"Mahşer günü ilk cümlen ne olacak?"
MAHŞER GÜNÜ MÜMİN VE KAFİRLERİN KABİRLERİNDEN ÇIKINCA SÖYLEDİKLERİ
"o anı" içine çekecek ve hayatını sorgulatacak şu hikmetli sunuşlarla daha da derinleştir ve düşün.
O Büyük Gün
Kıyamet kopmuş, her şey bitmiştir. Sonra bir an gelir ki, hesap için yeniden diriliş başlar.
Kur’an-ı Kerim’de bu an nefesleri tutan bir sahnedir:
YÂSÎN 51.Sur üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
YÂSÎN 51.Sûra üflenmiştir, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar."
YÂSÎN 51.Sûra üflenince, işte o gün kabirlerinden kalkıp Rablerine doğru koşarlar."
O sûrun sesi, kâinatın şimdiye kadar duyduğu en büyük çağrıdır. Binlerce yıl toprak altında bekleyenler, bir anda dirilir, kabirlerinden fırlarlar. Gözler dehşetle açılır, kalpler korkuyla çarpar. Herkes tek bir noktaya, Rablerinin huzuruna doğru koşar. Kimse geride kalmaz, kimse kaçamaz.
Peki, o an insanların dillerinden ne dökülür?
İşte asıl ibret verici sahne budur.
Açıklayıcı, bağlantılı, benzer, destekleyici, pekiştiren ayetler:
Zümer Suresi 39:68: "Sûra üflenince, Allah’ın diledikleri dışında göklerde ve yerde olanların hepsi düşüp bayılır. Sonra ona bir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışırlar."
Kehf Suresi 18:99: "O gün onları bırakırız; dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sûr’a üflenmiştir. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır."
O GÜN: MASKELERİN DÜŞTÜĞÜ, HAKİKATİN GİYİLDİĞİ AN
Toprağın Altındaki Tohumun Çatlaması Gibi...
İnsan, kabre bir ölü olarak değil, aslında mahşer baharının uyanışını bekleyen bir "tohum" olarak bırakılır. Sûr’un o muazzam sesi, tıpkı kupkuru toprağa can veren bir gök gürültüsü gibidir. O an sadece bedenler değil, saklanan tüm niyetler de dirilir.
Rabbimiz bu dehşetli uyanışı şöyle tasvir eder:
"Sanki etrafa yayılmış çekirgeler gibi, gözleri düşkünleşmiş (dehşete kapılmış) bir halde kabirlerinden çıkarlar. O çağırana doğru koşarak..." (Kamer, 7-8)
Diriliş Sadece Bir Hareket Değil, Bir "Yüzleşme"dir
Kâfirlerin "Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı?" feryadı, aslında bir pişmanlık itirafıdır.
Çünkü onlar dünyayı tek gerçek, kabri ise ebedi bir yokluk sanıyorlardı. O uyanışla birlikte, peşinden koştukları makamların, biriktirdikleri malların ve güvendikleri sahte dostların birer serap olduğunu görürler.
O an, "yok olmayı" isteyecek kadar ağır bir hakikatle yüz yüze gelirler.
İki Farklı Ses
Bu sözü kâfirler söyler.
YÂSÎN 52."Eyvah başımıza gelenlere! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı? O Rahmân'ın va'd buyurduğu işte buymuş. Gönderilen peygamberler doğru söylemişler" derler.
(Yasin 36/52) “Eyvah! Yatağımızdan bizi kim kaldırdı [*]?” derler. Onlara şöyle denir: “İşte bu, Rahman’ın tehdit ettiği şeydir. Demek ki elçiler doğru söylemişler.”
[*] Bu sözü kâfirler söyler.
Bu söz, dünyada iken ahireti inkâr edenlerin, peygamberleri yalanlayanların, nefislerinin peşinde sürüklenenlerin çığlığıdır. Şaşkındırlar, korku içindedirler. “Eyvah!” derler, “başımıza gelenlere!” Çünkü dünyada bir uykuya dalmış gibiydiler, ama şimdi sonsuz bir uyanışla karşı karşıyadırlar. O uykuda rüya gördüklerini sandıkları hakikat, şimdi apaçık önlerindedir.
