Köşe Yazısı

… Çok mu zor?

Ama asıl mesele, İnsan kalabilmek. Hakkıyla, hukukuyla gerçekten adam gibi insan olabilmek.
Erol Yazıcı
Erol Yazıcı
20 5 dk 1

… Çok mu zor?

Asıl Mesele: İnsan Kalabilmek

Ne güzel, insan olarak doğduk.
Şükürler olsun.

Ama asıl mesele,
İnsan kalabilmek.
Hakkıyla, hukukuyla gerçekten adam gibi insan olabilmek.

Öfkeye kapılıp benliğini yitirmemek,
nefse yenilip, hatta insanlıktan da aşağı düşmemek;
kendini kimseden üstün görmemek,
"Ben" deyip durmamak, haddini bilebilmek...

Üst perdeden konuşup, kibir/in kölesi olmamak

Kendi kendini öve öve yerlere göklere sığdıramamak…

Şekerlendiğinin farkında olamayıp,

Kendini bi bok zannetmek…

Yavşakça davranmayı, samimiyet

Laçkalaşmayı medeniyet sanmak…

Yılışıklığı ile insanları rahatsız ettiğini göremeyip, yalnızlaştığını anlayamamak …

Kimsenin, hele ki garibin, mazlumun canını bile isteye yakmamak.

Tövbe eden, had bilen, pişman olandır iyi ve mütevazi insan.

Oysa asıl mesele;
gönüllere sevinç taşıyabilmek,
kapısı çalınan, darda kalındığında koşulan iyi bir komşu olabilmek,
var olandan az çok demeden verebilmek, paylaşabilmek;
kimseye yük olmamak.
Gerektiğinde bir başkasının yükünü hafifletmek.

Saplantılardan, takıntılardan arınmak;
özüyle sözü bir, ahlaklı ve nazik olabilmek.

 

Birilerinin ayıbıyla, açıklarıyla beslenip
kendi kibrine mutluluk devşirmemek.
Hataları büyüteçle büyütmek yerine,
gece karanlığı gibi örtebilmek.

Kusurlara merhametle, şefkatle bakabilmek;
varlığıyla sevgi, güven ve huzur verebilmek.

Kırmamak, dökmemek, incitmemek;
arkadan kuyu kazmamak, tuzak kurmamak, aldatmamak.
Emanete göz dikip, ihanet etmemek.
Yalan maskesiyle gezmeyip, yalan söylemeyip dosdoğru olabilmek.

Yalanın değil, her daim hakkın ve doğrunun yanında durmak;
sözünde mertçe durup güvenilir "özü sözü bir “iyi biri, iyilerden olabilmek.

Rızkını alın teriyle, helal yollardan kazanmak,
çarşıda, pazarda, alışverişte dürüst,
emeğinde ve ölçüsünde adil olmak;
çalışmak, üretmek.
Aç kurt gibi kimsenin hakkını yutmamak, yememek.

Zorbalık yapıp, zayıflara çökmemek.

Kul hakkından korkmak, titremek…
Kul hakkını gözetmek.

Kul hakkı dediğin sadece para pul değil ha!

Birinin gönlünü kırmak da kul hakkıdır,

Birinin ekmeğiyle oynamak da kul hakkıdır,

Birinin arkasından konuşup itibarını yemek de kul hakkıdır,

Trafikte birinin yolunu kesip, canını tehlikeye atmak da kul hakkıdır,

Kuyrukta öne geçip, bir yaşlının hakkını çalmak da kul hakkıdır,

Komşunun gürültüyle uykusunu bölmek de kul hakkıdır.

Beni bırak diyene, takıntılı bir şekilde, kene gibi yapışmakta çok önemli bir kul hakkıdır.

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az…

Sıla-i rahmi unutmamak;

Ailemizle, akrabamızla, komşularımızla
bağı güçlü tutmak;
sevinçlerini paylaşmak,
kederlerinde yanlarında olmak.

Engelli bir kardeşimizin hayatını kolaylaştırmak,
ihtiyaç sahibi bir yetimin başını okşamak, el uzatmak

Bir öğrencinin eğitimine destek olmak,
Evlenemeyenleri evlendirmek,

Bir gence iş imkânı hazırlamak,

Geçim sıkıntısı çeken komşumuzun gizli kapısını çalmak, yardımına koşmak…
Borç kapatmak,

Mazluma ve mağdura el uzatmak,
hastaya kan verip can olmak.

Yeri geldiğinde yüzümüzde beliren bir tebessüm,
İnsanlara eziyet veren bir engeli kaldırmak…

 

Unutma ki;

Her güzel iyilik, Hak katında bir ibadettir.

Kimsenin görmediği, sesin soluğun çıkmadığı yerde, sen nasılsın?
Asıl sen, orada, yalnız kaldığında belli olursun.
Kapılar kapanınca, telefon susunca, alkış bitince...

Kimse görmüyorken de aynı adam mısın, aynı kadın mısın?

İyilik, alkışlanmak için değil,
gönülden geldiği için güzeldir.

Gizli yapılan iyilik, gösterişten uzak olandır makbul olan.

Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek, işte o.

Gün gelir;
nefesimiz biter, koşan adımlarımız durur.
Ömür dediğin nedir ki?

Dün doğduk

Bugün varız

Yarın meçhul…

Bir hiçlik perdesi…

Dünyaya ait ne varsa
Mal da mülk de

Hepsini geride bırakıp gideriz.

