Mapus Damından Notlar – Son Günüm
Kartal Açık Cezaevi’ndeki son günümde gün çoktan ağarmıştı. Gözlerim ağır ağır açılıyordu. Gün ışığı, göz kapaklarımdan süzülerek içeri doluyor; haliyle gözlerim kamaşıyordu. Yarı açık, yarı kapalı gözlerle koğuşun içini süzdüm.
Battaniyelerine sarılmış mahkûmlar uykunun derinliğine teslim olmuşlardı. Birazdan yapılacak anonsla uyanacaklarını biliyordum. Geceden okuduğum kitabım ve üzerine koyduğum gözlüklerim, yastığımın altına gömülmüştü. Demek ki uyurken kollarımın basıncıyla oraya kaymışlardı.
Kitapsız yapamıyorum. Sanki onsuz önümü göremiyorum. Kitaplar karanlıklarımı aydınlatan bir fener gibi. Elimden düşürmüyorum onları. İmkânım olsa yirmi dört saatin yirmisini okumakla geçirirdim. Kalan dört saati uyumakla ve yemekle geçirirdim diye düşünebilirsiniz; ama o da öyle olmazdı. Yine okumak isterdim.
Bir söz vardır:
“Âlimin uykusu, cahilin ibadetinden üstündür.”
Çünkü değirmene ne atarsanız, onu öğütür.
Kalk iştimasından önce yüz taramamızı yaptık. Ardından kahvaltı ve dışarıda sayım. Banklarda oturduk. Vaktin çabucak geçmesini bekliyordum. Arada uzun uzun voltalar atıyorduk.
Bugün çıkacağımı bilen birkaç kişi yanıma gelip sohbet etti, hâl hatır sordu. Heyecanıma ortak olmak ister gibiydiler. Ben de elimde kalan parayla, içeride kalan arkadaşların yüzünü biraz olsun güldürmek istedim. Çay, kahve, hatta dondurma ikram ettim.
Geçici koğuşta bana kendi battaniyesini veren, sivilde de “badi” yapmış olduğum arkadaşı görünce:
“ Sana ne ikram edeyim?” diye sordum.
Bir şey istemedi.
Yanındaki iki arkadaşıyla birlikte üçüne tost alıp verdim. Çayla birlikte yiyip içtiler.
O an şunu düşündüm:
İnanın, saray sahibi olsanız bile size ikram edilen bir çayın verdiği ferahlık ve sevinç başka hiçbir zenginlikle ölçülemez. İnsan bazen nedenini bilemediği bir huzur duyar. İşte o duygu, parayla satın alınamaz.
Derken anons yapıldı.
Paşabahçeli Savaş…
Yanında Mesudiyeli Ercan Bolat abi…
Bir de birlikte volta attığım Beykozlu genç arkadaş…
Adını şimdi hatırlayamadığım nice mahkûm arkadaşla sırayla vedalaştık.
O an anladım ki dünya, serüvenden serüvene savrulan insanların yeridir. Her insanın içinde anlatılmayı bekleyen bir hikâye vardır.
Belki de vizyonum olmasaydı, fikirlerim ve düşüncelerim olmasaydı, daha büyük ve daha karanlık bir mapushaneye tayinimiz çıkabilirdi.
Ama şimdi yürümeye devam ediyorum.
Çünkü varılacak çok yerim var.

