… Her söylenene, duyduğuna inanma

… Her söylenene, duyduğuna inanma

Toplumsal barış ve bireysel huzur için.

 

Size bir şey anlatıldığında tavrınız, duruşunuz, duygularınız nasıl oluyor? Nasıl davranmanız gerektiğini biliyor musunuz?

DEDİKODU

 

KALBİN KAPISINI TUT: DUYDUĞUNUN BEKÇİSİ OL

 

Kulak Bir Emanet, Kalp Bir Mabettir

Bize anlatılan her şey, ruhumuza girmeye çalışan bir misafir gibidir. Ancak her misafir baş tacı edilmez.

 

Rabbimiz; “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur” (İsrâ, 36) buyurarak, sadece söylediklerimizden değil, duyduklarımıza verdiğimiz geçitlerden de hesap vereceğimizi hatırlatır.

 

Bilgi kirliliğinin ve "sözün" ucuzladığı bu çağda, duyduğun her şeye inanmamak, aklının ve imanının sadakasıdır.

 

“Gıybet etmeyiniz”, “Yokluğunda çekiştirmeyiniz” manasına gelir.

Ayetin başında varsayım (zan, sanı) ayrıca yasaklandığından, bu kısımda yasaklanan şeyin, varsayım olmamasına (gerçek olmasına) rağmen kişinin yokluğunda, kötü hal ve davranışları hakkında konuşmak, olduğu anlaşılmaktadır.

Yani ister gerçek ister varsayım olsun kişinin arkasından konuşmak yasaklanmıştır.

 

Ne dersiniz?

Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme. Kalem 10,11,12,13,14- : BOYUN EĞME- DİK DUR –

“Çok yemin eden, aşağılık, alaycı, kınayıp duran, hayırdan meneden, saldırgan, günaha düşkün, kaba ve bütün bunlardan sonra soyu bozuk olan kişiye itaat etme!" Kalem 10-11

"O çok yemin eden, aşağılık kişiyi dinleme! Ayıplayıp arkadan çekiştireni, laf götürüp getireni dinleme!" Kalem 10-12

Zobu (kaba), sonra da takma (soysuzlukla damgalı), Kalem 13.

Saygısız, daha da ötesi şımarık olanları önemseme! Kalem 68/13

"Ey iman edenler! Zandan çokça kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın, bir kısmınız bir kısmınızı arkasından çekiştirmesin." Hucurât 12

 

 

ALAY ETME

"Arkadan çekiştirip duran, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline!" Humaze 1

"Ey iman edenler! Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin, belki de alay ettikleri kimseler kendilerinden daha iyidir..." Hucurat 11

Ey iman edenler, bir topluluk bir toplulukla alay etmesin; belki de onlar kendilerinden daha hayırlı olurlar; birtakım kadınlar da diğer kadınlarla (alay etmesin), belki onlardan daha hayırlı olurlar. Bir de kendi kendinizi ayıplamayın ve kötü lakaplarla atışmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü isimdir! Her kim de tevbe etmezse, işte onlar kendilerine zulmedenlerdir. Hucurât 11

Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. Hucurât 11-: ASLA ALAY ETME

"Sadakalar konusunda müminlerden bazılarını alaya alanlar var ya, Allah onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem verici bir azap vardır." Tevbe 79

 

 

Dinlemek Bir Onaylamadır

 

Gıybet sadece söylenince değil, dinlenince de tamamlanır. Biri sana başkasının gıybetini getirdiğinde, sessiz kalman aslında ona bir "sahne" sunmandır.

O sahneyi yıkmak; kırmadan ama vakur bir duruşla konuyu değiştirmek, müminin asaletidir.

 

Zannın çoğu günahtır, çünkü zan insanın kalbine bir "perde" indirir. O perde indikçe, karşındakinin güzelliklerini göremez hale gelirsin. Birine "kötü" denildiğinde, o haberi getirenin niyetini sorgulamak;

“Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın...” Hucurât 6 emrinin bugünkü karşılığıdır.

 

 

İzzetli Bir Yalnızlık, Zilletli Bir Kalabalıktan İyidir:

 

Kalem Suresi’nde tarif edilen o "aşağılık, söz taşıyan, kaba" tiplere boyun eğmemek, onların alkışını kaybetmeyi göze almaktır.

Eğer bir ortamda birinin onuru çiğneniyorsa, oradan uzaklaşmak bir zayıflık değil, kalbini o kirden koruma ferasetidir.

Unutma; başkasını senin yanında çekiştiren, seni de başkasının yanında bir "malzeme" olarak kullanacaktır.

 

Gıybet = Arkadan konuşmak, doğru da olsa yasak

"İster gerçek ister varsayım olsun kişinin arkasından konuşmak yasaklanmıştır."

Doğruyu söylüyorum diye arkadan konuşmak caiz değildir. Gıybet, doğruyu bile yanlış yerde kullanmaktır.

 

Zandan (şüpheyle varsaymaktan) kaçın

"Zannın bir kısmı günahtır." Hucurât 12

Kalbine gelen her şüpheyi hemen doğru sanma. Çoğu zan, insanı hataya sürükler.

 

Kusur araştırma, çekiştirme

"Birbirinizin kusurlarını araştırmayın, bir kısmınız bir kısmınızı arkasından çekiştirmesin." Hucurât 12

Başkasının ayıbını arayan, kendi ayıbını bulamaz hale gelir. Sen kusur avcısı olma. Olabiliyorsan kusur örtücüsü ol.

