Mapus Damından Notlar – Yirmi Beşinci Gün
Yirmi beşinci gün…
Bu damın demirine, duvarına, soğuğuna alışır gibi oluyorum ama insan alıştığı şeylere bile yabancı kalabiliyor. Bir yandan zaman geçiyor, bir yandan aynı yerde sayıyorum. Sanki ayaklarıma görünmez bir zincir bağlamışlar; ben yürümek istiyorum, yıllardır yaptığım gibi yolun omuzuna vurup gitmek, ama burada adımlarım duvarlarla çarpışıp geri dönüyor.
Sabah erkenden uyandım. Demirin üzerinde biriken soğuk, avucumda ürperti bıraktı. Az öteden radyonun cızırtısı duyuluyor, birileri kendi derdinde, biri birine laf atıyor. İnsan sesleri, bir süre sonra bir nehir gibi akıp gidiyor; ben kenarda taşı sürükletsizce duran bir çakıl gibiyim.
İçimde garip bir dinginlik var bugün. Belki dün gece gördüğüm rüyadan. Rüyamda Pendik’ten Bayburt’a doğru yürüyordum yine. Yolun sağında solunda sis vardı; ama ben adımladıkça sis dağılıyordu. Bir anda babamı gördüm, Kemalettin Usta’yı… Elinde mala, betona yeniden hayat veriyor. Bana “Üzülme oğlum, bu da geçer. Sen yürümeye devam et yeter” dedi. Uyandığımda rüyanın son cümlesi hâlâ kulağımdaydı.
Bugün biraz iç muhasebe yaptım.
Burada insan kendi geçmişine doğru uzun bir yürüyüşe çıkıyor. Dışarıda yüzlerce kilometre yürüdüm, ama içimdeki yollar daha uzun, daha sarp. Çocukluğuma gittim, Ak parti Gençlik Kolları’nda koşturduğum günlere gittim. İnsanın hayatında ne çok dönemeç varmış… Bazılarını bilerek dönmüşüm, bazılarını fark etmeden.
Nöbet saatlerinde yaptığım gibi, burada da insanları izliyorum. Birinin yüzünde pişmanlık var, birinin yüzünde öfke, birinin yüzünde bekleyiş… Herkesin omzunda görünmeyen bir yük var. Ama insan kendi yükü kadar başkasının yükünü de hissediyor burada.
Öğleye doğru hava açtı. Koğuşun penceresinden gökyüzünü gördüm, lacivert ve berrak. “Dışarıda hayat devam ediyor” dedim içimden. Bu düşünce acıtmadı, aksine içimde küçük bir umut kıvılcımı bıraktı. Belki de insanın en büyük gücü bu: Kendisini en dar yerde bile genişletmeyi bilmesi.
Akşama doğru içimdeki yazma isteği arttı. Bazen kalem, hapishanenin demir kapısından daha özgür bir kapı açıyor insana.
Bugünü yazarken hissettim ki dam, insanı tüketmiyor; insan kendini bırakırsa tükeniyor. Ben bırakmayacağım. Çünkü yürümek gibi yazmak da benim nefesim.
Yirmi beşinci gün böyle geçti işte…
Bir rüyanın iziyle uyandım, bir umudun gölgesiyle geceye yürüyorum.

