MASUMİYET KARİNESİ ve YAZILI ve GÖRSEL BASIN
TC Anayasasının;
Yargı yetkisi
MADDE 9- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.
Kanun önünde eşitlik (Madde 10 un 1 ve 4 üncü paragrafı)
MADDE 10- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
Madde 19; maddenin üçüncü paragrafı “Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.” denilmiştir.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti (Madde 26’nın 1,2 v 4 üncü paragrafı)
MADDE 26- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Basın hürriyeti (madde 28 in 1 ve 4üncü paragrafı)
MADDE 28- Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.
A. Mahkemelerin bağımsızlığı
MADDE 138- Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
B. Hâkimlik ve savcılık teminatı
MADDE 139- Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Masumiyet karinesi TCK'da ne anlama gelir?
Bir suçu işlediği iddia edilen kişi (şüpheli), suçlu olduğu yasalara uygun olarak kanıtlanmadıkça masum (suçsuz) sayılır. Bu kişinin kendisini savunabilmesi için gerekli koşullar sağlanmalıdır. Hiç kimse, işlendikleri sırada ulusal veya uluslar arası hukuka göre suç sayılmayan eylemlerinden ötürü mahkum edilemez.
Suçu kesinleşmemiş kişiye ne denir?
Mahkemede kovuşturmanın başlamasından hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiye “sanık” denilmektedir. Sanık; iddianameyle hakkında dava açılmış, fakat hakkındaki mahkeme kararı kesinleşmemiş “şüpheli kişi” olarak da tarif edilebilir.
Masumluk karinesi, hakkındaki hüküm kesinleşinceye kadar, şüpheli/sanığın suçlu muamelesi görmemesini ve lekelenmemesini ifade eder. Hüküm kesinleşinceye kadar birey, kamuoyuna suçlu olarak tanıtılmamalıdır. Bir kimsenin suçu işlediğinin ifade edilmesiyle, bir suçtan dolayı şüpheli olduğunun söylenmesi birbirinden farklıdır ve o kişinin suçlu olduğunun kesin yargılarla ifade edilmesi, suçsuzluk karinesini ihlal eder.
TC Anayasası bu ülkede yaşayan her kurum kuruluş ve insanlarını bağladığını biliyoruz. Ancak; geçmişte olduğu gibi bu günde bazı meslek örgütleri ile bazı kendini yasalar üstü gören ideolojik saplantının esiri siyasi yapıların ve kişilerinin işlem ve eylemlerini, düşünme yetisini kaybetmemiş düşünen ülkemiz insanlarını düşündürmektedir.
Ülkemiz Yazılı ve Görsel Basını geçmişte Rahmetli Özal ve ANAP düşmanlığından ve/veya ideolojik saplantılarından kaynaklı PKK terör örgütünü her gün manşete taşıyarak örgütün değirmenine su taşıdığı, ideolojik saplantılı siyasi yapılar ve ideolojik saplantılı medya kişileri aslı astarı olmayan yolsuzluk usulsüzlük iddiaları üreterek medyaya demeçler vermiş, medyada iletim yapmış böylece medya; yolsuzluk hikâyeleri ile görevde olan bürokrat ve/veya yürütmede siyasi kim varsa suçlamış, sonuç; bu işlem ve eylemin siyasi aktörleri 1991 genel seçimlerini kazanmış ancak, ANAP dönemine ait suçlamalar belgelendirilerek savcılıklara ihbar edilmemiş, yargı önüne çıkartılmamış, unutturulmuştur. Dönemin yargısı bu çirkin oyuna alet olmamış ancak, bu oyunu oynayanları da mahkûm etmemiştir. Yani millet kandırılmış, daha kötüsü bu ülkeye hizmet etmek isteyen, ülkenin gelişmesi büyümesi için yatırım isteklilerine gözdağı verilmiştir.
2025 yılını yaşadığımız bu dönemde yazılı ve görsel basında ve ideolojik saplantılı siyasi yapılarda bir iyileşme olmadığını görmek düşündürücü dür? Bu yapılara geçmişte itibar eden seçmenin kandırılmışlığını unutup fitne fesat ocağının (FFO) günümüzdeki iletimlerini görmemiş/göremiyor olması, ideolojik saplantının düşünme yetisi üzerindeki olumsuz etkisinin bir gerçeklik olduğunun kanıtıdır.
Geçmişe göre bu gün; yazılı ve görsel basının iddiaları değil ideolojik siyasi yapı içindeki kişilerin hangi gerekçe ile olursa olsun yaptığı ihbarları, görevi gereği yargı işleme koymuş ve ihbar konusu iddiaları savcılık makamlarınca araştırılarak iddianame hazırlayarak hâkimlerin önüne konulmuş, yargılama başlatılmıştır. Yargılananların kendisini savunacak her türlü imkana sahip olduğu düşünüldüğünde yargılama sonucunu beklemek insani ve demokratik gerekliliktir.
Ülkemizde iktidar sahipleri hukuk devleti olduğumuzu yargının bağımsız olduğunu sık sık dile getirirken ki; hukuk camiasında “emekli hukuk unsurları dahil” kamuoyuna yansıyan aksi yönde bir beyan yoktur, özellikle ideolojik saplantı içinde olan muhalefet partilerin ve yargılanma ile karşı karşıya gelen ideolojik yapı şahısları söz konusu olduğunda her zaman ve her dönemde ülkemizin hukuk devleti olmadığını, bunu söylerken iktidar sahiplerinden hukuk unsurlarına müdahale etmesi yönünde telkinlerde bulunulduğunu, yargılama sürerken yargıya hakaret dahil her türlü eleştiri yaptıklarını görmek hukukun, hukuki yaptırımların kendileri dışında herkese kullanılması gerektiği algısını uyandırmaktadır.
Ülkemizde hukukun siyaset kurumu şahısları için yaptığı işlem ve eylemleri ve yargılama süreçleri tiraj ve/veya reyting uğruna yazılı ve görsel basın tarafından “masumiyet karinesi” ilkesi hiçe sayılarak manşete ve/veya açık oturumlara konu edilmesi doğru bir yaklaşım değildir. TC Anayasasının 26 ve 28 inci maddeleri kapsamında ve “masumiyet karinesi” ilkesi gereği yargılama süreci disipline edilmesi için yargının mahkeme kararı ile iletimi yasaklaması ve/veya TBMM’ce konu ile ilgili yasal düzenleme yapılması zorunluluktur.
Yargının işlem ve eylemlerinin sonucu/kararı; eleştirilebilir, sonuca/karara itiraz edilebilir ancak; toplumda güvensizlik üreten bir algı oluşturulmasından kaçınılmalıdır, çünkü; güvensizlik algısı toplumda kargaşayı üretir ki; bu durum kendileri dahil hiç kimsenin hayrına değildir.