Onlara şöyle denir:
“İşte bu, Rahman’ın tehdit ettiği şeydir. Demek ki elçiler doğru söylemişler.”
Evet, peygamberler hep bunu haber vermişti. Ama onlar dinlememiş, alay etmiş, “Ne zamanmış o kıyamet?” demişlerdi. Şimdi kıyamet kopmuş, cevap önlerinde duruyor.
Peki Ya Müminler?
Aynı anda başka bir ses daha yükselir kabirlerden. Ama bu seferki feryat değil, şükürdür. Yüce Allah İsra Suresi'nde müminlerin o anki halini şöyle bildirir:
Müminlerle ilgili olarak şöyle buyrulmuştur:
“Sizi çağıracağı gün, Allah’ım ne iyi yaptın! Diyerek karşılık verir; dünyada pek az kaldığınızı zannedersiniz.” (İsra 17/52)
Müminin "Ne İyi Yaptın" Demesindeki Sır
Müminin "Allah'ım ne iyi yaptın!" demesi ise sadece bir şükür değil, bir "vüsul" (kavuşma) sevincidir. Dünyada nefsine "dur" diyen, harama bakmayan, mazlumun elinden tutan mümin için o gün; gurbetin bitişi, sıla özleminin dinmesidir. Kabirde geçen asırlar, onun için bir "bekleme odası" değil, Sevgili’nin (cc.) huzuruna çıkmadan önceki bir dinlenme vaktidir.
Müminler, kabirlerinden kalktıklarında gözleri gönülleri aydınlanmıştır. Onlar dünyada Rablerine iman etmiş, peygamberlere uymuş, hesap gününe hazırlanmışlardı.
Şimdi o gün gelmiştir ve onlar huzura çağrılmaktadır. Dillerinden dökülen tek söz: “Allah’ım, ne iyi yaptın! Bizi bugüne kavuşturdun, vaadini yerine getirdin.”
Dünyada çektikleri sıkıntılar, sabırla geçirdikleri geceler, gözyaşlarıyla ettikleri dualar...
Hepsi şimdi bir anlam kazanmıştır. O kadar az gelmiştir ki dünya hayatı, sanki bir günlük konaklama gibi.
Sûrun iki üfürülüşü
Bu büyük dirilişin öncesinde iki sûr üfürülüşü vardır.
Birinci sûrda her şey yok olur,
İkinci sûrda her şey yeniden dirilir.
Zümer Suresi'nde şöyle buyrulur:
Zümer 68."Sûra üflenince, Allah’ın diledikleri dışında göklerde ve yerde olanların hepsi düşüp bayılır. Sonra ona bir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışırlar."
İşte o ikinci üfürülüşte insanlar ayağa kalkar ve etrafa bakınırlar. Ne kalabalık bir gündür o gün!
Kehf Suresi'nde anlatıldığı gibi:
Kehf 99."O gün onları bırakırız; dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sûr’a üflenmiştir. Böylece onların hepsini bir araya toplamışızdır."
Dalga dalga, grup grup insanlar...
Herkes hesap yerine doğru akın eder.
Kimsenin kimseye faydası yoktur.
Tek dayanak, dünyada iken yapılan amellerdir.
Bir uykudan uyanmak gibi
Peygamberimiz(sav) bir hadislerinde şöyle buyurur:
“İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar.” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2/312)
Bu dünya hayatı, bir uyku gibidir.
Kimi tatlı rüyalar görür, kimi kabuslar...
Ama ne olursa olsun, ölümle birlikte uyanılır.
Kabir, uyku ile uyanış arasındaki bir bekleme odasıdır.
Sonra mahşer günü gelir, işte o zaman gerçek uyanış yaşanır.
