaç kez zorbalığa maruz kaldığını bildirdi. OECD ortalaması kızlarda yüzde 20, erkeklerde yüzde 21 düzeyindedir.

Bu rakamlar yalnızca fiziksel saldırıları değil; alay edilme, dışlanma, tehdit ve psikolojik baskı gibi davranışları da kapsamaktadır.

Dolayısıyla güvenlik yalnızca okul kapısına polis koymaktan ibaret değildir. Çocuğun sınıfta, koridorda, bahçede, okul yolunda ve dijital ortamda korunması gerekir.

Her okula üç-beş polis mümkün mü?

Türkiye’de 2024–2025 eğitim öğretim yılında 74 bin 40 okul, yaklaşık 18 milyon öğrenci ve 1 milyon 187 bin öğretmen bulunuyordu.

Her okula üç polis verilmesi 222 bin 120, beş polis verilmesi ise 370 bin 200 personel gerektirir. Oysa 2025 yılı sonunda Emniyet Teşkilatındaki toplam personel sayısı 352 bin 859 olarak açıklanmıştır. Üstelik bu sayının içinde bürolarda, trafik, narkotik, terör, asayiş ve diğer birimlerde görev yapan personel de bulunmaktadır.

Bu nedenle bütün okullara sürekli üç-beş polis yerleştirilmesi, talebin özü doğru olmakla birlikte, mevcut personel yapısıyla uygulanabilir görünmemektedir.

Ancak bu gerçek, okulların korumasız bırakılmasını haklı çıkarmaz.

Gerçekçi çözüm; bütün okullara aynı sayıda polis vermek değil, okulları risk derecelerine göre sınıflandırarak farklı güvenlik tedbirleri uygulamaktır.

Her okulda “Güvenli Okul Ekibi” kurulmalıdır

Her okul için en az üç-beş kişiden oluşan bir Güvenli Okul Ekibi oluşturulabilir. Bu ekipte:

  • Okul yönetiminden sorumlu bir yönetici,
  • Psikolojik danışman veya rehber öğretmen,
  • Eğitimli ve denetlenen okul güvenlik görevlisi,
  • Okulla sürekli irtibat hâlinde bulunan polis memuru,
  • İlçe sosyal hizmet biriminden bir görevli

yer almalıdır.

Yüksek riskli okullarda sürekli polis veya yetkili güvenlik görevlisi bulundurulmalı; diğer okullar ise belirli bir polis irtibat görevlisine bağlanmalıdır. Özellikle giriş ve çıkış saatlerinde okul çevresinde sabit ve hareketli polis devriyesi yapılmalıdır.

İçişleri Bakanlığı, 2026–2027 eğitim öğretim yılı için birinci ve ikinci derece riskli okullarda polislerin sürekli görevlendirildiğini; üçüncü ve dördüncü derece okullarda ise polis irtibat görevlilerinin okul yönetimleriyle çalışacağını açıkladı. Ayrıca okullarda 31 bin bahçe görevlisinin istihdam edildiği bildirildi.

Bu önemli bir başlangıçtır. Ancak bahçe görevlisi ile güvenlik görevlisinin görev ve yetkileri birbirine karıştırılmamalıdır. Güvenlik; eğitim, yetki, sorumluluk ve düzenli denetim gerektiren ciddi bir iştir.

Okul çevreleri düzenli olarak denetlenmelidir

Okul giriş ve çıkışlarında polis araçlarıyla düzenli kontrol yapılmalı; okul kapıları, servis durakları, parklar, metruk binalar ve öğrencilerin yoğun olarak kullandığı güzergâhlar birlikte denetlenmelidir.

İnternet kafeler, oyun salonları ve okul çevresinde bulunan şüpheli işletmeler de düzenli kontrol edilmelidir.

Elbette okulun önünde duran herkesi suçlu ilan eden keyfî bir uygulama yapılamaz. Ancak öğrencileri takip eden, taciz eden, tehdit eden, haraç isteyen, uyuşturucu satan, kavga çıkarmaya veya öğrencileri suça sürüklemeye çalışan kişiler hızla tespit edilmeli ve haklarında gerekli işlemler yapılmalıdır.

Okul dışından gelen kişilerin öğrencileri rahatsız etmesine göz yumulmamalıdır.

Okul kapıları yol geçen hanı olmamalıdır

Veliler çocuklarının öğretmenleriyle elbette görüşebilmelidir. Ancak hiçbir veli istediği zaman sınıfa, öğretmenler odasına veya okul koridorlarına kadar girememelidir.

Millî Eğitim Bakanlığı, 21 Eylül 2026’da veli görüşmelerinin “Okul Randevu Sistemi” üzerinden yürütüleceğini; randevusuz veli ziyaretlerine ve öğrencinin velisi ya da vasisi olmayan kişilerin okula girişine izin verilmeyeceğini açıkladı.

Bu karar titizlikle uygulanmalıdır.

Okula gelen herkes kimlik göstermeli, ziyaret amacı kayıt altına alınmalı ve ziyaretçi kartı taşımalıdır. Acil durumlar için ayrı bir uygulama bulunmalı; ancak okulun kapısı hiçbir zaman denetimsiz bırakılmamalıdır.

Tehdit oluşturan, okul düzenini bozan veya öğretmene saldırmaya çalışan kişiler okuldan uzaklaştırılmalı ve durum gecikmeden emniyet birimlerine bildirilmelidir.

Şiddet ortaya çıkmadan müdahale edilmelidir

Okul saldırılarının önemli bir bölümünde olaydan önce tehdit, ağır disiplin sorunları, silah veya kesici alet merakı, sosyal medya paylaşımları, yoğun öfke davranışları ya da doğrudan ihbar gibi risk işaretleri ortaya çıkmaktadır.

