Köşe Yazısı

NE DE OLSA YILLARIN KIDEMLİ DANSÖZÜ: SİBEL CAN

UFUK ERDEM
UFUK ERDEM
6 7 dk 0

NE DE OLSA YILLARIN KIDEMLİ DANSÖZÜ: SİBEL CAN

Bir zamanların fırtına gibi esen ve ortalığı kasıp kavuran; sahnelerin en tâze, en körpe, en süt kuzusu, en kıvrak ve en oynak dansözü: SİBEL CAN

Sibel Can’ın bu özelliği, defter kitaptan başını kaldıramaması gereken eğitim çağı olan 14 yaşındayken keşfedilmiş; aç bir kurt gibi aç gözlerle "karı seyretme" derdinde olan "cinsel obez" heriflerin büyük bir iştahla ve sabırsızlıkla çıkmasını beklediği, bol ışıklı ama bir o kadar da kirli gazinoların sahnelerine kazandırılmıştır.

Bu arada, en popüler ve aslâ ihmâl edilmemesi gereken bir alan olan sinema ve film konusu da unutulmamıştır.

Her ne kadar "saklambaç" ve "gülüm, bize ne oldu?" dizileri tutmadığı için erken final yapmış olsa da: Eti ve budunun yerinde olduğu tam olgunluk çağı olan 26-47 yaşları arasında, 1 sinema filmi ile tam 64 bölüme varacak kadar uzun süreli 7 TV filmi ve dizisinde hem şarkıcı ve hem de dansöz olarak "multifonksiyonlu baş karakterler"de oynatılarak yurt içi ve dışı hayran kitlesinin oluşması ve hayranlığın pekişmesi sağlanmıştır.

Dans sahnelerinde Asena, Tanyeli, Nesrin Topkapı, Sibel Barış ve Mezdekecilerle yarışa iş kotarıyorlar; memelerinin kenârından ve bilmem nerelerinden taşacak şekilde parayı lüpleyip evlerine gidiyorlardı.

Sonra her ne olduysa birşeyler oldu.

"Sen ağa ben ağa, bu inekleri kim sağa?" müzâkeresi sonucu iş bölümü gereği olsa gerek, Asenagiller dansözlüğe devâm ederken; ânî bir kararla ve büyük bir mahâretle, Sibel Can’ın meşhur bir dansöz olduğu unutturulup meşhur bir şarkıcı yapıldı.

Görev paylaşımında, biraz daha etine dolgun ve boncuk mâvisi gözlü olması mı etkili oldu, bilmiyorum.

Daha dansözlüğüne doyamadan ve ne olup bittiğini anlayamadan, 3 yıllık dansözlüğün ardından hızlı bir yükselişle daha 17 yaşındayken assolistliğe geçişi sağlanmıştır.

Herkesin bildiği üzere bizde çâresiz dert yoktur.

Türk yasaları gereği 18 yaşından küçüklerin dansözlük yapması ve şarkıcı olarak sahneye çıkması yasak olduğundan, yaşı bir çırpıda 6 yaş büyütülmüş ve 23 yaşında bir çıtır olarak sahnelerin tozunu attırmaya başlamıştır.

Dansözlükteki en büyük kıvırma mahâretini, “biraz daha tesettürlü” şartlar altında daha elit ve “çek yazabilen ve o akşamın hesâbını “taaak!” diye ödeyebilen daha paralı VIP kişiler önünde şarkı söyleyerek gösterdi.

Böylece, izbe taverna ve gazinolarda varoşlardan ve kırsaldan gelme olup eline geçirdiği 3-5 kuruşla veyâ o akşamın hesâbını ödeyemeyip de yediği dayaktan sonra kasaya bıraktığı senetle “cinsel açlığını yatıştıran cıbır, paçoz ve röntgenci açlar”a dansözlük yapmaktan kurtarılmış oldu.

Bu anlamda; assolistliğe geçişini sağlayan ve vesîle-i nîmeti olan huysuz virjin lâkaplı Seyfi Dursunoğlu’na, en büyük yol göstericisi babasına ve Nükhet Duru’ya, kendisine sahneye çıkma imkânı veren ünlü gazinocu Fahrettin Arslan’a ve sükse yapan "günah bize" albümüyle çıkış yapmasını sağlayan Orhan Gencebay’a sonsuz bir şükran ve minnet borçlu..