Kâfirler için bu uyanış bir kâbustan uyanmak gibidir, ama kâbusun devam ettiğini görmektir.
Müminler için ise güzel bir rüyanın gerçeğe dönüşmesidir.
Örnek:
İki Komşunun Hali
Düşünelim ki iki komşu var.
Biri, dünyada mal mülk peşinde koşmuş, namaz kılmamış, kul hakkı yemiş, “Ölüm var mı? Hesap var mı?” dememiş.
Diğeri ise mütevazı yaşamış, orucunu tutmuş, zekâtını vermiş, kimseyi incitmemiş.
Ölüm gelir, ikisini de alır.
Kabirde bir bekleyiş...
Derken sûr üflenir.
Birinci komşu kabrinden fırlar, gözlerini açar ve dehşetle bağırır: “Eyvah! Bizi kim kaldırdı? Bu ne hâl?”
İkinci komşu ise huzur içinde kalkar, etrafına bakar ve şöyle der: “Allah’ım, ne iyi yaptın! Sen vaadinde sadıksın.”
İşte aradaki fark, dünyada iken yapılan tercihtir.
Bugün hangi komşu gibi olmak istiyorsak, ona göre yaşamalıyız.
Bugün Fırsat Günü
Nasıl Yaşadıysak Öyle Uyanacağız
Peygamberimiz (sav) bu uyanışın rengini şu muazzam ölçüyle verir:
"Her kul, ne üzere (hangi hal üzere) öldüyse, onun üzerine diriltilir." (Müslim, Cennet 83)
Yani o gün sadece dilimiz konuşmaz; yaşantımız bir elbise gibi üzerimizde olur. Kimisi secde iziyle, kimisi elinde bir yetimin duasıyla, kimisi de (Allah muhafaza) elinde bir haramın lekesiyle kalkar. O an dökülen sözler, aslında dünyada kalbimize hangi cümleyi kazıdığımızın bir yansımasıdır.
Zamanın Göreceliliği: "Sanki Bir Akşam Üstüydü"
Kabirden kalkan insan, dünyada ne kadar kaldığını sorguladığında hayrete düşer.
Kur'an bu şaşkınlığı şöyle nakleder:
"Sizi toplayacağı gün, dünyada sanki gündüzün sadece bir saati kadar kalmışsınız gibi gelir; birbirinizi tanırsınız." (Yunus, 45)
Koca bir ömür, uğruna kavgalar edilen o yıllar; bir kuşluk vakti kadar kısa kalmıştır artık.
İşte bu yüzden mahşer, zamanın değil, "anlamın" kazandığı yerdir.
Bir Çağrı: Kendi Sûr’un Üflenmeden Uyan!
o gün herkes ayağa kalkacak, ama herkes "dik" duramayacak. Bugün attığımız her adım, mahşer meydanındaki duruşumuzu belirliyor.
- Eğer o gün "Eyvah!" demek istemiyorsak; bugün haksızlığa, yalana ve günaha karşı "Eyvah!" demeliyiz.
- Eğer o gün "Ne iyi yaptın Rabbim!" diyerek sevinmek istiyorsak; bugün O’nun rızası için yapılan her işte "Ne iyi ettim!" diyebilecek bir temizlikte yaşamalıyız.
Mahşer Buradan Başlar
Mahşer uzak bir gelecek değil, her nefeste hazırlanan bir sondur. O günkü feryadımız da şükrümüz de şu an dudaklarımızın arasındadır.
Gözlerimizi ebediyen kapatmadan önce, gönlümüzü hakikate açalım.
Rabbimiz bizi; kabrinden doğrulurken nuruyla aydınlanan, yüzü ak, gönlü pak ve peygamberimizin (sav) sancağı altında "Hamdolsun vaadine sadık olan Allah’a" diyenlerden eylesin.
Mahşer günü, herkesin gerçek yüzünü göreceği gündür.
Orada pişmanlık fayda etmez, “keşke”ler duyulmaz.
