ILGIN RÜZGÂRLARIN AYAK SESLERİ
İçimde ılgın rüzgârların ayak sesleri,
kimsesiz bir sahilin kumlarına basar gibi
yavaş, ürkek, ama inatla…
Ne zaman sustuğumu sansam
bir yerlerden yeniden başlar uğultusu.
Bir yaz akşamının küskünlüğü var içinde,
güneşin batarken yarım bıraktığı bir cümle gibi.
Ne tam karanlık olur içim
ne de aydınlığa varır—
hep o arada, hep o eksik yerde kalır.
Savruldukça anlıyorum;
insan bazen en çok kendi içinde dağılır.
Bir hatıranın ucundan tutar,
diğer ucunda kaybolur.
Ne geçmiş affeder onu
ne gelecek sahiplenir.
Çocukluğumun kırık dalları hışırdar her esişte,
oysa ben büyüdüm sanmıştım—
oysa ben unuttum sanmıştım.
Meğer unutmak,
sadece rüzgârın yön değiştirmesiymiş.
Bir ses var içimde,
adını koyamadığım,
konuşsa her şeyi değiştirecek
ama susarak her şeyi koruyan…
İşte o sesin kıyısında yaşıyorum ben.
Gece çöktüğünde daha belirgin olur her şey,
karanlık, insanın içini aydınlatır bazen.
Kendime sakladığım tüm cümleler
birer birer dökülür sessizliğe,
ve ben onları toplamak yerine
dinlemeyi seçerim.
Çünkü bilirim—
en derin yaralar gürültüyle değil,
sessizce kanar.
Ve en büyük kopuşlar
kimsenin duymadığı anlarda yaşanır.
İçimdeki ılgın rüzgârlar
bir gün diner mi, bilmiyorum…
Ama şunu öğrendim:
İnsan bazen huzuru bulmaz,
sadece alışır fırtınasına.
Ve ben—
o rüzgârın ortasında dimdik duran değil,
onunla savrulmayı öğrenen biriyim artık.
Eksilerek tamamlanan,
kaybolarak kendini bulan…
Sezgin DEMİR
“İnsan, içinden geçen rüzgârın yönünü değil; ona nasıl yürüdüğünü seçer.”