Bu nedenle hiçbir ihbar “Çocuktur, söyler” denilerek geçiştirilmemelidir. Öğrenciler, veliler ve öğretmenler için kimliklerinin korunacağı güvenli bir ihbar sistemi kurulmalıdır.

Riskli davranışlar gösteren çocuk yalnızca cezalandırılmamalı; psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı, çocuk polisi ve ailesi tarafından birlikte değerlendirilmelidir.

Okul rehberlik servisleri güçlendirilmeli; risk grubundaki öğrencilere düzenli psikolojik destek, ailelerine ise danışmanlık hizmeti verilmelidir. Siber zorbalık ve sosyal medya tehditleri için okullarla emniyet arasında hızlı bir bildirim hattı oluşturulmalıdır.

Çünkü güvenli okul yalnızca kapıda bekleyen görevliyle değil, şiddeti ortaya çıkmadan fark edebilen bir sistemle kurulabilir.

Öğretmenin güvenliği pazarlık konusu olamaz

Öğretmen, öğrencilerinin gözü önünde hakarete uğrayan, tehdit edilen veya darbedilen kişi hâline getirilemez.

7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu ile eğitimcilere görevleri nedeniyle yöneltilen kasten yaralama, tehdit, hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarında cezalar yarı oranında artırılmış; bu suçlarda hapis cezasının ertelenmemesi hükme bağlanmıştır.

Yasal düzenleme önemlidir ancak tek başına yeterli değildir.

Saldırıya uğrayan öğretmene derhâl hukuki ve psikolojik destek sağlanmalı, soruşturmalar sürüncemede bırakılmamalı ve okul yönetimi öğretmeni saldırganla yalnız başına karşı karşıya getirmemelidir.

Öğretmene yönelik şiddete karşı verilen cezalar caydırıcı biçimde uygulanmalıdır ki hiç kimse en küçük bir anlaşmazlıkta okula gidip öğretmeni öğrencilerinin önünde dövmeye kalkışamasın.

Çözüm için on somut adım

  1. Bütün okullar için her yıl güncellenen risk haritası hazırlanmalıdır.
  2. Yüksek riskli okullarda sürekli polis veya yetkili güvenlik görevlisi bulunmalıdır.
  3. Okul giriş ve çıkış saatlerinde çevrede düzenli polis devriyesi yapılmalıdır.
  4. Okulla ilgisi bulunmayan kişilerin öğrencileri rahatsız etmesine anında müdahale edilmelidir.
  5. Randevusuz veli ve ziyaretçi girişleri kesin biçimde engellenmelidir.
  6. Her okulda yeterli sayıda rehber öğretmen, psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı görevlendirilmelidir.
  7. Tehdit, haraç, taciz, zorbalık ve silah ihbarları için gizli ve güvenli bildirim sistemi kurulmalıdır.
  8. Kamera, aydınlatma ve acil çağrı sistemleri tamamlanmalı; okul çevresindeki kör noktalar ortadan kaldırılmalıdır.
  9. Öğretmene yönelik saldırılarda ücretsiz hukuki destek sağlanmalı ve yargılama süreçleri hızlandırılmalıdır.
  10. Her ilçede yaşanan olaylar, alınan tedbirler ve sonuçları kişisel bilgiler açıklanmadan düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Bu önlemler yalnızca basit bir kararla hayata geçirilebilecek işler değildir. Koordineli, sürekli, denetlenebilir ve yeterli bütçeyle desteklenen bir uygulama gerektirir.

Ancak gerekli çerçeve büyük ölçüde bellidir: Risk esaslı güvenlik görevlendirmesi, düzenli polis denetimi, kontrollü okul girişi, güçlü rehberlik hizmetleri, erken uyarı sistemi ve caydırıcı cezalar…

Asıl eksik; kararların bütün okullarda aynı ciddiyetle uygulanması, yeterli personelin görevlendirilmesi ve uygulamaların düzenli biçimde denetlenmesidir.

Okullarımızı kışlaya çevirmeden de güvenli hâle getirebiliriz. Bunun yolu her çocuğu potansiyel suçlu olarak görmek değil; riski doğru belirlemek, okula girişleri denetlemek, okul çevresini gözetmek ve şiddetin ilk işaretine zamanında müdahale etmektir.

Yıllardır görmezden gelinen bu sorun, birçok çocuğun bütün hayatını ve psikolojisini derinden etkilemektedir.

Çözümün başlangıcı ise son derece açık bir karardır:

Hiçbir çocuğun ve hiçbir öğretmenin güvenliği tesadüfe bırakılamaz.

Asıl düşündürücü olan, yıllardır bilinen bu sorun karşısında neden ancak canlar yandıktan sonra harekete geçildiğidir.

 

Furkan ile hakkı bâtıldan ayıramayanın
basireti zamanla körelir.

Ferasetten mahrum kalan, gördüğünü sanır ama hakikati ıskalar.

Olayların arkasındaki hakikati göremez;

Hikmetle yoğrulmayan bilgi, insanı yükseltmez; yalnızca yük olur.

İzan ise; aklı kibirden, kalbi savrulmaktan koruyan, dengeleyen
son ölçü, son denge, son terazidir.

 

Ve bil ki; 

 

Önyargısız, samimi ve cesurca sorgularsan,
hakikat sana bilgi olarak değil,
hikmet olarak sunulur.

 

 

Bu yolculukta seni ileri taşıyacak olan;
ne kalbin tek başına sesi
ne de aklın kuru hesaplarıdır.

Seni hakikate ulaştıracak olan,
 

Kalbin sesiyle aydınlanan bir akıl,
aklın ışığıyla derinleşen bir kalptir.

 

erolyazıcı /abbeyt♥️hakikat yolunda bir yolcu
24.09.2026, perşembe

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.