Kıbrıs’ın Gizli İmzası – III

belgesel​ şantaj İddiasından Kanlı Noel’e: Kıbrıs​ KKTC​ Türkiye​ Cumhuriyeti​ Devleti

Kıbrıs’ın Gizli İmzası – III
Şantaj İddiasından Kanlı Noel’e: Kıbrıs Cumhuriyeti Neden Yaşayamadı?

Bir devleti kurmak zordur. Ama onu yaşatmak çok daha zordur. Eğer kurucu ortaklar aynı geleceğe inanmıyorsa, imzalar aynı niyeti taşımıyorsa ve uluslararası dengeler samimiyetten çok çıkar üzerine kurulmuşsa, o devlet daha doğduğu gün ölüm fermanını da cebinde taşımaya başlar. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hikâyesi de tam olarak budur.

Serimizin ilk iki bölümünde, Zürih ve Londra görüşmelerini, Başpiskopos Makarios’un masayı terk etmesini ve ertesi gün anlaşmayı imzalamasının perde arkasına ilişkin yıllardır tartışılan iddiaları ele aldık.

Bugün ise o imzanın ardından yaşananlara bakacağız.

Çünkü asıl mesele, anlaşmanın imzalanması değil; imzalanan anlaşmaya sadık kalınıp kalınmamasıydı.

Kâğıt Üzerindeki Ortaklık, Zihinlerdeki Ayrılık

16 Ağustos 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti resmen kuruldu.

Cumhurbaşkanı Rum toplumunun lideri Başpiskopos Makarios oldu.

Cumhurbaşkanı Yardımcılığı görevine ise Dr. Fazıl Küçük seçildi.

Anayasa, Türk toplumunu bir azınlık değil, kurucu ortak olarak tanımlıyordu.

Cumhurbaşkanı yardımcısına veto hakkı tanınmıştı.

Devlet kadrolarında belirli oranlar güvence altına alınmıştı.

Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık ise garantör devlet olarak yeni düzenin güvencesi kabul edilmişti.

Kâğıt üzerinde bakıldığında bu yapı, iki toplumun birlikte yaşayabileceği bir model gibi görünüyordu.

Ancak sorun metinde değil, zihniyetteydi.

Türk tarafı bu ortaklığı kalıcı bir devlet modeli olarak görüyordu.

Rum milliyetçi çevrelerinin önemli bir bölümü ise bunu Enosis’e ulaşıncaya kadar geçici bir aşama olarak değerlendiriyordu.

İşte kırılma tam da burada başladı.

Makarios’un İlk Büyük Hamlesi

Aradan çok fazla zaman geçmeden anlaşmazlıklar birbiri ardına ortaya çıktı.

Makarios, ortaklık devletinin temel unsurlarından rahatsızlığını açıkça göstermeye başladı.

Özellikle;

– Türk toplumuna tanınan veto hakkı,

– Kamu kurumlarındaki temsil oranları,

– Ayrı Türk ve Rum belediyeleri,

– Garanti Antlaşması’nın Türkiye’ye tanıdığı müdahale yetkisi,

Rum yönetimi tarafından sürekli tartışmaya açıldı.

Makarios’a göre bunlar bağımsız bir devletin önünde engeldi.

Türk tarafına göre ise bunlar, güvenliğin vazgeçilmez teminatıydı.

13 Madde Krizi

1963 yılında Makarios, anayasanın 13 maddesinde değişiklik yapılmasını önerdi.

Bu değişiklikler kabul edilseydi, Türk toplumunun kurucu ortak statüsünü fiilen zayıflatacak hükümler ortaya çıkacaktı.

Türk tarafı bunu kabul etmedi.

Çünkü mesele yalnızca birkaç anayasa maddesi değildi.

Devletin kuruluş felsefesi değiştirilmek isteniyordu.

İşte bu reddin ardından adadaki gerilim hızla tırmandı.

Akritas Planı ve Kanlı Noel

Kıbrıs tarihinin en karanlık sayfalarından biri, 1963 yılının Aralık ayında açıldı.

Rum tarafında hazırlandığı bilinen Akritas Planı, ortaklık düzenini ortadan kaldırarak Türk direnişini kısa sürede etkisiz hâle getirmeyi amaçlayan gizli bir plan olarak tarihe geçti.

Ardından “Kanlı Noel” olarak anılan saldırılar başladı.