Bugün ise fırsat günüdür.
Dünya hayatı, bir imtihan salonudur.
Ölüm gelmeden, sûr üfürülmeden önce nefes alıp verdiğimiz her an, birer sermayedir.
Peygamberimiz (sav) buyurur:
“Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise nefsini hevesine tâbi kılıp Allah’tan (af) umandır.” (Tirmizî, Kıyamet, 25)
Öyleyse bugün, o büyük günde “Eyvah!” diyenlerden mi olacağız, yoksa “Allah’ım ne iyi yaptın!” diyenlerden mi?
Karar bizim elimizde.
Kabir uykusundan uyanmadan, sûr sesi duyulmadan önce, bir an durup düşünelim:
Biz o gün ne söyleyeceğiz?
Rabbimiz, bizi pişmanlardan değil, yüzü ak olanlardan eylesin. Âmin.
Ve şimdi, bu satırları okuyan herkesin yüreğine bir soru düşer: Ben o gün hazır mıyım?
MAHŞER GÜNÜ İLK CÜMLEM NE OLACAK?
O gün, dudaklarımızdan dökülecek olan ilk cümle, aslında bugün kalbimizde en çok fısıldadığımız sözün bir yankısıdır. Mahşer meydanı bir "ezber" yeri değil, bir "taşma" yeridir. Kapta ne varsa, dışarı o sızacaktır.
İki Uyanış, Tek Hakikat
Toprak yarılıp da başımızı kaldırdığımızda, o güne kadar kurduğumuz tüm cümleler susacak ve sadece "yaşadığımız hakikat" konuşacaktır.
"O gün, her insan topluluğunu önderleriyle (takip ettikleriyle) birlikte çağırırız..." (İsrâ, 71)
Kimi, peşinden gittiği karanlık güçlerin, Epsteinvari zalimlerin ve dünya menfaatlerinin arkasında "Eyvah!" çığlıklarıyla savrulacak; kimi de peşinden gittiği kutlu rehberlerin ve Kur’an’ın nuruyla huzura yürüyecektir.
Bir Göz Kırpması Kadar...
Dünyada asırlarca süreceğini sandığımız o debdebeli hayat, o büyük uyanış anında bir rüya kadar kısa kalacaktır.
Rabbimiz bu şaşkınlığı şöyle haber verir:
"Kıyameti gördükleri gün, sanki dünyada sadece bir akşam vakti ya da bir kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar." (Nâziât, 46)
O kısa "kuşluk vaktinde" neyi biriktirdiysek, mahşerin ilk saniyesinde o elimizde kalacaktır. Zombileşmiş zihinlerin, vatanına ve değerlerine düşmanlık edenlerin, "keyif" uğruna ahiretini yakanların o günkü dilsiz dehşeti; aslında dünyada hakikate karşı kapattıkları kulakların bedelidir.
İlk cümlenin şifresi: kalp ameli
Müminin o günkü huzuru, dünyada iken her işinde "Allah ne der?" diye sormasında gizlidir.
- Eğer bugün dilin "Elhamdülillah" ile ıslanıyorsa,
- Eğer bugün kalbin "İyilik" için çarpıyorsa,
- Eğer bugün safın "Mazlumun ve Hakkın" yanıysa;
Korkma! Senin o günkü ilk cümlen, meleklerin selamıyla karşılık bulacak olan bir şükür nidası olacaktır.
Son çağrı: uyanış mahşerden önce olmalı!
asıl mesele kabirden uyanmak değil; asıl mesele kabre girmeden evvel "gaflet uykusundan" uyanmaktır. Gözlerimizde dünya hırsının perdesi varken hakikati göremeyiz.
Hadi, henüz nefes alıyorken, henüz tövbe kapısı aralıkken soralım kendimize:
"Sûr üflendiğinde, toprağı silkeleyip kalktığım o ilk saniyede, dilimden dökülecek ilk kelime ne olacak?"
Hazırlayan: erol yazıcı

