Mapus Damından Notlar – Otuzuncu ve Otuz Birinci Gün (Kapalıdaki Son Günüm)

Mapus Damından Notlar – Otuzuncu ve Otuz Birinci Gün
(Kapalıdaki Son Günüm)

Gözlerimi yerinden sökecekmiş gibi bir heyecanla kalk iştimasına kalktım. İçimdeki kıpırtı bedenimden önce uyanmıştı sanki. Sofraya oturdum; birkaç dilim peynir, beş altı zeytin, bir yumurta ve bir bardak çay… Dışarıdaki hayatın sıradan bir sabahıydı belki ama burada her lokma, her yudum başka bir anlama bürünüyordu.
Kendimi avluya attım. On dakika yürüdüm. Adımlarım duvarlara çarpıp geri dönüyordu; özgürlük fikri ise hâlâ ileriye doğru yürüyordu. Sonra yine yatağa uzandım. Beklemek, mapusun en ağır cezasıydı zaten.
“On bir gibi çağırırlar, hazır ol,” dediler. Ama öğlen oldu, ses yok. Öğle yemeğine kaldım; yine arkadaşlarla oturduk, yemeğimizi yedik. O kadar büyük bir heyecanla bekledim ki infaz memurlarının gelip beni almasını… Saat üçe geliyor, hâlâ yok. Derken bir anons: Hazır ol.
Eşyalarımı çoktan indirmiştim. Arkadaşlarla vedalaştım.
İdris Bürge… Beş müebbeti var. Gözleri ışıl ışıldı. Bana sarıldı. Dua ettim onun için. “Çıkacaksın sen de,” dedim. Ayaküstü bir teselli ama kalpten.
Sedat Kısacık, “Söz verdiğin kitapları unutma,” dedi. “Gönder ha.” Hâlâ gönderemedim. Yeğeni aramıştı bir ara, “Ben götürürüm,” demişti ama nasip olmadı.
Mehmet Kaya dedeme sarıldım. “İnşallah sen de yolunda çıkarsın,” dedim. “İnşallah Sebahattin,” dedi.
Şair Ali Uzun’la vedalaştık. Pendikli… “Araşırız,” dedi. On dokuz yıldır mahkûm. Sivilde görüşebilir miyiz, bilinmez. Belinden sakattı; spor ayakkabılarını, sormadan yıkamıştım. Çok şaşırmıştı. Küçük bir iyilik, içeride büyük bir hatıra oluyor.
Bir radyo adı verdiler. “WhatsApp hattından yaz, selam söyle,” dediler. Pazartesi günleri dörtten sonra… Ne hikmetse, daha ilkinde radyo beni engelledi.
Çok yazılacak şey var aslında ama bu bir günlük; kısa tutmak gerekiyor.
İnfaz memurları geldi, kayıt işlerine götürdüler. Soruyoruz: “Bugün çıkıyor muyuz?”
— Yok, bugün olmaz.
— Birkaç gün açıkta kalırsınız.
— Bugün cuma, hafta sonunu açıkta geçirirsiniz.
İçimden bir “eyvah” geçti. Bir gün diye geldiğim hapishane üç güne çıkmıştı, şimdi bir ay… “Ne üç günü?” dedi memur. “Cezanız bir ay.” Bugün otuzuncu günüm doldu. Otuz birinci güne gireceksem de girdim. Mapusta kaldım mı, kaldım.
Bizi açığa aldılar. Tanıdıklarla karşılaştım: Maraşlı oradaydı, Üstad Savaş, Ordulu Ercan Bolat, Beykozlu genç… Hazır yemeğe oturduk. Maraşlı Erol abi tahliye oluyordu. El salladım. O da bana salladı.
Bitti derken… Pazartesiye kadar buradayım.
Mapusta insan en çok şunu öğreniyor:
Özgürlük bazen kapının açılması değil, beklerken insan kalabilmektir.
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Erol Yazici01 Ocak 2026 23:40

    Geçmiş olsun iyi yürekli, cesur, çalışkan, yakışıklı kardeşim