Türk mahalleleri hedef alındı.

Evler yakıldı.

Kadınlar, çocuklar ve siviller hayatını kaybetti.

Binlerce Kıbrıs Türkü yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kaldı.

Ortaklık devleti fiilen çöktü.

Makarios yönetimi ise Türklerin devlet kurumlarındaki temsilini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Türkiye, Garanti Antlaşması’nın ihlal edildiğini savundu.

Ancak uluslararası toplumun tepkisi, Türk tarafının beklentilerini karşılamadı.

1974: Tarihin Dönüm Noktası

Aradan on yıl geçti.

Bu kez hedefte Makarios vardı.

Yunanistan’daki askerî cunta, Enosis’i gerçekleştirmek amacıyla Nikos Sampson liderliğinde bir darbe düzenledi.

Makarios canını zor kurtardı.

İngiliz üslerine sığınarak adadan ayrıldı.

İşte burada tarihin ironisi karşımıza çıkıyor.

Yıllarca İngiliz sömürge yönetimine karşı mücadele eden Makarios, hayatını yine İngilizlerin kontrolündeki üs bölgesine sığınarak kurtarabildi.

Türkiye ise gelişmeleri yalnızca bir hükûmet değişikliği olarak görmedi.

Ankara’ya göre Kıbrıs Türklerinin can güvenliği tamamen ortadan kalkmıştı.

20 Temmuz 1974’te Başbakan Bülent Ecevit liderliğindeki hükûmet, Garanti Antlaşması’ndan doğduğunu savunduğu hakka dayanarak Barış Harekâtı’nı başlattı.

Bugün adadaki fiilî durumun temeli de o harekâtla atıldı.

İngiltere Kaybetti mi?

Yıllar boyunca Türkler ve Rumlar savaştı.

Siyasetçiler değişti.

Hükûmetler değişti.

Kıbrıs ikiye bölündü.

Ancak bir şey hiç değişmedi.

Ağrotur ve Dikelya’daki İngiliz egemen üs bölgeleri yerinde kaldı.

Bu tablo bize uluslararası siyasetin en temel gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor:

Devletler dostlukla değil, çıkarlarıyla hareket eder.

Kıbrıs bunun en somut örneklerinden biridir.

Tarihî Bir İddiaya Dair Not

Bu yazı dizisinin ikinci bölümünde yer verdiğimiz, Makarios’un anlaşmayı imzalamasında şantajın rol oynadığı yönündeki anlatım; Rauf Denktaş’ın aktardığı beyanlar ile bazı kitap ve hatıratlarda yer alan iddialara dayanmaktadır.

Bununla birlikte, bu iddianın tarihçiler arasında kesin olarak kanıtlanmış ve üzerinde görüş birliği sağlanmış bir olgu olmadığını da belirtmek gerekir.

Fakat tartışmasız gerçek şudur:

Makarios ilk gün anlaşmayı reddetmiş, ertesi gün ise imzalamıştır.

Bu ani değişimin nedeni, Kıbrıs tarihinin en çok tartışılan başlıklarından biri olmaya devam etmektedir.

Bugünden Geriye Baktığımızda

Kıbrıs meselesi, yalnızca geçmişte yaşanmış bir ihtilaf değildir.

Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti, deniz yetki alanları, güvenlik politikaları ve jeopolitik dengeler düşünüldüğünde, hâlâ Türkiye’nin en önemli millî meselelerinden biridir.

Bu nedenle tarihi sadece ezberlemek değil, doğru okumak zorundayız.

Belgeleri sorgulamalıyız.

Hatıratları karşılaştırmalıyız.

Resmî anlatıları olduğu kadar, perde arkasındaki iddiaları da eleştirel bir bakışla değerlendirmeliyiz.

Çünkü tarih, yalnızca kazananların yazdığı bir hikâye değildir; aynı zamanda doğru soruları sorabilenlerin de ortaya çıkardığı bir hakikattir.

Kıbrıs bize bir gerçeği hiç unutturmuyor: Masalarda atılan imzalar, eğer ortak iradeye ve karşılıklı güvene dayanmıyorsa, kalıcı barışı tek başına sağlayamaz. Güçlü devletler ise yalnızca askerî kuvvetleriyle değil; tarihlerini doğru okuyabilen, diplomasi ile stratejiyi birlikte yürütebilen milletler sayesinde ayakta kalırlar.