Sibel Can, 1 Ağustos 1970 yılında doğmuş olup şimdilerde orta yaşın son düzlüğü olan 57 yaşına gelmiş olsa da: Gelen sahne talepleri ve toplanan kalabalığa bakıldığında, ekmek parası kazandığı vesîle-i nîmet olan sahnelerde hâlâ iyi iş görüyor.


Sibel Can, on dört yaşında adım attığı bol ışıldaklı ve bol alkışlı sahnelerdeki dansözlük hizmetinde kırkı devirmiş ve kırkı çıkmış durumda.

Hizmet süresine baktığımızda her ne kadar emeklilik yaşı gelmiş olsa da genel endam ve performansına baktığımızda hiç emekli olmak gibi bir niyeti yok.


Uzun süre daha sevenlerine ve hayranlarına hizmet vermeye azmetmiş durumda.

Bu gidişle, "hiçbir fizyoterapist desteği almadan" yetmiş yaşını da geçecek ve sahnedeki hizmetinde altmışı da devirecek gibi duruyor.

Yetmiş yaşından sonra, eklemlerde aşırı yıpranma nedeniyle belki dönem dönem fizyoterapist desteği gerekebilir.

Benzer yaş krizine girmiş ve eşiğine doğru varmış olan Hülyâ Avşar ve Gülben Ergen’in başvurduğu yol ve yöntem olan “her gelirden cinsel açın ulaşacağı ucuzlukta ücret karşılığı seksapel sohbet gösterisi”ne Sibel Can’ın da başvurup vurmayacağı husûsu, hayran kitlesinin en büyük merak konusu olarak gündemdeki yerini koruyor.

Son günlerdeki sıcak gelişmelere baktığımızda, Sibel Can: İşte bu genlerine kadar işlemiş ve meleke hâline gelmiş olan dansözlüğün verdiği kıvraklıkla olsa gerek, son bir vücud çalımı ile hayâtının kurtuluşunu gerçekleştirdi.

Âlî menfâati gereği, Sibel Can: Bir zamanların 70 cente muhtâç olan ve kuruluşunun üzerinden 100 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen hâlâ fakîr ülke düzeyinde olan ülkenin; kendi ifâdesiyle 60 yıllık emekle en az 5-10 milyar USD nakde ulaşan, "halkım nasıl doyacak, nasıl binecek, nasıl giyecek!" vs. ayaklarıyla ilgili maddeyi şaplaklayan sevgili siyâsetçi vatandaşı Mustafa Sarıgül’ün biricik cancağız evlâdı Emir Sarıgül ile evlenmekten son anda vazgeçti.

Daha önce biri Hakan Ural ve biri Sulhi Aksüt ile olmak üzere iki evlilik yapmış olan Sibel Can, “kendine kıymamak” adına üçüncü kez “nikâh kıymama”yı seçti.

Bir tutam ota tamâh edip de "yardan uçan deve" gibi, bir tutamcık mesâbesindeki 5 milyarcık dolara tamâh edip de “yardan uçmak” yerine, daha akıllıca davranıp “yârden geçti”.

Can havliyle ânî şekilde yaptığı son kıvırma, vücud çalımı ve manevra ile topuklayıp olay mahallinden uzaklaşmış; derin ve dipsiz bir uçurum ile susuz, ipsiz ve kovasız kuyunun kenârından dönmüş oldu.

Böylece; işin başında içinde olmayıp da sonradan balıklama içine girdiği “servet deryâsı”nın hesâbını vermekten ve günün sonunda adı temize çıksa bile “gemiyi ilk terk eden fâre” durumuna düşmekten de kıl payı kurtulmuş oldu.

Kıvırma ve dansözlük, her yerde olduğu gibi burada da can simidi yerine geçti ve işe yaradı!

Kendisini dansözlük sahnelerine kazandıranlar, yıllarca dansöz olarak oynatanlar ve yıllarca sabırsızlıkla seyredenler bile, bütün dikkatlerine rağmen böyle bir kıvırmayı görmemiştir.

