UTANÇSIZLIĞIN ALTIN ÇAĞI
“Utanmayanların alkışlandığı bir çağdayız…”
Bu cümle artık bir serzenişten çok, yaşadığımız zamanın kısa özeti gibi. Bir dönem vardı ki, insanın yüzünü kızartan, kalbini sızlatan bir hata yaptığında içine çekildiği o sessiz köşe, onun vicdanla bağını gösterirdi. Utanmak bir erdemdi; insanı diri tutan, büyüten, hatasını onartan bir aynaydı. Bugün o ayna kırık. Kimi bilerek parçaladı, kimi de parçaları toplamaya üşendi.
Eskiden yanlış yaptığını bilen insanın gözleri yere bakardı. Şimdi aynı yanlışın sahipleri, spot ışıkları altında gülümseyerek dolaşıyor. Ve daha kötüsü, izleyen kalabalıklar bu tabloyu alkışlıyor. Sanki utanmazlık bir özgüven, bir cesaret, hatta bir başarı kriteriymiş gibi…
Toplumsal hafızamız da bu sürece uyum sağladı. Bir skandalın ömrü artık üç gün. Dördüncü gün, yeni bir gündem çıkar; beşinci gün herkes unutmuştur zaten. Vicdanın sesi, bilgi akışının hızına yetişemez oldu. Böyle bir ortamda “utanmak” gibi zarif bir duygu nereye sığınsın?
Üstelik bu sadece bireysel bir mesele değil. Kitle psikolojisi de değişti. Artık “haklı olmak” değil, “yüksek sesle konuşmak” değerli. Adalet değil, görüntü önemli. İçtenlik değil, algı yönetimi daha çok rağbet görüyor. İnsanlar doğruluğu değil, popüler olanı ödüllendiriyor. Böyle olunca da yanlışın üzeri alkışlarla örtülüyor; doğru ise sessizliğin içinde boğuluyor.
Tüm bunların ortasında “utanç” kelimesi bile yoruldu desek yeridir. Kendi anlamını taşıyamayacak hâle geldi. Eskiden ağırdı; insanın içini titretirdi. Şimdi hafifledi, adeta havada asılı kalıyor. Çünkü onu taşıyan omuzların sayısı azaldı.
Fakat hikâye burada bitmiyor. Her çağın görünmeyen kahramanları vardır. Belki sesleri çıkmaz, belki alkış toplamazlar ama bir toplumun gerçek mayasını onlar tutar. Yaptığı yanlıştan utanabilen, kalbi sızlayınca susabilen, vicdanı sustuğunda bile kulaklarında onun fısıltısını duyabilen insanlar… Onlar bu çağın kaybolan değil, saklanan değerleridir.
Belki bugün alkışlar yanlış kişilere gidiyor olabilir. Fakat tarihin terazisi her zaman geç de olsa doğruyu bulur. Utanmayanlar bugün sahnenin ortasında olabilir; ama sahnenin ışıkları söndüğünde geriye ne kalır? Vicdanı olan bilir: Gösteri biter, insan kendisiyle baş başa kalır.
Ve işte o anda, gerçek yüz ortaya çıkar.
---
Sezgin Demir
“Kalabalıkların alkışı geçicidir; vicdanın sesi kalıcı.”
05.12.2025

