Abidin Ekren: Türkiye çok boyutlu bir sınavdan geçerken, seçmenin gündemi ile siyasetin dili arasındaki mesafe açılıyor; güven sorunu ve belirsizlik hem iç politikada hem de küresel ölçekte belirleyici hale geliyor
BAĞIMSIZ Kamu Denetçisi ve Mali Müşavir Abidin Ekren, siyasi ve ekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerinde hem akademik birikimi hem de sahaya dayanan tecrübesiyle öne çıkan isimlerden biri. Ekonominin yalnızca teorisine değil, pratiğine de hâkim olan Ekren; politik duruşunu sol yelpaze içinde net bir biçimde konumlandırırken, farklı görüşlerden isimlerle diyalog kurabilen kapsayıcı yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Bu yönüyle, ideolojik kalıplara sıkışmadan, daha isabetli, çarpıcı ve sağduyulu analizler ortaya koyabiliyor.
Uzun yıllara dayanan mesleki deneyimi, kamu denetimi alanındaki birikimi ve entelektüel perspektifi sayesinde Ekren, yalnızca uzman çevrelerde değil, kamuoyunda da sözüne itibar edilen bir isim olarak kabul ediliyor. Ekonomik verileri toplumsal gerçeklikten koparmadan okuyan, siyasal gelişmeleri ise geniş bir tarihsel ve küresel bağlam içinde değerlendiren yaklaşımı, onun analizlerini daha da anlamlı kılıyor.
Bu röportajda; Türkiye ekonomisinin mevcut durumu, siyasal atmosfer, küresel gelişmeler, yeni dünya düzeni ve yapay zekânın insanlığa etkileri gibi başlıklarda Abidin Ekren’in özgün değerlendirmelerini aldık. Amacımız, okurlarımıza yalnızca güncel bir tablo sunmak değil; aynı zamanda olup biteni derinlikli, objektif ve eleştirel bir bakış açısıyla değerlendiren bir perspektifi paylaşmak.

EKONOMİ | 2025 DEĞERLENDİRMESİ
2025 yılını geride bırakırken Türkiye ekonomisini değerlendirirken, iki farklı gerçeğin aynı anda var olduğunu söylemek gerekir. Bir yandan enflasyonla mücadelede belirli bir mesafe alınmış, diğer yandan ise toplumun geniş kesimleri açısından ekonomik sıkıntılar derinleşerek devam etmiştir. 2025 yılının %30,9 enflasyon oranıyla kapanması, son dört yılın en düşük seviyesi olması açısından teknik olarak olumlu bir göstergedir. Ancak bu tablo, yaşanan refah kaybının telafi edildiği anlamına gelmemektedir. 2026’ya girerken daha istikrarlı bir zeminden söz edilebilse de, bu iyimserlik hâlâ temkinlidir ve yapısal riskler ile küresel gelişmelere son derece açıktır.
Enflasyonda teknik bir düşüş sağlanırken, toplumun geniş kesimleri için alım gücü kaybı ve ekonomik sıkıntılar 2025’te de belirleyici olmaya devam etti.
İş insanları, KOBİ’ler ve ticari işletmeler açısından 2025, yüksek maliyetler ve daralan talep arasında sıkışılan bir yıl olmuştur. Finansmana erişim zorlaşmış, kredi maliyetleri özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler üzerinde ciddi baskı yaratmıştır. Büyük ölçekli firmalar bu süreci görece daha kolay yönetebilirken, KOBİ’ler için ayakta kalmak dahi başlı başına bir mücadeleye dönüşmüştür. Birçok işletme yatırımlarını ertelemiş, kapasite artışından kaçınmış ve risk almaktan uzak durmuştur. Bu durum, büyümenin niteliğini ve sürdürülebilirliğini de sınırlayan bir unsur olmuştur.
Çalışan kesimler açısından bakıldığında ise memurlar, işçiler ve emekliler uzun süredir devam eden alım gücü kaybını 2025’te de derinden hissetmiştir. Ücret artışları ve maaş düzenlemeleri, yüksek enflasyon karşısında çoğu zaman yetersiz kalmış; temel harcamalar başta olmak üzere yaşam maliyetleri geniş kitleler için ağırlaşmıştır. Özellikle sabit gelirli kesimler, gıda, kira ve enerji fiyatlarındaki artışlar karşısında daha kırılgan hale gelmiştir. Emekliler içinse bu dönem, ekonomik sıkıntının en görünür olduğu alanlardan biri olmuştur.
Türkiye ekonomisinin son yıllarda ilk kez bu kadar uzun soluklu bir kriz süreciyle karşı karşıya kalması, piyasa davranışlarını da olumsuz yönde etkilemiştir. Bu süreçte yalnızca ekonomik göstergeler değil, ekonomik ahlak da ciddi biçimde sınanmıştır. Fırsatçılık, aşırı ve gerekçesiz fiyat artışları, maliyetlerle açıklanamayacak zamlar birçok sektörde yaygınlaşmıştır. Ekonomik sıkıntıyı fırsata çeviren bu yaklaşım, hem enflasyonla mücadeleyi zorlaştırmış hem de toplumsal adalet duygusunu zedelemiştir.
2026’ya girerken enflasyonun düşüş eğilimine girmiş olması olumlu bir sinyal verse de, küresel yavaşlama, jeopolitik riskler ve iç yapısal sorunlar dikkatle yönetilmediği sürece bu iyileşmenin kalıcı hale gelmesi zor olacaktır.
