Mapus Damından Notlar – Yirmi Üçüncü Gün

Mapus Damından Notlar – Yirmi Üçüncü Gün

Göztepe’de iki bloklu bir sitede güvenlik görevlisi olarak çalışıyorum. Nöbetimi devretmeme iki buçuk saat var. Yoğunluk olmasına rağmen içimde bir ilham, bir kıpırtı… Sanki biri “yaz” diyor. Günlüğüme sarıldım yine.

A Blok 7 numara taşınıyor. Ustalar rahat çalışsın diye otomatik kapıyı açık bıraktım. Kartal Cezaevi’ne gireli günlüğe göre yirmi üç gün oldu; gerçekte ise üç ay olacak. Denetimliden çıktığım için sigortalı bir işte çalışmam gerektiğinden verilen zaman zarfında bulamadığımdan yönlendirildiğim iş Pendik Devlet hastanesinde elli gün mecburi ücretsiz çalışmam gerekti. ama eski şirketim AB Grup’un patronu Abdullah Gündüz Bey son dakika beni resmen ipten aldı. “İpten almak” lafını boşuna kullanmıyorum; Pendik Devlet Hastanesi Başhekimi’ni bekliyordum, ücretsiz elli günlük çalışmanın ilk günüydü. Başhekim gecikti bu arada Abdullah Bey aradı ve şu an görev yaptığım siteye yönlendirdi. İşte bazen insan böyle kurtulur, bir ses gelir ve kaderin yönü değişir.

Bir ay olmadan kendisine “Yılın İş Adamı” ödülü verildi. Hak eden, binlerce güvenlik ve temizlik personeli çalıştıran başarılı biri. Onu anmadan geçemem.

Bu satırları yazarken bir yandan siteye gelenleri karşılıyor, isimlerini alıyor, dairelere haber veriyorum. Bir görseler, “Ne yapıyorsun?” deseler, “Pendik Gazetesine yazı hazırlıyorum,” desem kesin dalga geçiyorum sanırlar. İnsanın çalışırken yazması tuhaf geliyor belki ama yazı dediğin böyle zamanların içinde filizleniyor.

Bir haftam kaldı mapustan çıkmama. Tam da bu sırada Ilgın Hanım geldi, A Blok 5’e misafirdi. Daire sahibini arayıp onay aldım, yönlendirdim. Az kalsın ne yazdığımı unutuyordum.

Sabah saat on. Normalde bu saatleri hep uyuyarak geçiririm ama bugün uykum kaçtı. Sona yaklaştıkça heyecan da artıyor. Cezaevinde uyuyabilmek için kitap okuyordum; sırf gözlerim yorulsun diye okuyordum. Beni meşgul edecek bir şey lazımdı çünkü dama oynayan yoktu.

Doğukan gideli bir boşluk hissettim. Sedat Kısacık vardı; kafama göre adam ama çok eleştiriyor, yoruyordu beni. Koğuştaki tek okuyandı. “Sedat Usta, çıktığımda sana en az beş kitap göndereceğim,” diye söz vermiştim. O da günde beş kez hatırlatırdı. Bir hafta olmadı, götürdüm kitapları; ama cezaevinden almadılar. “Sedat Usta’nın seni ziyaretçi listesine yazması lazım,” dediler. Neyse, kargoyla göndermeye çalışacağım ama İstanbul dışından, Gebze’den gönderebiliyormuşum. Bir dert oldu vallahi.

Belki bunda da bir hayır vardır.

Yemek Sepeti, Trendyol siparişleri yoğunlaştı, yazamaz oldum. Bugünlük bu kadar…
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.