GÜÇLÜ DEVLET ile DEMOKRAFİK YAPI İLİŞKİSİ (1)
Devletin gücü; insan kaynağının homojen olmasında değil, aidiyet bilinci, insan hak ve hürriyetlerini içinde barındıran kapsayıcı bir hukuk sistemi ile mümkün olur.
Tarih sahnesinde yüzyıllar boyunca “cihan devleti” olarak var olmuş bir medeniyetin mirasçıları olan, bugün farklı dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin bir arada yaşamayı kültür edinmiş bizler; her yönü ile güçlü bir devleti kuramamış olmak;
A-Aidiyet bilinci ve Eğitim öğretim faaliyetleri;
-Aidiyet bilincini insanımıza tam anlamı ile yerleştirdiğimizi söyleyebilir miyiz?
Bu ülkenin her karışında/her metre karesinde yaşayan insanımızın bu ülkenin tamamının sahibi olduğu gerçeğini, fiilen; isteyenin istediği her yerde/her coğrafyada barınma imkânı olduğu, bu fiili durumu insan dimağına (beyin) yükleyerek bilinç oluşturabildik mi?
Farklı dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin bir arada yaşama kültürünü insanlığa öğretebildik mi?
Milli düşünce sistemini dimağlara (beyin) yükleyebildik mi?
Eğitim öğretim müfredatımızın tam anlamı ile “aidiyet bilinci” oluşturma konularında başarılı bir sınav verdiğini söyleyemeyiz, örneğin; Türkiye Cumhuriyeti olarak gerek, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve/veya dil, ırk temelli terör faaliyetlerinden dolayı yarım asırdır terörle mücadele içinde olmamız sonucunu doğurmuştur. Soru şu; Tarih sahnesinde yüzyıllar boyunca “cihan devleti” olarak var olmuş bir medeniyetin mirasçıları olan bizlere “tarih” doğru aktarılmış mıdır? Tarih, din ve siyasi düşünce sistemleri doğru kaynaktan ve olduğu gibi öğrenime konu edilmiş olsaydı “birlikte yaşamanın daha güçlü olmak, insan hak ve özgürlüğünden ödün verecek sistemlere karşı olmak, Din, insandan ulvi hakikatlere iman etmesini ve buna uygun faziletli bir ahlak ortaya koymasını emreder. “Din insanın bu dünyada tesadüfen var olmadığını ve yapıp ettiklerinin hesabının sorulacağını haber verir. Böylece ondan sadece iman etmesini değil, aynı zamanda güzel davranışlar sergilemesini ister, iman eden insan, her işinde Rabbinin rızasını gözetir. Ailesinin, akrabalarının, komşularının ve yanında çalışanların haklarını korur. Sorumluluk üstlendiği her işi, emanet bilinciyle yerine getirir. Allah'a iman eden insan, zerre kadar da olsa hayrın ve şerrin mutlaka bir karşılığı olduğunu” bilir. Irkçılıkla beslenen dil, ırk temelli terörizm bataklığının sineklerine “Çanakkale ruhu” aktarılmış mıdır? Çanakkale ruhunun aktarıldığı hiçbir insan bu ülkenin bir yanı ve/veya tarafı ile ilgilenmez, ülkenin tamamının sahibi olduğu bilir.
B-insan hak ve hürriyetlerini içinde barındıran kapsayıcı bir hukuk sistemi;
- “Hukuk denilince ilk akla “düzen” gelmelidir. Hukuk sistemi; toplumdaki davranışları ve nasıl davranılması gerektiğini gösterir. Hukuktaki temel ilke kendisine uyulması ve uygulanmasıdır. İnsanlara, “Bana uy; Beni gerçekleştir” buyruğu ile seslenir.” O Halde; İnsan hak ve hürriyetlerini içinde barındıran ve insanlığı farklı dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin eşitlikçi ve “geciken adalet, adalet değildir” düsturu ile davranması beklenir.
Hukuk sisteminin uygulayıcısı mahkemelerin verdiği kararlar; sonuçları itibari ile eleştirilebilir, örneğin; 5.000 TL ağır para cezası, “bin küsur yıl hapis ve/veya iddianamede bin küsur yılla” yargılama gibi gerçek hayatla uyuşmayan ifadeler ile davaların yıllarca (uzun, gecikmeli) sürmesi gibi hallerin varlığı sisteme güveni zedelemekte hatta yok etmekte olup, insanların kendi hukukunu kendilerinin sağlaması gibi sonuçlar üretebilmektedir.
İnsan kaynağı homojen olmayan toplumlarda özgürlükçü, laik, “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” TDK, sosyal ve insan hak ve hürriyetlerini içinde barındıran kapsayıcı eşitlikçi bir hukuk sistemini uygulayan devlet, farklı dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin eşitlikçi davranış göstereceğinden “aidiyet bilincinin” oluşmasında insanlığa özür alanı bırakmayacak, hiç kimse kendine “aykırı rol” üretemeyecek üretme çabası içinde olanlar taraftar kitlesi bulamayacak olup ülke menfaatlerine milli düşünce sistemi penceresinden bakış oransal olarak yüksek olacağından “güçlü devlet” vücut bulmuş olacaktır.