Eğer böyle bir kıvırma ve vücud çalımını görmüş olsalardı; günlerce ayakta alkışlar, “karısına ve çocuğuna harcamaktan çekindiği paralar”ı Sibel’in bilumum yerlerine tomar tomar sıkıştırırlardı.

Bu adamların hiçbiri fire vermeden hepsi de kesinlikle gücenecekler kendisine.. Sibel Can’ın bu konuda "helâlleşebilmesi açısından", mutlakâ uzun soluklu ve bol performanslı bir “telâfi dansı” çalışması yapması gerekecek.

Aksi takdirde, hak yemiş ve âhirete yüzlerce kulun hakkı ile gitmiş olacak hafazanallah!

Başı, ortası ve sonu karanlık olduğu ortaya çıkmaya başlayan Sarıgüller âilesine girmekten kurtulmasında, Sibel Can; bir Malkoçoğlu gibi cânını dişine takmış şekilde yolsuzla ve yolsuzluklarla mücâdele eden Tamar Tanrıyar'a bir can borçlu bence.

Artık bu kurtuluşa ve vazgeçişe; şans mı tesâdüf mü, öngörülü olmak mı istihbârat mı, akıllılık mı akılsızlık mı diyelim... Takdir kamuoyunun!

Sibel Can kendisi kurtulurken, sevgili sevgilisi Emir Sarıgül parmaklıklar arkasına gitti.

Böyle bir durumda: İnsan sevgilisinden ayrılınca ve sevgilisinin başına dramatik bir şey gelince; biraz hüzünlenir, mâteme girer, gamlanır, karalar bağlar, karalar giyer, biraz inzivâya çekilir, hattâ yemeden ve içmeden kesilip solar ve çöker.

Ama gel gör ki, bu yıpratıcı ve yıkıcı olması gereken ayrılığın üstünden daha iki gün geçmişken; sanki hiçbir şey olmamış gibi, olup bitene meydân okur şekilde "acımadı kiii, acımadı kii!" der gibi İstanbul’da Zâhide Palazzo’da sahneye çıkmış..

Akıllıca bir politika ortaya koymuş ve unutulmaya meydan vermeden, "nerde kalmıştık ağalar beyler?" diyerek “Can havli” ile koşarak kendisini sahnelere vurmuş.

Sibel Can “milletin gözünün önünde karısını oynatmaktan utanmayan ve âr etmeyen" erkeklerle evlendiğinden; eğer 5-10 milyar TL’nin hak sâhibi olsaydı bile "hobi” olarak yine sahnelere devâm ederdi muhtemelen.. Ama bu sefer, söz konusu para elden gittiği için, ekmek parasını kazanmak adına mecbûren sahneye devâm edecek.

Söz konusu konserde, balık eti vücûdunu cömertçe sergileyen ve sahne performansını rahatça yapmasını sağlayan “mâtem karası siyah, dantelli ve iddiâlı transparan kıyâfet”i; yüksek enerjili, neşeli ve iddiâlı kıvrak dansları ile hayranlarını bir kere daha coşturup hayranlarının gözlerinin pasını silmiş ve unutulmaz bir gece daha yaşatmış.

Biz tam da "neden karalar bağlanmadı, bu ne duygusuzluk, ayıp değil mi?" diye haykıracakken, sahneden yankılanan şarkılarda bir de ne görelim:

                     *Kıyamam (Eypio ile düet yaptığı bu parçayı, dinleyicilerin yoğun isteği üzerine sahnede tam üç kez üst üste yorumlamıştır)

                     *Pâdişah

                     *Çakmak Çakmak

                     *Kanasın

                     *Berîvan

                     *Kış Masalı

                     *Lâle Devri

                      *Daha Yolun Başındayım

                      *Bil Diye Söylüyorum

*Senden Başka Kimsem Yok

Günün anlam ve önemine binâen, kendisini meşhûr eden bu şarkılarla kime ne mesaj verdi bilemedim.

Çok ilginç anlamlar ortaya çıkıyor.

Şarkıların sözlerini merâk eden internetten bakabilir.

