Köşe Yazısı

HER GÜNE BİR HİKAYE

EĞİTMEK
Adnan Kesik
Adnan Kesik
6 2 dk
Fakir Baykurt daha küçücük bir çocukken, köy kahvesinden yayılan çay kokusu bir gün öylesine hoşuna gider ki annesinin eteğine yapışır:

“Çay isterim, ille de çay!”



Annesi Elif Hanım oğlunu kıramaz. Elinden tutup kahveye götürür ve kahveci Topal Hüseyin’e seslenir:



“Hüseyin, bir bardak çay getir benim oğlana.”



Çay gelir.



Ama küçük Fakir, sıcak çayın nasıl içileceğini henüz bilmemektedir. Bardağı heyecanla eline alıp büyükçe bir yudum çekince ağzı fena halde yanar. Can havliyle bardağı elinden fırlatır.



Bardak toprak zemine düşer, kırılmaz.



Fakir’in aklına ise başka bir korku düşer:



“Şimdi annem bana çok kızacak…”



Belki bir tokat yiyeceğini bile düşünür.



Ama annesi ne bağırır ne de elini kaldırır.



Sadece kahveciye dönüp sakince:



“Hüseyin, bir çay daha getir oğlana.”



der.



İkinci bardak geldiğinde küçük Fakir artık ne yapması gerektiğini öğrenmiştir. Bu kez çayı üfler, acele etmeden yudum yudum içer.



Yıllar geçer…



Fakir Baykurt büyür, öğretmen olur. Fakat çocukluğunda yaşadığı o küçücük olayı bir türlü unutamaz.



Annesine defalarca sorar:



“Anne, o gün bardağı yere attığımda neden bana kızmadın? Neden vurmadın?”



Elif Hanım ise yıllarca bu soruya cevap vermez.



Ta ki bir gün oğlunun öğretmenlik yaptığı köy okuluna gidene kadar…



Ders sırasında sınıfın arkasında oturur ve oğlunu dikkatle izler.



Fakir Baykurt o günü anlatırken kendi ifadesiyle:



“Sınıfta estim, gürledim!”



der.



Ders bitince annesinin yanına gelir. Öğretmenliğinden memnun, biraz da gururludur.



“Anacığım, nasıl? Beğendin mi öğretmenliğimi?”



diye sorar.



Elif Hanım sakince cevap verir:



“Eh, işte… Fena değil.”



Fakir Baykurt şaşırır.



“Müfettişler geliyor, iyi veriyor, pekiyi veriyor. Sen ‘fena değil’ diyorsun. Nasıl olur?”



İşte annesi, yıllardır cevapsız bıraktığı o eski soruyu tam o anda cevaplar:



“Yıllarca sordun durdun. Şimdi aç kulağını da dinle.



Ben sana o gün çayı döktün diye kızsaydım, içindeki aslan küserdi.



Dövseydim, o aslan ölürdü.



Belki de böyle öğretmen olamazdın.



Şimdi sen de benim yaptığımı yap.



Sakin ol.



Bu çocukların içindeki aslanı sakın öldürme.”



Elif Hanım belki eğitim kitapları okumamıştı.



Çocuk psikolojisi üzerine eğitim de almamıştı.



Ama bir annenin sezgisiyle çok önemli bir şeyi biliyordu:



Bir çocuğun yanlışını düzeltebilirsiniz…



Ama bunu yaparken onun cesaretini, merakını ve kendine olan güvenini kırarsanız, verdiğiniz dersin bedeli çok ağır olabilir.



Fakir Baykurt öğretmendi.



Ama o gün sınıftaki en büyük dersi ona yine annesi vermişti. ❤️

KISSADAN HİSSE;

ASLINDA GERÇEK ÖĞRTETMENLERİMİZ ANNE VE BABALARIMIZDIR,ONLARIN HERHANGİ BİR OKULDAN MEZUN OLMALARINA İHTİYAÇ YOKTUR,DOĞAL DÜRTÜLERLE ÇOCUKLARINI HAYATA YETİŞTİRİRLER VESSELAM.

ADNAN KESİK


Adnan Kesik
Adnan Kesik

[email protected] · Makale sayısı: 273

Bu Yazıyı Paylaş