Dünya
Yayınlanma : 11 Şubat 2026 13:10
Düzenleme : 11 Şubat 2026 13:13

Tarihin En Cesur İslâm Casusu: Tuleyha bin Huveylid (RA)

Tarihin En Cesur İslâm Casusu: Tuleyha bin Huveylid (RA)
Kırk bin kişilik İran ordusunu tek başına aşarak başkomutan Rüstem’in çadırına kadar ulaşan sahâbî Tuleyha bin Huveylid (RA), cesareti ve zekâsıyla tarihe geçti.

Kadisiye Savaşı öncesinde İran ordusu hakkında bilgi toplamak üzere görevlendirilen Tuleyha bin Huveylid (RA), arkadaşlarının geri dönmesine rağmen tek başına düşman saflarına girdi. Gece karargâha sızarak Rüstem’in çadırını çökerten, ardından peşine düşen süvarilerle çarpışıp birini esir alarak geri dönen Tuleyha’nın bu cesur hamlesi, hem İran ordusunda korkuya yol açtı hem de savaşın seyrini etkileyen olaylardan biri olarak kayıtlara geçti.

 

TÂRÎHİN EN CESUR İSLÂM CASUSU

Tarihin en cesur casusu, kırk bin kişilik bir orduyu tek başına aşarak, düşman başkomutanının çadırına kadar ulaşan kişidir.
İşte onun hikâyesi:


Sa‘d bin Ebî Vakkas (RA), İran ordusunun durumunu öğrenmek için yedi kişiyi keşfe gönderdi ve onlara, mümkün olursa düşmandan bir asker esir getirmelerini emretti.


Yedi kişi yola çıkar çıkmaz, İran ordusunun beklediklerinden çok daha yakın olduğunu fark ettiler. Bunun üzerine geri dönmeyi düşündüler. Ancak içlerinden biri, Sa‘d’ın kendisine verdiği görevi yerine getirmeden dönmeyi kesinlikle reddetti.


Altı kişi Müslüman ordusuna geri döndü. O ise tek başına, İran ordusunun içine dalmaya karar verdi.
Akıllıca hareket ederek, bataklıkların ve su birikintilerinin bulunduğu bölgeleri seçti. Bu yollardan ilerleyerek önce kırk bin kişilik ordunun ön saflarını geçti, ardından ordunun kalbi olan karargâhına kadar ulaştı. Nihayet, önünde seçkin atların bağlı olduğu büyük beyaz bir çadıra vardı. Bunun, İran ordusunun başkomutanı Rüstem’in çadırı olduğunu anladı.
Geceyi bekledi…


Gece çöktüğünde çadıra yaklaştı, kılıcıyla çadırın iplerini kesti. Çadır, Rüstem ve içindekilerin üzerine çöktü. Ardından atların bağlarını çözdü, birkaçını alarak hızla uzaklaştı.
Onun maksadı ganimet değil; İranlıları aşağılamak ve yüreklerine korku salmaktı.


Atlarla kaçarken İranlı süvariler peşine düştü. O ise bilinçli olarak bazen hızlandı, bazen yavaşladı. Amacı, Sa‘d’ın emrettiği gibi birini esir alıp getirmekti.
Nihayet sadece üç süvari ona yetişebildi. Onlardan ikisini öldürdü, üçüncüsünü ise esir aldı. Bütün bunları tek başına yaptı.
Esiri mızrağını sırtına dayayarak önünde koşturdu ve onu Müslümanların karargâhına, Sa‘d bin Ebî Vakkas’ın huzuruna getirdi.
İranlı asker şöyle dedi: “Canımın bağışlanmasını istiyorum; bana emniyet verirseniz size doğruyu söyleyeceğim.”
Sa‘d bin Ebî Vakkas: “Sana emniyet verdik. Biz doğruluktan ayrılmayız. Yeter ki sen de bize yalan söyleme,” dedi.
Sonra Sa‘d sordu: “Ordun hakkında bize bilgi ver.”
İranlı asker, hayretler içinde şu cevabı verdi: “Ordumu anlatmadan önce, sizin adamınızı anlatmam gerekir!


Hayatım boyunca savaşların içinde büyüdüm. Böyle bir adam daha önce hiç görmedim. Bir kişinin geçemeyeceği iki büyük orduyu tek başına aştı, komutanın çadırını yıktı, atını alıp kaçtı. Peşine üç süvari düştük. Birincisini öldürdü; biz onu bin süvariye bedel sayardık. İkincisini de öldürdü; onu da bin süvariye denk görürdük. İkisi de amcaoğlumdu.
İntikam duygusuyla onu takip ettim. Ben, İran’da gücümle tanınan biriyim. Ama ölümü gözlerimle görünce teslim olmayı tercih ettim. Eğer sizde bunun gibi adamlar varsa, sizin yenilmeniz mümkün değildir.”


Bu sözlerin ardından o İranlı asker Müslüman oldu.


İşte İranlıları hayrete düşüren, ordularını yarıp geçen, başkomutanlarını küçük düşüren o yiğit:
Sahâbî-Kiramdan Tuleyha bin Huveylid el-Esedî'ydi(RA)


Arapçadan tercüme:
Abdülhamid Doğan

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.