SİYASET | TÜRKİYE’DE MEVCUT PANORAMA
Türkiye’deki güncel siyasi tabloyu okurken, uzun süredir biriken yapısal sorunların artık açık biçimde görünür hale geldiğini söylemek mümkün. Siyasetin dili ve pratiği, belki de hiç olmadığı kadar sertleşmiş, kutuplaşmış ve toplumun gerçek gündeminden kopmuş durumda. Bugün gelinen noktada hem iktidar hem de muhalefet, halkın gündeminden uzaklaşmış görünmektedir. Bu durum, seçmen nezdinde ciddi bir güvensizlik ve çözülmeye yol açmıştır.
Kamuoyu yoklamalarında kararsız seçmenlerin oranının birçok siyasi partinin oy oranını aşması, bu güvensizliğin en somut göstergesidir. Bu tablo, siyasette bir yön arayışını işaret ederken, aynı zamanda derin bir tıkanmışlığa da işaret etmektedir.
İktidar da muhalefet de halkın gündeminden uzaklaşırken, kararsız seçmen artıyor; siyaset yön arayışı ile tıkanmışlık arasında sıkışıyor.
İktidar cephesinde uzun süredir devam eden ekonomik sorunlar, hayat pahalılığı ve gelir kaybı toplumsal desteği aşındırmaktadır. Ekonomik sıkıntıların bu denli hissedildiği bir ortamda, iktidarın seçime güçlü bir avantajla girmesi zor görünmektedir.
Muhalefet açısından ise erken seçim beklentisi üzerinden siyaset üretme eğilimi dikkat çekmektedir. Oysa mevcut koşullarda, 2027 yılının ikinci yarısından önce bir seçim yapılması neredeyse imkânsızdır. Muhalefetin bu gerçeği göz ardı etmesi, kendi içine kapanan ve toplumla bağ kurmakta zorlanan bir görüntü oluşturabilir.
Seçim matematiği son derece nettir: Sonuç %50+1’dir ve %49,9 dahi kaybetmek anlamına gelir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde hamasetten uzak, gerçekçi ve uygulanabilir politikalar belirleyici olacaktır.
KÜRESEL GELİŞMELER | DÜNYA NEREYE GİDİYOR?
Dünya, aynı anda birden fazla kriz hattının iç içe geçtiği bir dönemden geçiyor. Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar ve Asya-Pasifik’te artan rekabet; enerji arzını, ticaret yollarını ve küresel ekonomiyi doğrudan etkiliyor. Küreselleşme yavaşlarken, ülkeler güvenlik ve enerji merkezli politikalara yöneliyor.
Savaşlar, enerji krizi ve jeopolitik gerilimler küresel belirsizliği derinleştirirken, Türkiye risklerle birlikte stratejik fırsatlarla da karşı karşıya.
Türkiye açısından bu tablo hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu, enerji ve lojistik açısından stratejik avantajlar sunarken; küresel faiz artışları ve sermaye hareketlerindeki dalgalanmalar ekonomi üzerinde baskı yaratıyor.
Son dönemde Türkiye’nin özellikle Orta Doğu ekseninde geliştirdiği diplomatik normalleşme süreci dikkat çekicidir. Türkiye, bölgesel istikrar açısından giderek daha fazla “ideal ortak” olarak görülmektedir. ABD siyasetinde Donald Trump’ın yaklaşımı çerçevesinde, İsrail’den gelen güçlü muhalefete rağmen Türkiye’nin dengeleyici ve istikrar sağlayıcı rolünün öne çıktığı görülmektedir.
YENİ DÜNYA DÜZENİ | YAPAY ZEKÂ VE İNSANLIK
Yapay zekâ ve ileri teknolojiler, devlet yönetiminden hukuka, insan haklarından güvenliğe kadar birçok alanı köklü biçimde dönüştürüyor. İnsanlık yeni bir dünya düzeninin eşiğinde; ancak bu düzenin özgürlükçü mü yoksa daha denetimli mi olacağı, teknolojinin nasıl yönetildiğine bağlı.
Yapay zekâ insanlığa büyük fırsatlar sunarken, etik ve hukuki sınırlar çizilmezse özgürlükler açısından yeni riskler doğurabilir.
Yapay zekâ sağlık, afet yönetimi ve bilimsel araştırmalarda büyük fırsatlar sunarken; gözetim, veri güvenliği ve ayrımcılık gibi ciddi etik riskleri de beraberinde getiriyor. Avrupa Birliği’nin Yapay Zekâ Yasası bu risklere karşı önemli bir adım niteliğinde.
Türkiye, genç nüfusu ve teknolojik kapasitesiyle potansiyele sahip olsa da, bu potansiyelin sürdürülebilir hale gelmesi için güçlü bir hukuki çerçeve, etik standartlar ve insan hakları odaklı bir yaklaşım şarttır.
YEREL YÖNETİMLER | PENDİK DEĞERLENDİRMESİ
Röportajı yerel ölçekte somut bir örnekle tamamlamak gerekirse, Pendik Belediyesi ve Belediye Başkanı Ahmet Cin’in ortaya koyduğu performansın dikkat çekici olduğunu ifade etmek gerekir. Son yerel seçimlerde AK Parti’nin birçok ilçede oy kaybetmesine rağmen Pendik’te seçimi kazanması, bu başarının toplumsal karşılığını göstermektedir.
Pendik’te yerel yönetim performansı, ayrım gözetmeyen hizmet anlayışının sandıkta karşılık bulduğunu gösteriyor.
Belediye Başkanımız Ahmet Cin’i, Pendik’e yönelik her olumlu icraatında gönülden destekliyoruz. Yerel yönetimlerin temel sorumluluğu, seçildikten sonra ayrım gözetmeksizin tüm ilçeye hizmet etmek ve mümkün olduğunca siyasi tavırdan uzak durmaktır. Pendik’te bu anlayışın büyük ölçüde hayata geçirildiğini görmek, yerel demokrasi adına da önemlidir.
