Selametle

SELÂMETLE

Selâmet; yalnızca bir vedanın, bir temenninin kelimesi değildir. Selâmet, insanın kendisiyle, hayatla ve hakikatle kurduğu ilişkinin adıdır. Yolun açık olması değil sadece; yolun içinin de sakin, temiz ve dürüst olmasıdır.

Bugün insanlar daha hızlı ama daha huzursuz yürüyor. Gideceği yere varmak için acele eden kalabalıklar var; fakat varılan yerde insanın kendisi yok. İşte selâmet tam da burada anlam kazanır. Selâmet, hızdan çok istikameti önemser. Ne kadar çabuk vardığın değil, neyi kırmadan yürüdüğündür.

Selâmetle yaşamak; her şeyi kazanmak değil, kaybederken kendini kaybetmemektir. Sesini yükseltmeden konuşabilmek, haklıyken incitmemek, güçlü iken adil kalabilmektir. İnsan, bazen susarak en büyük selâmete ulaşır; çünkü her kavga bir zafer doğurmaz, ama her sükût bir iz bırakır.

Selâmet, vicdanla yapılan bir yolculuktur. Kimse görmezken doğruyu yapabilme cesareti, alkış yokken de iyi kalabilme erdemidir. Bu yüzden selâmet, kalabalıkların değil, farkındalığı yüksek insanların yüküdür. Taşıması zor ama bırakması ağırdır.

Birine “selâmetle” demek; “kendin olarak kal” demektir. Hırsın yormasın, öfke yolunu saptırmasın, menfaat kalbini kirletmesin demektir. Bir dua kadar kısa, bir hayat kadar derin bir sözdür selâmetle.

Belki de bu çağda en çok ihtiyacımız olan şey; birbirimize iyi yolculuklar dilemekten önce, iyi insanlar kalmayı hatırlatmaktır. Çünkü selâmet, varılacak bir yer değil; yürünürken korunması gereken bir hâlidir.

Selâmetle kalabilenlere…