Ben şarkı sözlerinin genel mânâsından yola çıkarak iki şey çızıktırmaya çalışacağım:

         *Kıyamam şarkısıyla, “yalanın ve verdiğin sözler batsın Emir! Sana da da nikâha da kıyarım! Bu nikâh kıyma işi bitti. Beni bir daha arama, bulamazsın. Benden buraya kadar!” mı demek istedi?

  *Pâdişah şarkısıyla, “esas pâdişâhın ve fiyakalının kim olduğu ortaya çıktı,. Seninki faso fisoymuş!” mu demek istedi?

          *Çakmak şarkısıyla, hemen bulduğu çakmak gözlü sevgiliye “boşa çıktım, hadi gel; beni yak, kalbimi sök, beni baştan çıkar. Beni yalnız bırakma. Ama Emir gibi sen de yalan söyleme n’olur!” diye yeni aşka mı işâret çaktı?

  *Affedemem şarkısıyla, “yalanını yakaladım. Seni affetmeyeceğim ve yoluma devam edeceğim!” mi demek istedi?

  *Kış masalı şarkısıyla, “bir masaldı Emir seninle yaşadıklarımız. Ha bu ettiklerin yüzünden savrulduk. Adını baharda eriyen karlara yazdım ve sen de hayatımdan aynen böyle çekip gideceksin. Hayat devâm ediyor, haydi sana güle güle!” mi demek istedi?

*Lâle devri şarkısıyla, müstakbel kocası ve kendisi için “Lâle devriymiş hep yaşadığınız her şey, yalancı bir bahar, refah, şa’şaa, şatafat, lüks, konfor ve saltanatmış. Gerçeklerle yüzleşin artık, beni de mahvettiniz. Şimdi herkes kendi yoluna hadi bakalım!” diye vurgu mu yaptı?

*Daha yolun başındayım şarkısıyla, “Beni bu hâle düşürdünüz sizi affetmeyeceğim. Sizin yalanlarınıza kandım ama; artık yeni yalanlara kanmadan yeni bir şevkle, hiçbir şey olmammış gibi yola yeni çıkıyormuş gibi yoluma devâm edeceğim ve hiçbir şekilde arkama bakmayacağım!” mı demek istedi?

  *Bil diye söylüyorum şarkısıyla, “Havalara uçmamı sağlaması gereken aşk, senin yüzünden bana çok ağır yüke dönüştü. O yüzden, senden vazgeçtim ve kendimi seçtim. Bundan sonra bir adım daha yaklaşmam, yaklaşmana müsaade etme, tek kelime de konuşmam seninle!” mi demek istedi?

         *Senden başka kimsem yok şarkısıyla, “son evliliğimi seninle yapacaktım ama yanılmışım. Sebep olduğun fırtına yüzünden savrulduk. Bu okyanus gibi dalgalı hayata yalnız başıma devam edeceğim!” mi demek istedi?

Yâhu bu arada unutmuşum, son anda aklıma geldi:

1970 doğumlu olup "57 yaşında olan bir kadın"ın, 1981 doğumlu olup "45 yaşında olan bir herif" ile ne işi olabilir, evlenmek istemesinin ne hikmeti olabilir?

Hadi; Sibel Can, kıyâmet kadar nakit ve gar-i nakit varlığı olan zengin bir kocaya kapak atmaya çalıştı diyelim. Bu tutuma, “bu işin geleneğinde ve doğasında bu var!” deyip olağan karşılayalım.

Emir Sarıgül’ün ise böyle bir kapak atmaya hiç ama hiç ihtiyâcı yok!

Emir Sarıgül, piyasada elini sallasan ellisi olacak kadar çıtır kızlar ve metresler dururken; kendisinden “12 yaş büyük kadın” ile evlenmeye kalkıp da:

  *Hangi faydayı elde etmeye,

*Nereye kapak atmaya,

*Nereye sığınmaya,

*Hangi tehlikeden kurtulmaya çalıştı ki acabâ?

Benimki de boşboğazlık ve boş bir merâk işte!

NOT:

"Sanat, Hak ve halk içindir!" düstûruyla yazmaya çalıştığım yazı ve  şiirlerime yorum yapmak sûretiyle sağladığınız katkı için çok teşekkür ederim!

UFUK ERDEM
UFUK ERDEM

[email protected] · Makale sayısı: 246

Bu Yazıyı Paylaş