Güzelliği ve zarafetiyle sarayın en dikkat çeken isimlerinden biri olan Süreyya Esfendiari-Bahtiyari, Muhammed Rıza Pehlevi ile yaşadığı büyük aşkla tüm dünyanın ilgisini üzerine çekti. Ancak yıllar geçmesine rağmen bir veliaht dünyaya getirememesi, bu görkemli evliliğin sonunu hazırladı. Aşkını paylaşmayı reddeden Süreyya, 1958’de saraydan ayrılarak Avrupa’da göz kamaştıran ama yalnız bir hayata adım attı. Onun hikâyesi, ihtişamın ardındaki derin hüznün simgesi olarak hafızalara kazındı.
İran Şahı ile büyük bir aşkla evlenen Süreyya’nın hayatı, masal gibi başlayıp hüzünle biten bir hikâyeye dönüştü. Güzelliği ve zarafetiyle sarayın en gözde ismi oldu, ancak ondan beklenen en önemli şey bir veliaht dünyaya getirmesiydi. Yıllar geçmesine rağmen çocuk sahibi olamayınca, sarayın baskısı giderek arttı. Şah onu sevmesine rağmen, devletin geleceği için bir seçim yapmak zorunda kaldı.
Süreyya ise aşkını paylaşmayı kabul etmedi. Ne ikinci bir eşe razı oldu ne de gururundan ödün verdi. 1958’de yolları ayrıldı; bir evlilikle birlikte büyük bir aşk da sona erdi.
Saraydan uzaklaştıktan sonra Avrupa’da göz alıcı ama yalnız bir hayat sürdü. Herkes onun güzelliğini konuştu, ama gözlerindeki hüznü kimse görmezden gelemedi. Bir zamanlar masalın kahramanı olan Süreyya, tarihe “hüzünlü prenses” olarak kazındı.

