Mapus Damından Notlar – Yirmi Altıncı Gün

Mapus Damından Notlar – Yirmi Altıncı Gün

Yatağıma uzanmış düşünüyorum… Gecenin en ağırlaştığı, en koyulaştığı saatlerde yine uykusuzluğun pençesine yenilmişim. Her zamanki gibi beni köşeye sıkıştırıp havlu attırıyor. Uykusuzluk sanki edepsiz bir ring; ben ise dayağı yiyen tarafım. Ne kadar zorlandığımı anlatamam. Gündüzün hareketsizliğinden gelen o tuhaf hal var ya… Beden yorulmuyor, yorulmadığı için de uyku kaçıyor. Ara ki bulasın.

Çaresizim. Bu kadar çaresiz kaldığım başka bir zamanım oldu mu hatırlamıyorum. Üstüne bir de mapusun horultusu geliyor, kabusun resmi tamamlanıyor. Kur’an okuyarak içimdeki dertten tasadan biraz olsun uzaklaşmaya çalışsam da, içimde atamadığım bir korku var; insanın içini altüst eden cinsten bir esaret… Korkuyordum. Korkmak, her yiğidin kolay kabulleneceği bir durum değil. Ama korkular olmasa ne düzenli bir hayatımız olurdu, ne bir işimiz gücümüz… Korku, insana sınır çizen ama aynı zamanda tutunacak dal da veren bir şey. Fakat fazlası boğuyor; işte bu damda ben gerçekten boğuluyorum. Geceleri can çekişiyorum, bir bilseniz… Her gece öldüm, her gece yeniden dirildim deseydim abartmış olmazdım. Bir ay dört gün süren bu mapus günlerinde kendi içimde ölüp ölüp dirildim.

Bunları yazarken düşünüyorum da… Kendimi bazen bir hamam böceği gibi hissediyordum. Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı eserindeki Gregor Samsa misali… Sanki hücreme tıkıştırılmış, elinden hiçbir şey gelmeyen, kalemi bile tutmayan bir Sebahattin, bir böceğe dönüşmüş gibiydi. O hâle bakıp kendimden iğendiğim anlar oldu.

Mapus arkadaşlarımın dışarıya uzun yılları vardı. Onlara teselli oluyormuş gibi sözler ederdim; tıpkı çocuk kandırır gibi… Ama inanın, o sözler bile insanı avutabiliyor o anlarda. Hep derdim: “Asıl dışarısı daha büyük bir hapishane… Sadece avlusu geniş olan bir hapishane bizi bekliyor.” İçinde bulunduğun yerin şer olduğuna inanırsın ama belki de hayrın tam kendisidir; bunu asla bilemezsin. Birinin senin hakkında tercihi o yöndedir; seni dışarıdaki hayata hazırlıyordur. İçimizden biri belki çok önemli yerlere gelecektir de bu yüzden böyle bir imtihana tutulmuştur. Yusuf elçiyi çokça anın derdim. Onun menkıbeleri insanı hayata karşı olgunlaştırır.

Ve şimdi dışarıdayım… İş hayatına başladım. Haftada dört gün imzaya gidiyorum; yakında iki güne düşmesini, ardından da Şubat ayında cezamın tamamen bitmesini bekliyorum. Elbette, hakkımızda yeni işler açılmazsa… Biz bilemeyiz hayatın önümüze ne çıkaracağını. Ne günler gördük, daha neler göreceğiz…

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.