Gündem

Bülent Aydın’dan Hakikat ve Şüphe Üzerine Felsefi Bir Yolculuk

Siyaset ve iş dünyasındaki uzun yıllara dayanan tecrübesiyle tanınan Bülent Aydın, “Öküzün Altında Buzağı Ararken…” başlıklı yazısında şüphe, yanılgı ve hakikat kavramlarını ele alarak insanın kendi iç dünyasına uzanan sorgulayıcı yolculuğa ışık tutuyor
Haber Merkezi
1 2 dk 0
Bülent Aydın’dan Hakikat ve Şüphe Üzerine Felsefi Bir Yolculuk

Siyaset ve iş dünyasındaki çalışmalarıyla tanınan Bülent Aydın, “Öküzün Altında Buzağı Ararken…” başlıklı yazısında şüphe, yanılgı ve hakikat kavramlarını ele aldı. İnsanların gerçeği ararken kendi düşünceleri ve önyargılarıyla da yüzleştiğine dikkat çeken Aydın, yanılgıları kabul etmenin, sorgulamanın ve hakikate ulaşma çabasını sürdürmenin önemini vurguladı. Bülent Aydın’ın kaleme aldığı yazının tamamı şöyle:

Öküzün Altında Buzağı Ararken…
(Biraz felsefe)

Bazen insan, öküzün altında buzağı olmadığını bile bile aramayı sürdürür. 

Çünkü şüphe yalnızca zihnin bir kusuru değil, hakikate açılan karanlık bir kapıdır. O kapının ardında ne olduğunu bilmez; yine de el yordamıyla yoklar, görünmeyen bir bağın izini sürer. 

Kimi zaman gerçeğe yaklaşır, kimi zaman kendi kuruntularında kaybolur. 
Fakat her kayboluş, bakışını yeniden kurması için sessiz bir imkân bırakır.

İnsan, kendi huyunu ve aklının sınırlarını az çok bilir; yine de bazen kendine söz geçiremez. 

Şüphe onu yanıltırken alışılmış olanın perdesini de aralar. 

Yanılgı, hakikatin karşıtı gibi görünse de çoğu zaman ona giden yolun taşlarından biridir. 

Bu yüzden insan, yanıldığını fark ettiğinde kendisiyle alay etmekten kaçınmaz. Çünkü yanılgıyı kabul etmek, hakikate yenilmek değil, onun önünde eğilmeyi öğrenmektir.

Yine de aramaktan vazgeçmez. 
İnsanı diri tutan, her cevaba sahip olmak değil; cevabın kendisinden daha büyük olabileceğini bilmektir. 

Düşe kalka da olsa yol Hakikate çıkıyorsa, bütün bu arayışlara değer. Mesele hiç yanılmamak değil, yanılabileceğini bilerek Hakikatten vazgeçmemektir.

Şüphe, insanı hakikatten uzaklaştıran bir sis olabilir; ama sahte kesinliklerin duvarında açılan ilk çatlak da odur. 

İnsan, emin olduğu yerde değil, eminliğinin sınırlarını fark ettiği yerde derinleşmeye başlar. 

Hakikate belki de en çok başkalarının yanlışlarını bulduğunda değil, kendi zihninin kurduğu tuzakları gördüğünde yaklaşır. Başkasının hatasını teşhis etmek kolaydır; insanın içindeki kibri, korkuyu ve acele hükmü tanıması ise daha zordur.

Hakikat çoğu zaman dışarıda keşfedilecek bir nesne değildir. 
Ona giden yol, insanın kendi içindeki gürültüyü susturmasından, gerçeği eğip büken arzularını ve korkularını fark etmesinden geçer. 

Günün sonunda asıl meselenin  öküzün altında buzağı bulmak değil, ararken kendi nefsini, sınırlarını ve hakikate olan mesafesini tanımak olduğunu anlar.

İnsan bazen aradığını bulamaz; ama ararken kendini bulur. 
Kendi hâline gülümseyebilmesi de bu yüzden bir olgunluk işaretidir. 
Yanılgılarını inkâr etmeyi bıraktığında şüphe onu tüketmez; aksine daha dikkatli, daha mütevazı ve hakikate karşı daha uyanık kılar. 

Sonunda anlar ki hakikat, her şüphenin ardında saklanan bir buzağı değil; insanın kendi yanılgılarını aşarak ulaştığı bir uyanıştır. 

Asıl zafer, öküzün altında bir şey bulmakta değil, ararken kendini kaybetmeden hakikatten vazgeçmemektedir.

Bu Yazıyı Paylaş