 

Alay etme – bir topluluk diğeriyle alay etmesin

"Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin, belki de alay ettikleri kendilerinden daha iyidir." Hucurât 11

Alay ettiğin kişinin meğer senden daha değerli olduğunu öğrenince ne yapacaksın? Alay ederek küçülmez, büyümezsin.

 

Kötü lakap takma – isimle değil, imanla övün

"Kötü lakaplarla atışmayın... İmandan sonra fasıklık ne kötü isimdir!" Hucurât 11

Birine taktığın kötü lakap, önce kendi kalbini yaralar. Müminin adı güzeldir, lakabı da öyle olmalı.

 

Söz taşıma – laf getirip götürenlere boyun eğme

"Çok yemin eden, aşağılık, ayıplayıp arkadan çekiştireni, laf götürüp getireni dinleme! Boyun eğme – dik dur." Kalem 10-13

Sana birini çekiştirerek gelen, seni de başkasına çekiştirir. Dedikodu taşıyanlara itaat etme, dik dur.

 

Gıybetçinin tarifi (Kalem Suresi’ne göre)

- Yemin edip duran, aşağılık, alaycı, kınayıp duran, hayırdan meneden, saldırgan, günaha düşkün, kaba, soysuz, söz taşıyan…

Bu vasıflar sana uyuyorsa dur, düşün, tövbe et. Uymuyorsa şükret ve başkasını bu dille anma.

 

Gıybet edenin sonu (Humaze 1, Tevbe 79)

"Arkadan çekiştirip duran, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline!" (Humaze 1)

"Müminlerden bazılarını alaya alanları Allah maskaraya çevirmiştir." (Tevbe 79)

Alay edenin sonu maskaralık, gıybet edenin sonu pişmanlıktır.

 

 

Arkadan konuşma – doğru olsa bile yasak. 

“Gerçeği söylüyorum” diye birinin arkasından konuşursan bu da gıybettir.

 

Sana birini çekiştireni dinleme, dik dur.

“Laf getirip götürenlerden uzaklaş. Boyun eğme.”

 

Alay ettiğin kişi senden daha iyi çıkabilir.

“Sakın kimseyle alay etme. Belki o, Allah katında senden çok daha değerli.”

 

"Boyun eğme – dik dur!" 

Yemin edip durana, aşağılık olana, alay edene, gıybet edene, söz taşıyana, saldırgan ve kaba olana **itaat etme**. Onların yaptığını yapma, onların dilini kullanma. Sen adil, merhametli ve sessiz kalman gerektiğinde konuşan değil, konuşman gerektiğinde hakkı söyleyen ol.

 

Hayatın İçinden Sessiz Kahramanlıklar

 

Düşün ki, bir dostun hakkında olumsuz bir şey duydun. Hemen inanıp gönül koymak yerine; "Belki bir sebebi vardır, belki duyduğum gibi değildir" diyerek ona bir "kredi" tanımak, işte o muazzam ahlaktır.

Arkasından konuşulan birinin onurunu, o orada yokken savunmak; mizanı ağırlaştıracak en büyük gizli ibadetlerdendir.

Alay etmek, bir başkasının eksiğinden beslenmektir. Oysa büyük ruhlar, başkalarının eksiklerini örtmekle meşgul olmaktan, kendi kusurlarını düzeltmeye vakit bulamazlar.

 

 

Sözün Şifası, Sükûtun Vefası

 

Dilini gıybetten korumak bir erdemdir, ama kalbini su-i zandan korumak bir "makam"dır.

 

Her duyduğunu doğru sanıp taşımak, insanı "yalanın taşıyıcısı" yapar.

 

Peygamberimiz (sav); “Kişiye yalan olarak her duyduğunu anlatması yeter” (Müslim) buyurarak bizi bu büyük tehlikeden sakındırmıştır.

 

Gel, sözün bittiği yerde özün başladığını bilelim.

  • Duyduğumuzun dedektifi değil, iyiliğin müjdecisi olalım.
  • Başkalarının kusurlarını araştıran bir "hafıye" gibi değil, kendi ayıplarını temizleyen bir "işçi" gibi yaşayalım.
  • Bize bir "kara haber" getirene, kapımızı kapatıp kalbimizi açmayalım.

Çünkü insan; sadece yedikleriyle değil, duyduklarıyla da beslenir.

Ruhunu dedikoduyla kirletme; onu hakikatle, nezaketle ve her şeyden önemlisi "güzel bir zan" ile ferahlat.

"Dik dur, boyun eğme" çağrısı, sadece zalim sultana karşı değil; aynı zamanda kalbini işgal etmeye çalışan o çirkin fısıltılara ve söz taşıyanlara karşıdır.

 

Sen, kalbini selim tut ki, huzura o temiz kalple varasın.

 

 

Ve unutma:

Kesin hüküm vermek sadece Allah’a mahsustur.

O yüzden acele etme, araştır, merhametli ol.

 

 

Unutmayın ki,

Önyargısız, samimi bir yürekle sorgularsanız…

Gerçek size hikmet olarak sunulur. 

 

erolyazıcı / ABBEYT ♥️Hakikat Yolunda Bir Yolcu

15.05.2026, cuma

 

Siz ne düşünüyorsunuz?
 

Fikrinizi bizimle paylaşın,

Yorumlarınız başka gönüllere ışık olsun.

Bu yolculukta sizlere rehberlik edecek olan,

Kalbinizin sesi ve aklınızın ışığıdır.

Teşekkürler, sevgiler, saygılar…

 

Yorumlarınızı aşağıya bekliyoruz.

 

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.