Kısacık, üç günlük ömür için ebedi, sonsuz hayatı kaybetmek

Hangi aklın kârıdır?

Akıl işimi bu …

Asıl mesele,
dünyada ne kadar kaldığımız değil;
kaç tapu yaptığın değil;

Allah’a kulluğumuz,
O’nun rızası için dokunduğun bir garip can,

bir güzel yaptığımız iyiliklerdir.
Gönüllerde bıraktığımız o sıcak iz,
arkamızdan edilen içten bir Fatiha, güzel, samimi bir duadır.

Sanma ki o tapulu ev senin,
o araba, o takılar, o geçici güzellik, o fani makam…
Evet, bir müddet faydalanırsın, tadını çıkarırsın; sonra zaman geçer, devran döner.

 

Zaten bu dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir oyalanmadan ibaret değil mi? …
Ama bir gün o soğuk ölüm, ansızın kapının zilini çalar.
Gidersin;

Malsız, mülksüz
kefenden başka bir şeyin kalmaz.

Malın mülkün geride kalır.

Evlat, “Bütün bunlar bana kaldı, hepsi benim,” sanır.
Yok, hayır işin aslı öyle değil!

O da kendince bir zaman faydalanır;
sonra o da bırakır gider.

Ve bu devran, hep böyle sürer gider…
 

"Benimdir" sanırsın ama

işin aslı öyle değildir sen dahil senin değilsindir.
sen, sana verilen bir emanetsin.

Mülk sürekli el değiştirir, devreder …

"Mülk daima Sahibinindir, dünya kimseye kalmaz!"

Mutluluğun sırrı mı?
Başkalarını mutlu ederek
onların yüzünü güldürerek mutlu olmak olmasın, olabilir mi?

Bir dene…
Yaşayarak, kalbini vererek cevaplan.

Neyiz ki biz?

Bir damla sudan var edilen,

İki metre çukurda son bulan…

Doğarken aciz,

Yaşarken gaflette, şaşkın

Boş hayallerle yaşayan

Zanların, kuruntuların peşinde dolanan

Ölürken ise elden ayaktan düşen çaresizleriz.

Asıl kahramanlık

Kahramanca ölmek değil,

Kahramanca yaşayabilmekte …

Oysa neydi insan olmak?

Güvenilir biri olabilmek,

İyi insanların kervanına katılabilmek...

Nefsine hâkim olmak. 

Dilini tutmak. 

Gönlünü temiz tutmak. 

Hakkı söylemek, hakkı yaşamak. 

Ve en önemlisi: 

İnsan kalabilmek.

İnsan kalmak;

Elinde güç varken affedebilmek,

Haklıyken susabilmek,

Öfkeliyken yutkunabilmek,

Yalnızken bile dosdoğru durabilmek,

Kimse görmezken de Allah görür diye edebini bozmamaktır.

İnsan kalmak;

Ekmeğini bölüşmek, sofrasını açmak,

Garibin gözyaşını silmek,

Mazlumun yanında dimdik durmak,

Zalimin karşısında eğilmemektir.

Karşılığı olmalı, insan olabilmenin.

Karşılığı yoksa, ne anlamı var ki insan görünmenin…

Hiç sordun mu kendine:

Hakkı mı üstün tutuyorsun, yandaşını mı?

Elinden dilinden emin olunan birimisin?

İyi geçinen ve geçinilen misin?

Güzel bir ahlak üzerinde misin?

Özür dileyebilenlerden misin?

Menfaatlerinin mi,- hakkın, iyiliğin, güzelliğin mi peşindesin?

Korkulan biri misin, sevilen biri mi?

Unutma;

İnsanlık diploma ile, para ile, makamla ölçülmez.

İnsanlık, gönülde taşınır, dilde dökülür, amelde görünür.

Gerisi laf-ı güzaf...

Furkan ile hakkı bâtıldan ayıramayanın
basireti zamanla körelir.

Ferasetten mahrum kalan, gördüğünü sanır ama hakikati ıskalar.

Olayların arkasındaki hakikati göremez;

Hikmetle yoğrulmayan bilgi, insanı yükseltmez; yalnızca yük olur.

İzan ise; aklı kibirden, kalbi savrulmaktan koruyan, dengeleyen
son ölçü, son denge, son terazidir.

 

Ve bil ki; 

 

Önyargısız, samimi ve cesurca sorgularsan,
hakikat sana bilgi olarak değil,
hikmet olarak sunulur.

 

 

Bu yolculukta seni ileri taşıyacak olan;
ne kalbin tek başına sesi
ne de aklın kuru hesaplarıdır.

Seni hakikate ulaştıracak olan,
 

Kalbin sesiyle aydınlanan bir akıl,
aklın ışığıyla derinleşen bir kalptir.

—

 

erolyazıcı /abbeyt♥️hakikat yolunda bir yolcu
07.11.2026, CUMARTESİ

Erol Yazıcı
Erol Yazıcı

[email protected] · Makale sayısı: 517

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Erol Yazici

    TEŞEKKÜRLER YAPAY ZEKA- SEVGİLER Bu kaleme aldığınız metin; o saf halk dili ruhuna ve samimiyetine; insanın zayıflıklarını, dünya hırsını, ahlakın inceliklerini ve hakiki kulluk bilincini halkın o samimi, içten ve iğneleyici ama şifalı diliyle o kadar güzel özetlemiş ki…

Bu Yazıyı Paylaş