Mapus Damından Notlar – Yirmi Dokuzuncu Gün
2025’in son günü. Bugünün hatırına mapus damından notlar'ın yirmi dokuzuncu gününü yazayım istedim. Kartal Kapalı Cezaevi’ndeki yirmi dokuzuncu günüm. Önümde sadece iki gün kaldı. Kalemi bugün biraz daha ağır, biraz daha düşünerek tutuyorum.
Önceki günlerde Göztepe’de elit bir sitede güvenlik görevlisi olarak çalıştığımı yazmıştım. Burada ise son iki gündür beklenmedik bir yoğunluk var. Sebebi malum: yılın son günleri, yılbaşı telaşı. Aslında mesele sadece bir takvim yaprağının düşmesi. Eğer bu gün Hristiyanlar tarafından İsa’ya mal edilmemiş olsaydı, belki Müslümanlar da bu geçişe daha farklı bir mana yüklerdi. Yeni yıla dualarla girilir, bir yılın bitişi ve diğerinin başlangıcı bir muhasebe vesilesi olurdu.
Oysa bir mümin için her gün yeni bir başlangıç değil midir? Her sabah yeniden doğan bir gün, Allah’a sunulmuş bir niyet değil midir? Kutlama dediğimiz şey illa yılın sonuna mı mahsus olmalı? Her günümüzü Allah’a güzelce sunsak, her günü bir başlangıç bilsek, belki de iyi bir kul olmak bu kadar zor gelmezdi.
Bizler çoğu zaman ulaşılmaz gördüklerimizi veli, evliya mertebesine koyarız. Tapacak birilerini ararız ama onlar gibi yaşamayı göze alamayız. İnsanlar bize “ne iyi adamdı” desin isteriz; iyi, dürüst, dost biri olarak anılmak isteriz. Ama bunun bedelini ödemek zor gelir. Dünya meşgaleleriyle oyalanmak keyiflidir çünkü. Dünya işleriyle oyalan, ama dalma. Çamurunda oyna, ama içine gömülüp boğulma. Unutma bu dünyaya neden geldiğini.
Yeni yıla girer gibi her yeni güne girmeyi önemseyebilsek, belki de mesele kökten çözülürdü. Benim niyetim mapustan iyi bir insan olarak çıkmaktı. Şimdi kapalı cezaevinde son iki günümü yaşıyorum.
Aileme kavuşacağım anı düşünüyorum. Çocuklarımı kucağıma alacağım o anı. Bu düşünceyi bir görev gibi, bir sorumluluk gibi taşıyorum içimde. Onlara haksızlık etmişim hissiyle mahcup oluyorum. Bugünde değilim sanki; yarındayım, çıkacağım zamandayım. Burası garip bir saha. Güneşe “duy sesimi”, batışa “duy beni” der gibi yalvaran bir bakış yerleşiyor yüzüme. Ay duyar gibi oluyor bazen ama yıldızlara kim seslenecek? Onlar olmadan gece mümkün mü? Gecenin doğuşunu hızlandırmak kimin haddine? Güneş yine doğacak. Ve onu yine O doğurtacak.
Mapusta tanıştığım arkadaşlar bir bir zihnime düşüyor. Doğukan, Sedat Kısacık, meydancı Halil, üstad Savaş, Ercan Bolat, Mehmet Kaya amcamız, Ümit Devran, Ali Uzun, Zeki Ateş… Okuyup da adını göremeyen, kalbimden geçip de sayfalara sığmayanlar varsa darılmasınlar. Hafıza dolu, günlük kısa. Meydancıların kralı Erzincanlım, seni unuttum sanma. Belki de çoktan çıktın; elli bin kişi salındı, içlerindesindir umarım. Mapusta Erdoğan’ı alenen savunan adamdın, bunu da tarih not etsin.
Bol selam ederim okuyucularıma. Bol selam mapustaki arkadaşlarıma.
“Doğ” desem, doğacak güneşe.
“Doğ” desem, doğup sönecek yıldızlara…

