Mapus Damından Notlar – Açık Cezaevinde İlk Gün...

Mapus Damından Notlar – Açık Cezaevinde İlk Gün...

Kapalıdan çıkıp cuma akşamına yakın Kartal Açık Cezaevi’ne teslim oldum. İnsan, bir kapıdan çıkıp başka bir kapıya girince özgürlüğe yaklaştığını sanıyor; oysa sadece duvarların biçimi değişiyor. Yemeğin üzerine vardım. Tanıdık yüzlerle aynı masaya oturduk. İnsanın açlığı sadece mideyle ilgili değil; bazen bir yüz, bir ses, bir hâl de doyuruyor.
Beykozlu Ercan Bolat oradaydı. Saz ekibinden genç bir arkadaşdı adı ne ilginçtir aklıma gelmedi şu an ve sonra Paşabahçeli… ve yine adını hatırlayamıyorum ama yaptığı işler unutulmaz cinstendi. Kantin cuma günü erken kapandığı için su yoktu; cumartesi, pazar derken pazartesiye kadar bize su taşıdı. Ercan abinin montu yoktu, üşüyordu; bir mont ayarlayıp verdi. Battaniye bulmaya bile niyetlenmişti. İnsanlar hakkında çok konuşulur içeride. “İşi olmasa yapmaz” diyenler oldu. Oysa mapusta kimin kiminle ne işi olabilir ki? Harcamalar belli, karttaki para belli. Adam kendi kısıtlılığından harcıyordu.
Açık cezaevi, kapalıya benzemez. Orada voltalar on bir adımdır; burada adımlar uzar, nefes genişler. Yolları olan bir yerdir açık cezaevi. Kafanı kaldırdığında ormanı görürsün; binalar, sokaklar, banklar… Bir mahalle hissi vardır. İnsan, sivile hazırlanır. Sohbetler de hep bunun üzerinedir: İzne çıkanlar ne yaptı, dışarı nasıl bir yer, insan oraya nasıl geri döner?
Volta atarken birini işaret ederler:
“Bu baron.”
“Bu tetikçi.”
“Şu adam birini doğramış.”
“Bu bankacı, uluslararası fonlarda çalışıyormuş.”
Her tür suç, her tür hikâye yan yanadır. Bir tetikçi vardı; memurlar geçerken ayağa kalkar, bizim de kalkmamızı isterdi. Saygılıydı. Ama anlattıkları… Sağ ayağa kırk bin avro, sol ayağa elli bin… İnsan dinlerken ürperiyor. O an anlıyorsun: Mapus ıslah etmez. Çoğu zaman bilenir insan. Arsızlık öğrenilir, ustalar bulunur, bağlantılar kurulur. Eğitim gibi işler bazen mapus.
Birbirlerine iş teklif edenler oldu. “Çıkınca ara abi, kuryelik yaparım.” diyenler... Telefon numaraları havada uçuşur. Oysa bazıları hastadır. Tedaviye ihtiyacı vardır. Babasına, anasına kini olan; yüzleri yere düşsün diye suç işleyenler… Böylelerinin yeri mapus değil, terapi odasıdır. Ama bilerek ve isteyerek öldürenin yeri de mapus olmamalıdır. Onun yeri mezardır. Sert bir söz gibi durur ama caydırıcılık buradadır. “Kısasta hayat vardır” denmesi boşuna değildir.
Kapalıda katillerle aynı koğuşta yattım, aynı sofraya oturdum. Ben birine yumruk attığım için oralardaydım. Şimdi açıkta her suçtan insanla yan yanaydık. Sabah sekizde yüz okutma, öğlen bir daha. Sabah kalkış, gece yatış… İnsan burada bile sayılarla var.
5 Eylül’ün son demleriydi. Dışarıdaki havayı içime çektim. Geçici koğuştaki yatağıma uzandım. İçeri, bir sokak lambasının cılız ışığı doluyordu. Yanımda kitap yoktu. O gece okumadan geçecekti. İçimden şunu geçirdim:
“Ah bir kitap olsa… Şimdi ne güzel okurdum.”
Belki de özgürlük, eline kitabı alıp bir ışığın altına oturabilmektir.
Belki de mapus, insanın kitaba en çok ihtiyaç duyduğu yerdir.
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.